Çarpık enerji ile toplumu çarpmak.. – Mustafa Sönmez

Elektrikte önemli bir zammın eşiğine gelidiğimiz şu günlerde Enerji Bakanı Güler, 10 Kasım’da Meclis’te yaptığı bütçe konuşmasında elektriğe dört yıldır zam yapılmadığını , aksine sanayide kullanılan elektriğin fiyatının ortalama yüzde 6.5, konutlarda kullanılan elektriğin fiyatının da ortalama yüzde 1.5 oranında indirildiğini bildirmiş. Doğru olmasına doğru da, bu yoğurdun bolluğu nereden böyle?

2002’den bu yana herşeyin fiyatı ortalama yüzde 15 dolayında artarken elektriğin fiyatını artırmamanın hatta indirmenin hikmeti ne ola ki?
Evet, 2002’den bu yana toptan fiyatlar(ÜFE) yılda ortalama yüzde 15 artmış ama enerji ürünlerinin, yani başta petrolün, doğalgazın fiyatları, özellikle AKP iktidarının 2003, 2004 ve 2005 yıllarında pek artmamı,ş hatta düşürülmüş. Ta ki bu yıla kadar. Bu yılın ilk 9 ayında ise ÜFE yüzde 11,5 artarken enerji fiyatlarındaki artış şimdiden yüzde 22’ye yaklaşmış ama daha sırada elektriğe gelecek zam var.

Oysa, Türkiye kullandığı enerjinin giderek daha azını üretirken daha çoğunu ithal ediyor. Türkiye, ulaştırmada, sanayide, ısınma ve aydınlanmada kullandığı enerjinin yüzde 70’ini ithalatla karşılayacak kadar dışa bağımlı bir ülke durumuna gelmiş durumda. Enerji için yapılan ithalatın faturası , özellikle hampetrol ve doğalgaz fiyatlarındaki artışla birlikte 2000 yılında 9,5 milyar dolar iken 2005 yılında 21,2 milyar dolara çıkmış. Türkiye’nin yıllık 116 milyar dolara ulaşan 2005 ithalatında enerjinin payı yüzde 18. Bu yılın ilk 8 ayında ise yüzde 21’i bulmuş. Faturanın bu kadar kabarmasında, enerjinin daha azını içeride üretip daha çok ithal etmek ama, ithalatı da yükselmiş fiyatlarla yapmak var. İthal edilen hampetrolün varil fiyatı 2003 yılında 23 dolar iken bugün dayandığı rakam 63 $.
Peki bunca bağımlılığa ve artan faturaya rağmen, fiyatlar nasıl ve neden artırılmamış, hatta düşürülmüş? Bunun altında, enerjinin en büyük kullanıcısı sanayi ve ticaret kesimine sübvansiyon sağlamak var. Büyüyebilsinler, düşürülmüş ucuz tutulmuş enerji fiyatları ile dışarıda rekabet gücü bulup ihracat yapabilsinler diye..Ama nereye kadar? İşte geldi çattı zam zamanı. Şimdi birikmiş bütün sübvansiyonları zamla ve Hazine’ye yüklenecek yüklerle topluma ödetmek zamanı. Doğalgaza yapılan ve yakında elektriğe yapılacak zamla tüketici zamlı enerji kullanmaya mecbur tutulurken, Botaş’a EGO ve elektrik üreticisi devlet kuruluşu EÜAŞ’ın taktığı 9 milyar dolarlık borç, Hazine’ye ,oradan da vergilerle halkın sırtına yıkılacak, böylece bir zarar yığını daha “toplumsallaşmış” olacak.

Çile bitmiyor..

Bu, ilk perdenin tatsız sürprizi ama çilemiz bitmiyor, sırada yenileri olacak. Çünkü kolayca dönülmez biçimde, ulaştırma politikası petrole dayalı kara ulaşımına, elektrik üretim politikası da ithalatla sağlanan doğalgazla üretime bina edilmiş durumda.
Bu ülkenin onca su, kömür, rüzgar, güneş, jeotermal kaynağı atıl dururken ithalle sağlanan doğalgaza ödenen fatura yıldan yıla artıyor. 2002’de bu fatura 3 milyar dolar iken 2005’te 7,1 milyar dolara çıkmış, bu yıl 8 milyar doları aşması mukadder. Doğalgazla elektrik üretmenin payı yüzde 50’yi geçmek üzere. Bu kadar bonkör (siz bunu haince diye de okuyabilirsiniz) bir tercihin geçmişi de ANAP dönemlerine uzanıyor ve abartılmış doğalgaz tüketim projeksiyonları ile yapılan müeyyidesi ağır anlaşmalarla doğalgaz, Türkiye’nin enerji bileşiminde olmayacak bir büyüklüğe itilmiş oluyor. Doğalgazı ısınmada kullanmak hadi neyse de elektrik üretiminde kullanma ve özel firmaları bu yönde özendirme, onlara garantiler verme gaflet ve hıyanet bayrağını ANAP’tan devralan AKP, bu çarpıklığı düzeltmek yerine pekiştirmiş bulunuyor.

Bağımlılık,usulsüzlük içiçe..

Enerjideki piyasalaşma ve özelleştirme uygulamaları, kamusal yanı ağırlık taşıyan enerji üretimini ve tüketimini, özel firmaların kar ve sermaye birikimi insafsızlığına terk anlamı taşımaktadır. Körükörüne piyasalaşma ve özelleşme direktiflerine teslimiyet, Türkiye’yi, daha pahalı enerji kullanan, bu nedenle de rekabet gücü zayıflamış bir sanayiye sahip ülke durumuna sokmuştur.

Enerjide artan dışa bağımlılığın getirdiği yoğun sömürünün yanında, doğalgaza yönelişin yarattığı yeni pazar, birçok usulsüz icraata, kayırmacılığa kapı açmıştır. Rusya’dan 3 ayrı fiyattan doğalgaz anlaşmaları yapılmıştır. Özel firmalarla yapılan “al ya da öde” anlaşmalarında toplum çıkarlarına aykırı uygulamalar yaygınlaşmıştır. Alım garantili Yap-İşlet-Devret projesinin sayısı 32’ye çıkmış , YİD proje sahipleri, istedikçe istemiş ve sonuçta bakanlık aleyhine açılan 18 adet tahkim davasında talep edilen tazminat miktarı yaklaşık 1.8 milyar doları bulmuştur. Doğalgaz kuruluşu BOTAŞ’ın ithalat görevi, özel firmalara yeni kazanç kapıları olarak aktarılmak üzeredir.

Ulaşım çarkı petrolle ve elektrik çarkı doğalgaz ile dönen ve bunun için ithalatının yüzde 20’sini harcayan Türkiye, artık önümüzdeki yıllarda da yüksek ithal faturalarına, tüketici yüksek enerji fiyatlarına maruz bırakılmış durumdadır. AKP’nin dört yıllık sübvansiyon taktiği ağırlıkla büyük firmalara yaramış, bu rant aktarımının ardından,yük topulumun sırtına bindirilmek üzeredir. Enerjide yeniden zam patikasına girilmiş, IMF ile de bu konuda mutabık kalınmıştır.

Ne yapmalı?

Zamları yeni zamlar izleyecektir. Enerji, özellikle hanehalkları için seçimi pek de mümkün bir kalem değildir. Evinizde kullandığınız elektriğin ve doğalgazın tercihini yeniden yapamaz, ikameye gidemezsiniz, o nedenle de burnunuza dayatılan faturayı ödemeye mecbur bırakılırsınız. Bu kadar teslim olunmuş bir hizmeti kullanırken ödetilen bedel, bir tür adaletsiz vergi, angaryadır ve hiçbir şekilde adil değildir.

Öncelikle, doğal gaz temin anlaşmalarında Türkiye aleyhine hükümler var ve bedeli topluma ödetiliyor. Bu hükümlerin ivedilikle iptaline gidilmelidir. İthal doğalgazdan elektrik üretme saçmalığının neresinden dönmek mümkünse hemen dönülmeli, doğal gazın enerji üretimindeki yeri daraltılmalı, doğal gazda yerli üretimin artırılması, uygulanan KDV’nin düşürülmesi ve ÖTV’nin kaldırılması gereklidir. İvedilikle , doğal gazın elektrik üretimi içinde yüzde 50’ye yaklaşan payın düşürülmesi, başta su, rüzgar ve jeotermal olmak üzere yerli, yeni ve yenilenebilir kaynaklara ağırlık verilmesi, enerji üretiminin yeniden kamu eliyle gerçekleştirilmesi talep edilmelidir.