Üretici çaya sahip çıkmalı – Necdet Oral(Bianet)

Türkiye çayda iç tüketim açısından dünyada 5. sırada geliyor ve cazip bir pazar. Bu pazara egemen olabilmek için önce yerli çay tarımının çökertilmesi gerekiyor. IMF ve Dünya Bankası’nın Türkiye tarımına doğrudan müdahalede bulunmasının nedeni bu.

Doğu Karadeniz’de dağların çok dik, ekilebilir toprakların çok kısıtlı ve asit özellikle olması yalnız çay üretimi için olanak sağlamaktadır. Bu nedenle çay bölgede yerine başka bir ürünün ikame edilmesi imkânsız olan bir bitkidir. Çayın bir başka özelliği de, eğimli alanların en iyi biçimde değerlendirmesini sağlamanın yanı sıra toprak ve su koruma açısından da uygun bir bitki olmasıdır.

Çay Karadeniz’de bir milyon insanın geçim kaynağı

Türkiye’de çay tarımı, Doğu Karadeniz Bölgesi’nde Gürcistan sınırı ile Fatsa arasında, kıyıdan 30 km içerilere değin uzanan bir alanda yapılmaktadır. 2004’te yapılan ölçümlerde çay üretim alanları 766 bin dekar olarak saptanmıştır.

2004 yılı itibariyle çay üretimine ayrılan alanların yaklaşık olarak yüzde 65’i Rize, yüzde 21’i Trabzon, yüzde 11’i Artvin, geriye kalan yüzde 3’ü de Giresun ve Ordu’da bulunmaktadır. Bu illerdeki 200 binden fazla ailenin (yaklaşık 1 milyon insanın) geçim kaynağı olan çay, yıllardır bölgenin en önemli tarım ürünlerinden biri olma özelliğini sürdürmektedir.

Türkiye kuru çay üretimi açısından beşinci sırada yer alıyor

Günümüzde başta Hindistan, Çin, Sri Lanka (Seylan), Kenya, Endonezya ve Türkiye olmak üzere yaklaşık 45 ülkede çay üretilmektedir. FAO verilerine göre, 2005 yılı itibariyle, dünyada çay üretimine ayrılan alan 2,6 milyon ha, elde edilen kuru çay ise 3,4 milyon tondur. Çay plantasyonlarının yüzde 37’si Çin’de bulunmakta; aynı şekilde dünya çay üretimin yaklaşık yüzde 27,5’ini Çin sağlamaktadır.

Türkiye üretim alanlarının genişliği açısından dünyada 7., kuru çay üretimi açısından ise 5. sırada yer almaktadır. Kişi başına çay tüketimi yönünden İrlanda 3,3 kg/yıl ile dünyada ilk sırada olup, Türkiye 2,3 kg/yıl olan tüketimiyle İrlanda, İngiltere ve Kuveyt’in ardından 4. sıradadır.

Çayda devlet tekeli 1984 yılında kaldırıldı

Meclis’te 4 Aralık 1984’te kabul edilen Çay Kanunu’nun 1. maddesi ile çayda devlet tekeli kaldırılarak çay alım, işleme ve satışı yerli ve yabancı şirketlere açıldı. Özal’ın emriyle hazırlanan yasa ile özel sektöre yalnızca üretim izni verilmedi, ayrıca özel sektörün bu alana yatırım yapması için teşvikler de sağlandı.

Söz konusu yasaya dayanarak birçok özel sektör kuruluşuna teşvik belgesi verildi. 1985-88 yılları arasında 129 şirket teşvik belgesi almış, fizibilite raporlarında 12,6 bin kişinin istihdam edileceği belirtilmişti. Oysa 1993’te yapılan saptamalara göre sektörde ancak 5,2 bin kişi çalışıyordu.

Özel sektör çayda kaliteyi düşürdü

Özelleştirmeyi izleyen 10 yıl içerisinde fabrika sayısında büyük bir artış görüldü. Sanayi Bakanlığı’ndan izin alan şirket sayısının 100 dolayında olmasına karşın özel çay fabrikalarının sayısı 312’ye değin çıktı. İzinsiz çalışan bu tesisler yaş çay yaprağı alımlarında ürün kalitesine özen göstermeyerek standart dışı alımlar yaptılar ve üretilen kuru çayın kalitesi düşürdüler. Çok düşük maliyetlerle çay üretebilen bu kuruluşlar, pazarlamada karşılaştıkları güçlükleri ÇAYKUR’un tüketici tarafından en çok beğenilen Filiz, Çay Çiçeği, Rize Turist gibi çay paketlerini aynı görünümde basıp içine başka çaylar doldurarak piyasaya sürerek aşmaya çalıştılar. Düşük maliyetlerle üretilen bu çaylar yüksek indirimlerle piyasaya girdi. Böylece özel sektör piyasada haksız rekabet yarattı.

Özel sektör çay üreticilerini zor durumda bıraktı

ÇAYKUR üreticiden günde en çok dekar başına 10 kg yaş çay alımı yapılmaktadır. Ancak üreticinin yaş çayı elinde bekletme süresi sınırlı olup (bir gün), bu süre içinde işlenmeyen çayın kalitesi bozulmaktadır. Üretici bu durumda çayını değerinin çok altında fiyatlarla özel sektöre satmaktadır. Ancak özel sektör satın aldığı çayın bedelini uzun süre ödemeyerek, üreticinin parasını uzun dönemler başka işlerde kullanmaktadır. Bu bazen yıllar sürdü, kimi üretici ise parasını hiç alamadı. Çay üreticilerinin en azından bir bölümünün mülksüzleştirilmesinde özel çay fabrikaları etken olmuşlardır

Özel sektör her alanda rekabeti savunuyor, yalnız kamunun rekabetini istemiyor

Piyasa koşullarına ayak uyduramayan özel çay fabrikalarının yaklaşık yarısı üretime girmiyor. Sayıları 312’ye ulaşan fabrika sayısı günümüzde çalışan tesis açısından 169’a düştü. Özel sektör sürekli olarak kendisiyle rekabet eden ÇAYKUR’dan yakınıyor ve karşılaştığı tüm güçlüklerin nedeni olarak ÇAYKUR’u gösteriyor. Kısacası özel sektör her alanda rekabeti savunuyor, ancak devlet kendileriyle rekabet etmemelidir.

ÇAYKUR’un pazar payı yüzde 50’ye düştü

Çay tarımı ve sanayiinde devlet tekelinin kaldırıldığı Aralık 1984’ten sonra yeni fabrika kurmasına izin verilmeyen ÇAYKUR, günümüzde 45 yaş çay işleme ve 3 çay paketleme fabrikası ile etkinliğini sürdürüyor.

Çay sektöründe toplam kurulu kapasitenin yüzde 37’sinin kamu, yüzde 63’ünün özel sektöre aittir. ÇAYKUR’un yaş çay alımındaki payı 1999 yılında yüzde 77 iken, 2004’te yüzde 53’e geriletilmiştir.

ÇAYKUR, hiçbir zaman bağımsız bir kuruluş olamadı

Çay Kurumu (ÇAYKUR), 1971 yılında çıkarılan Çay Koruma Kanunu ile kuruldu ve 1973’te örgütlenmesini tamamlayarak çalışmaya başladı. 1982’de çıkarılan yasayla Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü adı altında KİT’e dönüştürüldü. Bu yasa 1984’te 233 sayılı KHK ile değiştirildi. Ancak ÇAYKUR, hiçbir zaman bağımsız bir kuruluş olamadı; sürekli olarak politikacılar tarafından siyasi rant aracı olarak kullanıldı. Kurum böylece sürekli zarar eden bir konuma getirildi, bu zarara üreticiye destek denilip görev zararı sayıldı. Mevcut sistemde, destekleme adı altında Hazineden çıkan paraların çoğu çay üreticilerine değil, aracı kuruluşlar ve bankacılık sistemine gitmektedir.

Kaliteli yaş çay usulsüz toplama ve işlemeyle kalitesiz hale getiriliyor

Türkiye’de iki sürgün arasındaki süre 55-60 gün olmasına karşın, diğer çay yetiştiricisi ülkelerde 30 güne değin düşmektedir. Daha uzun sürede yetişen çayda tat, koku ve kalite daha iyi olmaktadır. Öte yandan Türkiye’de çay yetiştiriciliğinde tarım ilacı, işlenmesinde de katkı malzemesi kullanılmamaktadır. Bu nedenle Türkiye’de yetiştirilen çay, dünyanın en nitelikli çaylarından birisidir. Ancak çayın kalitesi, özellikle 1980’li yıllardan başlayarak uygulanan yanlış politikalar nedeniyle bozuldu. Bunun başta gelen nedenlerinden birisi, siyasi iktidarların oy kaygısıyla 2,5 yaprak yerine 5-8 yaprak toplanmasına göz yummalarıdır. Öte yandan çay işleme tesislerinin mali, teknik ve sağlıksal açıdan yetersiz olması ve çay alanlarının ıslak edilmemesi kalitenin bozulmasındaki önemli etkenler arasında yer almaktadır.

Türkiye’de çayın üretim maliyeti yüksek

Türkiye’de özellikle girdi ve işçilik maliyetlerinin yüksek oluşu nedeniyle çayın üretim maliyeti dünyadaki başka üretici ülkelere göre daha yüksektir. Çeşitli sübvansiyonlar, girdilerin ucuzluğu ve çalışanların büyük bölümünün sosyal güvenceden yoksun oluşu nedeniyle çokuluslu çay tekelleri Türkiye
‘nin yarı fiyatından daha ucuza çay üretebilmektedir. Kuru çay maliyetinin yüksek ve kalitesinin düşük oluşu, çay ihracatını kısıtlamakta ve stoklar nedeniyle maliyet fiyatlarından daha düşük fiyatlarla ihracat yapılmaktadır. Örneğin ÇAYKUR’un 3,5 dolara mal ettiği kuru çayı 80 sente ihraç ettiği belirtilmektedir.

Kaçak çay büyük sorun

Türkiye 150-160 bin ton/yıl iç tüketimi ile dünyada en çok çay tüketen ilk 5 ülke arasında yer almaktadır. Oysa kuru çay üretimi yaklaşık 200 ton/yıldır. Yani yılda 40 bin tona yakın tüketim fazlası vardır. Ayrıca, değişik yollardan ülkeye yılda 50 bin ton dolayında yabancı kökenli çay girdiği tahmin edilmektedir. Bu çaylar, özel sektör tarafından yüksek kârlarla piyasaya sunulmaktadır. Uygulanan başka bir yöntem ise bu çayları yerli çayla karıştırarak pazarlamaktır. Gıda Kodeksinde çayın ambalajlı (ve ne tür bir ambalajda) olacağı açıkça belirtilmesine karşın, bu çaylar çoğu zaman sağlıksız koşullarda (açıkta ya da çuvalda) satılmakta ve önü alınmamaktadır.

Çokuluslu tekeller pazar payını hızla artırıyor

İlk yıllarda fason üretim yapan özel şirketler, günümüzde yerini sermaye gruplarına bırakıyor. Bunların başında ise 75 ülkedeki 500’ü aşkın şirketiyle dünyanın tüketim malları üreten en büyük çokuluslu şirketlerinden Unilever geliyor. Lipton markasıyla piyasaya giren bu şirket, yaş çayın en kalitelisini alıp işlemekte ve Hindistan, Kenya, Sri Lanka gibi ülkelerden ithal ettiği çaylarla harmanlayarak pazarlamaktadır. Bu yöntemi uygulayan başka şirketler de bulunmaktadır. Örneğin Alman Şirketi Teekanne Kütaş şirketi ile ortaklık kurarak 2001 yılında Türkiye pazarına girdi. Kütaş-Teekanne İzmir Kemalpaşa’da kurduğu fabrikada Seylan çaylarını işliyor. Yılda 40-50 bin ton çay bu yöntemle pazarlanmakta ve bunlar yerli çayı tehdit etmektedirler.

Özal’ın söylemleri çay tekellerinin dilinde tekerleme oldu

Özal’ın çayda devlet tekelini kaldırmasını savunurken kullandığı söylemler, günümüzde çay tekelleri ve onların sözcüleri tarafından yineleniyor. Özel şirketler, çayın yıllarca devlet tekelinde olmasının ve ÇAYKUR’un sübvanse edilerek varlığını sürdürmesinin özel sektörün gelişimini olanaksız hale getirdiğini; ÇAYKUR’un özelleştirilmesi ile Türkiye’de üretilen çayın kalitesinin yükseleceğini, çayda yeni harmanlar ile çeşitliliğin artacağını söylemektedirler.

Türkiye çayda iç tüketim açısından cazip bir pazar

Türkiye çayda iç tüketim açısından dünyada 5. sırada geliyor ve cazip bir pazar. Bu pazara egemen olabilmek için önce yerli çay tarımının çökertilmesi gerekiyor. Çokuluslu şirketlerin çıkarlarının savunucusu IMF ve Dünya Bankası’nın Türkiye tarımına doğrudan müdahalede bulunmasının amacı bu. Son yıllarda yapılanlar bu hedefe yönelik.

Çok ucuz maliyetle işçi çalıştıran çokuluslu çay tekelleri (örneğin Sri Lanka’da bir işçinin maaşı 30 dolardır) artı değeri kendi ülkelerine aktarmaktadırlar. Metropol ülkelerin hem pazar hem de sermaye birikimi sorununu çözmek Türkiye’nin görevi olmamalıdır.

ÇAYKUR özelleştirilirse, Türkiye çayda da açık pazar olacak

ÇAYKUR’un özelleştirilmesi durumunda, Türkiye piyasası başka ülkelerin çay pazarı haline gelecek, piyasa daha kalitesiz çaylara terk edilecektir. Kurumun özelleştirilmesindeki asıl tehlike, uluslararası tekeller ya da yerli işbirlikçilerinin eline geçmesidir. Böylece dünyada çay tüketiminde önemli bir potansiyel olan Türkiye’de, belli bir süre sonra yerli çay satılamaz duruma gelecek, hem üretim hem de sanayiin tasfiyesi söz konusu olacaktır.

Çözüm özerk ve üreticilerin yönetimine katıldığı bir ÇAYKUR yaratmaktan geçiyor

* ÇAYKUR’a yeterli işletme sermayesi verilerek, özerk bir yapıya kavuşturulmalıdır.

* Kurum politikacıların rant aracı olmaktan kurtarılmalı, yönetsel ve teknik uzman personele özgür bir çalışma ortamı yaratılmalıdır.

* Üreticiler günü kurtarma çabasından vazgeçmeli, dünya piyasalarında satılabilecek, standartlara uygun çay toplamalıdır.

* Çay üreticileri, kurumun yönetiminde söz, karar ve yetki sahibi olmalıdır.