Tartışmaların Ekonomi Politiği – Ergin Yıldızoğlu(Cumhuriyet)

Financial Times , Washington dış politika seçkinleri arasında Bush dış politikasını etkilemek için kıyasıya bir çekişmenin yaşandığına işaret ediyor, Christian Science Monitor da bu çatışmanın giderek çirkinleşmesini bekliyor. Brzezinski’ nin geçen hafta aktardığım saptamaları, ABD’de ”neocon” eğilimle ”realistler” arasında gittikçe yoğunlaşan bu çekişmenin ekonomi politiğine ışık tutabilir.

Brzezinski’nin sıkıntısı
Brzezinski: ”İsrail yönetiminde de karşılığı olan neocon reçeteler, Amerika ve son tahlilde İsrail için büyük felaket olacak. Bu politikalar, Ortadoğu nüfusunun büyük çoğunluğunu tamamen ABD’ye düşman edecek… ABD sonunda bölgeden kovulacak, bu da İsrail için sonun başlangıcı olacak.” Peki, ”Felakete yol açacak neocon reçeteler neler?” ve ”Ortadoğu nüfusunun büyük çoğunluğu kim?”

Neocon stratejinin paradigmasını, ABD’ye rakip bir büyük gücün yükselmesini, ABD’nin askeri gücüne dayanarak, enerji kaynakları ve yolları üzerinde kesin bir hâkimiyet kurarak engellemeye dayanıyordu. Bu proje, Ortadoğu’da bir seri rejim değişikliği amaçlıyor, İsrail’e, (karşılığında onun vurucu gücünü kullanabilmek için, örneğin Suriye’ye karşı, Jerusalem Post , 30/07) kayıtsız şartsız destek anlamına geliyordu. ”Proje” Afganistan ve Irak savaşlarına, Ebu Garib ve Guantanamo skandallerine yol açtı, bu arada petrolün fiyatı 20 dolardan 75 dolara fırladı.

2003’ten bu yana şirket bilançolarına, borsaya bakınca, bu projeden esas olarak savunma sanayii, petrol tekelleri, savunma sanayiine çalışan büyük müteahhit firmaların kazançlı çıktığını görüyoruz. Buna karşılık yüksek enerji fiyatları, talep yetersizliği sıkıntısı çeken, otomotivden dayanıklı tüketim mallarına, taşımacılığa, turizme kadar birçok sanayi ve hizmet sektörü projeden olumsuz etkilendi.

Dünyada hızla yükselen ABD düşmanlığının yanı sıra jeopolitik önceliklerden dolayı Doha gibi uluslararası ticaret anlaşmalarına, Latin Amerika gibi bölgelere yeterince enerji ayrılmaması da çokuluslu şirketlerin, uluslararası bankaların, medya ve eğlence sektörünün (kültür endüstrisi) kriz eğilimlerini güçlendiriyor. Mali sermayenin en güçlü temsilcilerinden Morgan Stanley International ‘ın eski başkanı Richard Debbs’ e göre ”bu yapılanların etkisini telafi etmek on yıllar alacak” ( Democracy Now , 08/08).

Tik tak, tik tak, tik…
Şimdi de ”Ortadoğu nüfusunun büyük çoğunluğu kim” sorusuna geçelim. Ortadoğu nüfusunun yüzde 65’i 25 yaşın altında. Bölge nüfusu hızla artmaya devam ediyor. Bu demografik yapı adeta patlamaya hazır bir bomba. Neocon reçeteleri eleştiren Council on Foreign Relations ‘dan Isabel Coleman , bu demografik yapıyı ”krizden krize sürüklenmekte olan bölgenin önündeki en büyük sorun” olarak niteliyor ( Dallas News , 05/02). Çünkü bölgede işsizlik 24 yaş altındaki gençler arasında halen yüzde 50’nin üzerindeydi. Bu genç nüfusun gereksinimlerini karşılamak, radikalizme kaymalarını engellemek için gelecek 15 yıl içinde 80 milyon yeni iş yaratılması gerekiyordu.

Sayıları ve huzursuzlukları hızla artmakta olan bu gençler için yeni iş olanakları açmak yetmiyor. Önce bunların, bu işlere uygun, onları topluma kazandıracak, ”terorizme” yönelmelerini engelleyecek yönde eğitilmeleri gerekiyor. Her ne kadar yüksek petrol fiyatları, bölge devletlerinin kasalarına 300-400 milyar dolar ek gelir sağladıysa da, bu kaynağın, Dubai gibi inşaat spekülasyonu bölgeleri dışında yeni iş olanakları yaratan projelere harcandığı şüpheli. Buna karşılık silah kontratlarında büyük bir artış söz konusu. Bölge devletleri bu eğitim ve iş yaratma sorunuyla ilgilenemeyecek, gençleri topluma entegre etmeyi düşünemeyecek kadar yoz, baskıcı yönetimlerin elinde. Coleman’a göre bölgede sermaye birikim hızı yavaş hatta durağan, yerel özel sektör de sorunun çözümüne bir katkıda bulunamıyor.

Neocon reçeteleri eleştirenlerin önerileri, bu demografik sorunu, siyasi bir tsunamiye dönüşmeden denetim altına almayı, alırken de uluslararası sermaye için bir olanağa dönüştürmeyi içeriyor. Bu büyük nüfusun çokuluslu şirketlerin üretim ve tüketim devreleri içine çekilmesi, piyasa kültürünün etkisi altına girmesi, siyasete yabancılaştırılması, sürecin finansmanının da sermayeye, kültür endüstrisine değerlenme olanaklarının açılması anlamına geliyor. Bu ise ister istemez, bölgede siyasi istikrarı, ekonomik liberalizmi, yerel rejimleri yıkmak yerine, onlarla işbirliği içinde gelişmeyi, dönüşümü sürece bırakmayı gerektiriyor.

Özetle, Brzezinski’nin saptamaları, ABD dış politikasındaki iki farklı yaklaşımın, iki farklı sermaye blokunun farklı gereksinimlerinden kaynaklandığına ilişkin tezi destekliyor.

[email protected]
Cumhuriyet 16.08.2006
GLOBALPOLİTİKÜLTÜR