Çocukları öldürmeyin! – Ercan Güven (Milliyet)

“Gökmen… Gökmen…”
“………..”
Ne “ah”, ne “aman”… Sadece vınlama sesi geliyor televizyondan. Kalple birlikte “bip”leyen aletin “artık atmıyor” feryadına benzeyen bir alarm… Ya televizyon bozuluyor, ya da bana öyle geliyor.
Çünkü Gökmen, tıpdan teçhizattan uzak, yeşil çimenler üzerinde yatıyor.
Ayağında şortu, üzerinde Elazığspor forması… Evde eşi çocuğu akrabaları.
Hiç hazır değil yaşamına son noktayı koymaya.
Ya takım arkadaşları?.. Onlar da Gökmen’i ölümün kucağına bırakmayı hazmedemiyorlar.
Göğsüne bir iki darbe… Ümitsiz birkaç suni tenefüs…
“Gökmen… Gökmen”.
Ne seslenenlere, ne de hayata yanıt veriyor Gökmen.
Sonraki görüntü, cenaze töreninden.
***
Gökmen’in ailesi otopsiye izin vermiyor, ama biz biliyoruz katili!..
Ağustos…
“Bu sıcakta idman yaptırılır mı be abi”…
Ne diyelim biz böyleyiz işte…
Ağustos sıcağında, Gökmen’in lisansına “sağlam” imzası atan doktordan başlayıp, kasasındaki milyon dolarlarla övünen Federasyon’a kadar uzanacak halimiz yok ya.
Zaten giden gitmiş… Kalan sağları da tedirgin etmenin alemi ne şimdi!
Ölümler, “elde olmayan sebeplerle” ortaya çıkar. Bu ölümün doğasında var.
Lakin bizim geleneklerimiz “elde olmayan sebepleri” büyük bir hoşgörüyle yaşamın her noktasına yayar:
“Yel aldı, ateş aldı, sel aldı, trafik, deprem, heyelan, sulama kanalı”…
Ve sıcak…
Kış gelecek; soğuk…
Ölmek için hiçbir fırsatı kaçırmıyoruz hani.
***
Salı günü daha da sıcaktı hava..
Henüz on beş yaşındaki Emre Aydın, sabah idmanını bitirmiş, evine gitmiş, akşam idmanı için kulübü Selimiyespor’a gelmeden önce parkta vakit geçirmek istemişti… Gökmen “ders” olmuş, öğle sıcağında antrenman yapılmıyordu. Selimiye halı sahası akşamları futbol meraklılarına kiralandığı için gündüzün serini çok azdı.
Birkaç saatlik tatil… Bir ağaç gölgesi… Bir iki soğuk gazoz… İkincisi kapaktan çıkmıştı galiba; “ikramiye”ye bakın…
Orta direk ailenin trilyonlar kazanmaya aday futbolcu oğlu için yaşamdan çalınan son keyiflerdi bunlar…
Ardından, uzun pelerini ve siyah orağı ile bir “amca”, koluna takıp götürmüş Emre’yi.
Kader mi?
Buluğ çağında ölen ilk çocuk değildi Emre… Ama lisanslı futbolcu olduğu için kontrolleri yapılmış olmalıydı!
On beş yaşında bir sporcu durduk yerde nasıl ölebilirdi? Hayret!
***
Hocası Uğur Özcan’la konuştum. Ortada ne sıcakta antrenman vardı, ne de zorlama. Sağlık raporları kapı gibiydi Emre’nin.
Lakin, vefatından sonra öğrenilene göre, bir iki kere bayılmıştı. Bayılıp düşmüştü. Sonra ne olmuştu bilinmez. Belki “marazlı çocuk” imajı yaratılmasın diye üstü örtülmüştü. Hastanede görevli babası, sağlık raporları için yardımcı olmuş muydu yoksa?
Burası Türkiye… Hangi birimiz evlatlarımızı “angaryadan” kurtarmak için tanıdıkları devreye sokmayız. İtiraf edin; hepimiz sağlıkla ilgili düzmece raporlara aşinayız.
Sahte rapor, üniversite giriş sınavı için “zorunlu evrak” haline gelmedi mi artık eğitim sistemimizde.
***
Neyse… Emre’nin hocası Uğur Özcan okumuş yazmış adam. Sordum, “Nasıl önlenir futbolcu ölümleri ?” diye.
“Profesyonel kulüplerdeki uygulama, amatörlere kadar inmeli” dedi.
Hani eforlu kalp testleri falan…
“Kim yapacak?”.
“Federasyon”.
Yok ya… Adamlar şikeyle mi uğraşsınlar, hakemlerle mi, üç büyüklerle mi?
“İndirimli hastaneler bulsalar, sponsor yapsalar”…
Geç hocam geç…
“Aileler”.
Pardon; yarım kilo kıyma mı dedin? Ulusal gelirin yarısını götüren yüzde beşi geçin, kimin gücü var? Bırakın bu işleri… Ağustosun sıcağı ile kaderin cilvesine çare bulunmaz.
***
Futbolcuları öldüren sıcak falan değil elbet.
Mesela, büyük takımlara altın tepside sunulmuş sağlık imkanları olmasa Washington da ölmüştü. Yabancı olduğu için değil, İstanbul’da ve Fenerbahçe’de bulunduğu için yaşıyor. Fenerbahçe’nin bu eski santraforu, kalbine takılan stentle yıllarca futbol oynadı, daha da oynuyor galiba.
Aynı Fenerbahçe’nin “futbol okulu”na kayıt olmak için Sağlık Ocağı’ndaki pratisyen hekimin akciğerleri dinlemesi yeterli oluyor ama.
Sadece Fenerbahçe değil, üç büyüklerden futbol talebelerine futbol profesyonelleri muamelesi yapan varsa söylesin; biz de bilelim.
Kaz gelecek ki, tavuk esirgenmesin…
Burası Türkiye…
***
Pramitin tepesi yemekten şişmiş, sağlık işinde estetiklere geçmiş de “etekler” ne olacak?
Her Ağustos’ta, her Ocak’ta, yolda, evde, sahada biraz daha mı toprağa gömülecek?
Bakın, geçenlerde Kütahya’dan bir dostum aradı. Futbolun içinde… Kütahyasporlu futbolcuların doktor kontrolünden geçirilmeden kampa alındığını söyledi.
“Herkes öyle” dedi, “30-40 sporcuyu toplayıp deniyorsunuz. Kimin kalacağı, kimin gideceği belli olmadan, hangi Anadolu kulübü, hangi parasıyla sağlık taraması yaptırabilir”?
Kütahya’dan bahsediyoruz… Biraz daha Doğu’ya gidin…
Giderken de insaf ve insaniyetinizi eve kilitleyin; yoksa çok acı çekersiniz.
***
Doğuda, bozkırda rastladığınız kırlangıç sürüleri kadar çoktur futbolcular.
Binlerce takım… Eşofmanı, şortu, topu olmayan bu gençlerden eforlu test falan isteyin de kahkahalara bakın.
Yahu o çocukların anneleri ölmüş; kardeşlerini doğururken şehir hastanesine yetiştirilemediği için. Sünnetlerini beldenin nalbantı yapmış. Dişlerini berber çekmiş. Aspirin yok aspirin…
Siz neyin raporunu istiyorsunuz?
O zaman?
O zaman lisansı verirken esaslı bir kontrolden geçirin bari.
Bademciklere bakılıp ciğerler dinlenmesin sadece. Beyana tabi olmasın sağlık durumu. Hani sporcu öldüğünde rapor falan için doktorlar seferber oluyor ya; işte o doktorlar sağlığında görsün çocukları. Yel”e, “sel”e, “deprem”e… Sıcağa, soğuğa bir de “spor” eklenmesin.
Serçelere benzemesin çocuklar.
Her yerde, her fırsatta ölüyorlar… Bari yeşil sahalar mezarlığa dönmesin.
***
O zaman daha derin tartışırız Aurelio’nun Ay-Yıldızlı formasını…
Nobre’nin İtalyan vatandaşlığı yerine niye Türkiye’yi tercih ettiğini…
Sıradakileri…
Sahi; çocukları sahada ölen bir ülkenin vatandaşı olmaya neden bu kadar meraklılar?
Tartışacağımız o kadar çok şey var ki…
İlk sırada sahada ölen çocuklar.
Çocukları sahada ölen bir ülkenin “şehit abidesi” pırıl pırıl bakımlı olsa tuhaf kaçmaz mı zaten?
Çocuklar sahada ölürken şikesiz bir lig, fantezi değil mi?
Hangi futbol yıldızının transferi durdurabilir sahadaki çocuk ölümlerini?
Ve hangi yöneticinin zehir zemberek açıklamaları?
Sahada çocuklar ölürken, hiçbirine odaklanamıyorum; affedin beni.