“Şeker-İş Sendikası Kime Hizmet Ediyor” muş. – Bayram Ünal

Bu ülke’de Pamuk tarımının yok edilişine seyirci kalanlar şimdi, pamuktan mısıra geçen üreticilerin karşı karşıya kaldıkları sorunlara müsebbib arıyorlar. Maalesef, kendi ilgi alanındaki çıkar amacının çok yoğun olduğu bu yaklaşımlar, bu ülkede tarıma zamanında sahip çıkmaya çalışanları suçlu ilan etmede hiç gecikmiyorlar.

“Şeker-İş Sendikasının kime hizmet etmeye çalıştığını anlayamadık” diye fetva veriveriyorlar. Şeker-iş sendikasının kayda değer çalışmalarını ciddiye almayarak, pamuk üretimine karşı mısırı önerenler, iki gün sonra Amerikan mısırının bizim mısırımızdan defalarca ucuza ülkemizi tehdit edeceğini bilmezden geliyorlar ama yinede Şeker-iş sendikasına çamur atmayı ihmal etmiyorlar.

Ülkede mısıra dönüşün feryatlarının altında yatan gerçekleri bu ülkede tekrarlamayan kalmadı. Nişasta ve Glikoz Üreticileri Derneği Başkanı Rint Akyüz’ün açıklamalarına bakılırsa kendileri, Şeker-İş Sendikasının açtığı davadan haberdar değillermiş. Bulunduğu görev, bu davadan haberdar olmayı gerektirir. Görev denilen budur. En azından bulunduğu görev gereği, bu ülkenin AKP sayesinde keyfi artırılan NBŞ kotası ile 1 milyon ton pancar üretiminin ortadan kaldırıldığını bilmesi gerekmektedir. Kotayı İptal Davasını Şeker-İş’in açması kendi geleceğine sahip çıkması refleksinden ibarettir. Panko Birliğin cesaret edip de yapamadığını yapmıştır Şeker-İş. Çünkü, Türkiye Şeker Sektörünün geleceğinden kaygılıdır Şeker-İş sendikası. Ülkesi adına kaygı duymaktadır. Bu uygulamanın sektörü batağa sürükleyeceğini bilmektedir. Dünyada, üretiminde önemli yerde olduğumuz pancar üretimine, ülke ekonomisine olan yüksek katma değeri nedeniyle “olmaz ise olmaz” olan pancar üretimine set vurmak asıl anlaşılmaz olan amaçtır. Bana kalırsa Şeker-İş Sendikasının da kendilerinin de “kime hizmet ettikleri” bellidir. Bu ülkede, liberal ekonomi anlayışı ile hareket edenler, dünyanın liberal bir ekonomik anlayışla yönetilmediğini henüz kavrayabilmiş değiller. Güçlü devletlerin yönettiği bir dünya ekonomisinin henüz farkında değiller. Ülke tarımını yok eden siyasilerin “uzman olmayan yaklaşımları” sayesinde alternatif ürün diye tutturulan mısır’ın arkasındaki gerçeği bu grupta yer alan kişiler bir türlü görmeye yaklaşmıyorlar.

10 sene sonra ülkemizin karşısına gelecek senaryo Unakıtan evladımızın hızlı bir hamlesi ile iki sene önce hayata aktarılmıştı. Gümrükler dayıları sayesinde keyfi olarak kaldırılmış, tonlarca “tavuk yemi” ülkeye girivermişti.

Bu girişi karlı kılanın ne olduğunu Nişasta ve Glikoz Üreticileri Derneği Başkanı Rint Akyüz’ün açıklaması gerekiyor. Bu konuda da bilgileri basından takip etmeden önce, kendisinin dünya mısır üretimi, üretim maliyetleri ve üretim olanakları üzerine bir araştırma yapması gerekiyor. Nişasta ve Glikoz Üreticileri Derneği’nin araştırma yaparak konuşması onların lehine olacaktır. Bu ülkede mısır üretmenin hiç bir katma değer yaratmadığını bilmek bu ülkeye hizmet adına ilk önemli adımdır. İçinde bulunduğunuz konum, ülke ekonomisinin kırılganlığını gittikçe artırıyorsa başkalarını suçlayarak değil, kendinize çeki düzen vererek görev bilinci geliştirmeniz gerekiyor. ABD’nin, dünya mısır üretiminin % 40’ını, Çin’in ise %21’ini tek başlarına ürettiğini bilmeleri gerekiyor. Bir de bu mısırlarda Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar üzerinden üretimin söz konusu olduğunu alenen söylemeleri gerekiyor. Asıl doğruları söylemek zordur. Çünkü kimin adına çalıştığınızı belli eder.

Bu ülkede mısır üretiminin kısıtlı coğrafyalar ile eş anlamlı olduğu ve maliyetinin dünya maliyetlerinin çok çok üstünde olduğunu kendisinin bilmesi ve söylemesi gerekiyor. Yurtiçi mısır fiyatlarının maliyeti ve gümrük vergisinden dolayı ithal mısırın fiyatının yüksekliğinin, sektörün rekabet gücünü ve gelişimini olumsuz yönde etkilediğini bilmesi ve söylemesi gerekiyor. İthal mısıra kotanın ve gümrüklerin kaldırılmasını isteyen bu dernek, ülkemizdeki mısır üreticilerine suni bir dava yaratarak onları savunuyormuş görüntüsü yaratarak asıl amaçlarını gizliyor. Dünya NBŞ üretiminde söz sahibi olmamız için ithal ve çok ucuz mısırın ülkemize girmesini istemek, sahip oldukları liberal ekonomi prensiplerinin gereğidir.

Ülkemizin şeker sektörünün Kamış lehine ortadan kaldırılmasını öngören ekonomik zihniyetin, ülkemizde mısır üretimini savunacağını düşünmek akıllara ziyan bir eylemdir. Bu gerçeği devletin ilgili kademelerindeki erkan’ın acilen görmesi ve ülke ekonomisini koruyucu tedbirler geliştirmesi zorunludur.

Bilinmesi gereken gerçek şudur: Türkiye’de mısır üretiminin sonu da şeker pancarının kaderi ile aynı olacaktır. Dünya Şeker Piyasalarında Türk Şekerin karşılaştığı politik baskılar ne ise aynısını mısırda da göreceğiz. Mısır gümrük duvarlarının sayesinde ayakta kalan ve ülke ihtiyacını dahi karşılayamaz halde bir üründür. Çiftçiyi bu ürüne yönelterek şeker pancarı tarımını bitirmeyi amaçlayan DTÖ ve bu yönde çıkarı korunan küresel sermaye, bir sonraki adımda mısıra uygulanan gümrük duvarlarına sataşarak, Amerikanın çok ucuza ürettiği GDO mısırına karşı yerli mısırdaki korumanın kaldırılmasını isteyecektir. Dolayısı ile ülkemizde mısır üretenleri savunmanın arkasına gizlenerek, sadece ve sadece nihai ürün olan NBŞ üretiminden medet ummak ve çıkar sarmalından üç beş sebeplenmek bu ülkeye verilecek en önemli zarar olacaktır. “Kime hizmet ediyorlar anlamıyoruz” diye saldırdıkları Şeker-İş Sendikası, Türkiye Ekonomisi için olmaz ise olmaz DEVLET KORUMACILIĞINI yeniden ve yeniden hayata döndürmeye çalışmaktadır. Şeker-İş Sendikası, pancar ile mısır üretimini iki karşıt üretim olarak görmüyor ve bunu kamuoyuna bu şekilde lanse etmiyor. Bunu yapanlar, pancarın sonunun gelmesi gerektiğini ve mısırın alternatif olarak karlı olduğunu iddia ediyorlar ama iki gün sonra ithal mısıra karşı yerli mısırın çok pahalı olduğunu iddia ederek, gümrük duvarlarının kaldırılmasını isteyeceklerdir. İşte Şeker-İş’in kime hizmet ettiği ve mücadelesinin ne olduğu burada gizlidir. Ve bu mücadele onurlu bir mücadeledir. Siyasilere ülke çıkarını savunmaları gerektiği ve tedbir almaları gerektiği konusundaki çabalar sonuç vermeyince, çare Yargı’da bulunuyor.

Yargı sağolsun. AKP hükümetini ise halkın sorgulaması gerektiği ortada. Milyonlarca insanı yokluğa itmeye ısrar ile devam ediyor. Bunun meydanlarda sallanan vicdan ve allah korkusu nidaları ile pek alakası gözükmüyor. Para işin içine girince “basan alır” “basamayanın canı cehenneme” uygulaması halkı yoksullaştırmanın tüm dünyadaki ortak dili olarak karşımıza çıkıveriyor.

Bu onurlu mücadeleye hem NBŞ üreticilerinin hem de AKP hükümetinin katılması gerekiyor. Bu mücadeleyi yıpratıcı açıklamalar ile geri itmeye çalışan Nişasta ve Glikoz Üreticileri Derneği, kendi ilgi alanlarının da devletin korumacılığına muhtaç olduğunu görmek zorundadır. Şeker sektörünün özelleştirilmesi dolaylı da olsa kendileri açısından son derece zararlı olacaktır. Öte yandan özelleştirilmeyerek, daha sonra ucuza gideceği tartışmasını yapan zihniyet, Şeker-İş Sendikasını bu şekilde milli serveti heba etmekle suçluyor. Bu sektörü şimdi alacak sermaye milli servetten sayılmıyor mu? On sene sonra tamamı ile kapanacak yada dünya ticaretinde kapatılmasını istedikleri bu sektöre yatırım yapan sermaye bizim değil mi?

Niçin bile bile bu sermayeyi h
eba ediyorsunuz? Bu sektörü şimdi alacak özel sektör sermayesi bizim milli servetimiz değil midir? Ülke ekonomisini bir bütün olarak düşünemeyen bir zihniyet, sadece ekonomik hizipçilik yaparak kendi çıkarları için başkalarını suçlamakla meşgul olabilir.

Şeker sektörünün dünya şeker piyasaları karşısında çökeceği günü hasretle bekleyen bir zihniyetin kimseyi suçlamaya da hakkı yoktur. Aynı oyun, kendileri içinde iki gün sonra yazılacak ve oynanacaktır. Dolayısı ile şeker sektörünün özelleştirilmesi ve hatta dünya kamış şekerinin lehine terk edilmesi, sadece bu ülke ekonomisinin tamamı ile terk edilmesi anlamına gelmeyecek, Türkiye NBŞ sektörünün de dünya rekabetinde sonunu getirecektir. Bu ülkede NBŞ fabrikaları baki kalacaktır.

Hammadde ise ABD veya Çin’den ithal.

Avrupa Birliğinin DTÖ’ne rağmen sınırlarındaki pancar üretimini niçin koruduğu defalarca tekrarlandı. Yeni uygulamaya koyacağı şeker programı ise yine kendi üretimini koruyucu bir boyutta olacaktır. Zira, dünya şeker kamışı üretiminde söz sahibi Brezilya\’da şeker plantasyonlarının büyük kısmı Amerikalı ve Avrupalı şeker üreticilerine aittir.

Avrupa Birliği bir cebinden alıp öteki cebine koyacaktır. Peki biz ne yapacağız sayın “kime hizmet ediyor” sorgu makamı?