Kandil… – Yılmaz Özdil (Sabah)

Bugünlerde moda…

“Kandil Dağı’na gidelim.”

“Taş üstünde taş bırakmayalım.”

Hadi gidelim…

Hakkari’ye ver sırtını, elini gözüne siper et, güneye doğru, taaaa uzağa bak…

İşte o zirvesi karlı dağ, Kandil.

Yarısı İran’da, yarısı Irak’ta.

İran-Irak sınırı, tam ortadan böler dağı.

(Buraya bir parantez açalım… Hani bizim gazeteler ‘İran, Kandil’i bizden önce vurdu’ diye yazıp, millete gaz veriyor ya… Kandil dediğin İran’ın toprağı… Yani bizim Cudi’yi bombalamamız gibi bir şey. Ama gazeteler öyle bir yazıyor ki, zannedersin, adamlar bizim giremediğimiz Irak’a girdi. Halbuki, haritaya baksa, görecek Kandil nerede. Neyse… Devam edelim.)

Kandil’in Türkiye’ye en yakın noktası, 89.5 kilometre… Ama kuşsan… Çünkü kuş uçuşu bu kadar. Karadan, 100 kilometre falan. Tabii asfalt değil. Bildiğin arazi… Taşlık maşlık… Nişantaşı barlarında “trekking” tabir edilen, doğa yürüyüşünü yapamazsın. Zırhlı lazım.

Geldin mi Kandil’e? Geldin…

Farzedelim, günlerdir borazan çalmana rağmen, PKK’lılar “armut gibi” seni bekliyor. Dağı sarman lazım. Coğrafya gereği, beşgen şeklinde sarman lazım. Ama unutmamak da lazım. Beşgenin üç bacağı İran tarafında… Yani, ya İran’a da gireceksin, ya da İran’dan rica edeceksin, hatırımız için o tarafı tutacak ki, teröristler kaçmasın… Irak tarafında tutman gereken mesafe, 300 kilometre uzunluğunda…

Diz bakayım askerleri yan yana, 300 kilometreye kaç tane yerleştirmen lazım?

Toplam, kontrol altında tutman gereken alan ise, 3 bin 377 kilometrekarecik…

Türkçesi şu:

İstanbul 5.712 kilometrekare…

Kocaeli 3.505 kilometrekare.

Marmaris 866 kilometrekare.

Yap hesabını…

Belçika’nın 9’da 1’i…

Malta’nın 10 katı.

Sardın mı Kandil’i? Sardın.

Asıl hedef, dağın vadisi. Oradalar çünkü… Uzunluğu 13.5, genişliği 4.5 kilometre… Öyle her yerinden giremezsin vadiye… Ağzı güneye bakıyor. Kuzey tarafı sarp… Yani, girebilmek için güneyine kadar inmen lazım.

İndin güneye. Çık bakalım yokuşu…

Çünkü vadi, 1.219 metre yüksekte… Bütün bu yolun mayınlarla dolu olduğunu söylemeye gerek yok tabii… Çıktın mı yokuşu? Çıktın… Elini kolunu sallaya sallaya giremezsin. Sırtlarda SA-7 füzeleri, uçaksavar ve makineli tüfek yuvaları var. Ne yapacaksın? Önce tepeleri tutacaksın. Tepe dediğin, 2.670 metre…

Şimdi diyeceksiniz ki, “madem öyle, uçaklarla vuralım…”

Vuralım.

En yakın hava üssün, 456 kilometre uzakta. Bu 456 kilometre üzerinde, Kandil’e kadar, 9 tane PKK kampı ve yüzlerce gözcü olduğunu düşünürsek, uçakların sessiz sedasız gelebilmesi imkansız. Haber verirler… Ama yine farzedelim ki, PKK’lılar “armut gibi” bekliyor. Geldi uçaklar… Demiştim, Kuzey’den dalamazlar vadiye. Güneye inip, öyle yukarı çıkacaklar… Ama vadi dediğin, uçak pisti değil. 8 defa zikzak yapıyor dağın içinde… E uçak bu… Yılan değil. Kısa mesafede kıvrıla kıvrıla gidemez. Yani, anca nokta atışları yapabilirsin. Ama vadi, yüzlerce mağarayla dolu. Bombalar, önüne düşer, içeri girmez. Yani sonuç vermez. Yani, mecbursun komando getirmeye… Bu da, kaba hesap, 100 bin asker falan eder.

Mevsimin yaz olduğunu… Gidip dönmenin en az 6 ay süreceğini… 6 ay sonra 2 metre kar olacağını… Amerikan teçhizatlarıyla donatılan Barzani ve Talabani güçlerinin PKK’ya yardım edeceğini… Kandil’in eteklerinde Erbil ve Süleymaniye kentlerinin olduğunu… Binlerce köy ve mezra olduğunu… PKK’nın çoktan buralara sığınmış olabileceğini… Bu denli geniş araziye yapılacak operasyonun, “sınır ötesi operasyon” değil, “topyekün savaş” anlamına geleceğini… Düşünürsek.

Kandil dediğin hemen şurası…

Sabah 27.7.2006