Kent ve Sağlık Sempozyumu – Özgür Müftüoğlu(Evrensel)

Uludağ Üniversitesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı, Nilüfer Belediyesi’nin de katkısıyla Bursa’da “Kent ve Sağlık” konulu bir sempozyum düzenledi. Çarşamba günü başlayan sempozyum bugün sona erecek. Sempozyum başlığında “sağlık” ön planda olmakla beraber sağlık bilimci, kent planlamacısı, mimar, mühendis ve sosyal bilimciler, kent olgusunu hemen tüm yönleriyle ele almış oldukları çalışmalarını paylaştılar.

Sempozyumun açılış konuşmasını “Tarihten Günümüze Kent Kavramı” konulu bildirisiyle Cengiz Bektaş yaptı. Bektaş’ın ardından Korkut Boratav, “Kent ve Toplumsal Sınıflar” başlıklı konuşmasında, Türkiye’de toplumsal sınıfların 60 yıllık panoramasını çıkarttı. Boratav, özellikle son 25 yılda burjuva sınıfının emekçilerin kazanımlarına yönelttiği saldırılara değinerek, burjuva sınıfının bu saldırıyı, “sol” partiler ve ekonomik krizleri kullanarak gerçekleştirdiğini vurguladı. Ayrıca, emeğin haklarına yönelen saldırılar karşısındaki tepkisizliği de büyük ölçüde emekçilerin sınıfsal bir yaklaşım yerine etnik köken, din, mezhep gibi farklı algılayışların varlığına bağladı.

Sempozyumun diğer bir oturumunun başlığı “Göç ve Kentlerde Sağlıkta Eşitsizlikler” olarak belirlenmişti. Bu oturumda Atilla Göktürk, Diyarbakır ve Mersin’de gerçekleştirdiği, göçün ekonomik ve sosyal sonuçlarını ortaya koyan çalışmasını sundu. Göktürk’ün araştırmalarında ortaya çıkan sonuçlar büyük ölçüde Korkut Boratav’ın sınıf dışı algılayışlar tespitini de destekler nitelikteydi. Bu oturumun diğer konuşmacısı İlker Belek ise kapitalist üretim ilişkilerinden kaynaklanan çelişkilerin kentlerde belirgin bir biçimde ortaya çıktığını ve kapitalizmin geçirdiği evrelerin kentlerdeki farklılaşmada en temel etken olduğunu vurguladı. Belek, kapitalizmi ve buna bağlı olarak da kentlerdeki dönüşümü üç evre içerisinde ele aldı. Buna göre, sanayi devrimiyle başlayan ve ilkel sermaye birikiminin geçerli olduğu birinci evrede burjuva sınıfı ile işçi sınıfı kentlerde yakın mekanlar içerisinde yaşamaktadır. Fordist üretim sistemi ile başlayan ikinci evrede üretim, kütleselleşmiştir ve çevreyi kirleten büyük sanayi kuruluşlarında gerçekleştirilmektedir. Bu nedenle orta ve üst sınıflar kent merkezlerini terk edip, çevrenin henüz kirlenmediği temiz alanlara yerleşmeye başlamıştır. Göç ve gecekondulaşmanın yoğun olduğu bu dönemde kentler, marjinal kesimler ile işçi sınıfına terk edilmiştir. Üçüncü evre, 1970’lerle birlikte üretim sisteminin esnekleşmesiyle başlamıştır. Büyük fabrika üretiminin önemli ölçüde küçük üretime dönüştüğü ve hizmetler sektörünün ön plana çıktığı bu dönemde kent merkezleri, finans, turizm, ticaret gibi hizmetlerin merkezi haline dönüşmüştür. Bu evrede marjinal kesim ve işçi sınıfı, “kentsel dönüşüm projeleri” ile kent merkezlerinden tasfiye edilirken, kentler orta-üst sınıfa göre yeniden yapılandırılmaya başlanmıştır.

Sempozyumda ayrıca, kentlerdeki eşitsizlikler ve sağlık sorunlarının yanı sıra özürlülerin, çocukların, kadınların, yaşlıların kentlerde yaşadığı sorunları ortaya koyan birçok bildiri sunulmaktadır. Hangi bilim dalının penceresinden bakılmış olursa olsun sempozyumdaki bildirilerde büyük ölçüde ortaklaşılan nokta, kentte yaşanan tüm sorunların kapitalist sistemle doğrudan bağlantılı olduğu ve bu sorunların çözümünün de sınıfsal bir perspektifle gerçekleşebileceğidir.

e-posta: [email protected]
Evrensel Gazetesi 9 Haziran 2006