Dilaver Paşa’dan Kalan – Ahmet Öztürk(Zonguldakbilgi)

Zonguldak’ın genç işsizleri, Türkiye Taşkömürü Kurumu’nun kayıt bürolarının önünde uzun kuyruklar oluşturuyor bir süredir. Ön elemeyi geçip, kurada kazanabilen çalışan işçilerin aldığı maaşın yüzde 57’siyle, yerin yüzlerce metre altında kazma sallayacak. Otuz binin içinde, 1120 şanslı kişiden biri olma umudu, camlara asılı köy isimlerinin önünde sıraya diziyor onları. Köy köy, mahalle mahalle sıraya dizilmek, bir ay ocakta bir ay tarlada çalışmak, kömür havzasına özgü kadim bir gelenek, hem de; ta Dilaver Paşa’dan bu yana…

Öncesine yönelik kimi bilgilere ulaşılmış olsa da 1848 tarihli bir fermanı, havzada bir düzene bağlı olarak üretime başlamanın miladı olarak kabul eder tarihçiler. TTK’nın logosundaki 1848 tarihi de bundan dolayıdır zaten. 1. Abdülmecit, yayınladığı bu fermanla kömür havzasını “Evkaf-ı Celile-i Mülükane” topraklarına dahil edip, gelirini “Hazine-i Hassa”ya bırakır. Madenleri işletecek kişilerden alınacak 300 bin kuruş kirayı ise, dini hayır kurumlarınındır. Zonguldaklı köylü işçilerin yaşamı pahasına ürettiği değer, padişah ihsanı olarak bol keseden dağıtılacaktır yani. Hem de kimlere?: Medine’de Peygamber türbesinin kandillerini yakana, Mekke-i Mükerreme Kütüphanesi’nin Hafızı Kütübü’ne, Fındıklı’daki Şeyh Yunus Efendi Tekkesine, Dersaadet Merkez Efendi Dergahına, Sakız Adası Camii’ne ve Hamidiye cami hatip, vaiz ve muvakkithane görevlilerine…

Tarihin akışını başka bir yöne çevirecek olan buhar gücüyle geçte olsa bu sıralarda tanışır Osmanlı. Başta Donanma olmak üzere bir çok kurum yakıcı biçimde kömüre ihtiyaç duymaktadır. Havza, en çok kömüre ihtiyaç duyan kuruma, Bahriye Nezareti’ne bağlanır. Takvimler 1865’i göstermektedir…Son kaptan-ı derya Ahmet Vesim; Bahriye ümerasından Mirliva (Tuğgeneral) Dilaver’i, “Maden-i Hümayun Nazırı ve Ereğli Kaimekamı” sıfatıyla Ereğli’ye gönderir. Amaç, artan kömür ihtiyacını karşılamak için yatırım ve taşıma eksikliklerinin giderilmesiyle yeterli sayıdaki işgücünü bir arayagetirmektir. Hiç madencilik deneyimi olmayan bir coğrafyada ‘amele’ bulmak imkansız gibi görünse de, jandarma zoruna dağlar dayanmayacaktır.

İki yılını, çalışmaları düzene koyacak ve işgücü gereksinimini karşılayacak bir yönetmelik hazırlamakla geçirir Mirliva Dilaver. Ülkede çalışma yaşamını düzenleyen ilk belge olarak tarihe geçecek olan yüz maddelik nizamname ile, izleri günümüze kadar uzanacak olan bir yapılanmanın da temellerini atar.Ereğli kazsına bağlı 14 köyün, 13 yaşından 50 yaşına kadar olan tüm erkeklerine ocaklarda çalışma mükellefiyeti getirilir. Mükellefler 12’şergünlük ara ile çalışacaktır ocaklarda. Kiracıyan (katır sırtında kömür taşıyan), küfeciyan (küfe ile kömür taşıyan), kazmacıyan (kömür kazı işlerinde çalışan), sütunkeşan (ocaklarda kullanılacak direkleri sağlayan) şeklinde meslek gruplarına ayrılan köylüler, maden için gerekli direkleribulma ve hayvanları yetiştirmekle de yükümlüdür. Çalışacak işçilerin listesini yapmak, grup değişimlerine göre işçilerin gönderilmesinisağlamaksa, jandarmayla birlikte muhtarlara havale edilir.

Yıl 2006. Nizamnamenin yayınlanmasının üzerinden 140, yürürlükten kaldırılmasının üzerindense 52 yıl geçti. Bazı değişiklikler olsa da, tıpkı Mirliva Dilaver’in yazdığı gibi yerli yerinde duruyor çok şey. Alın size üretim bölgelerinin adları. Nizamnamedeki Alacaağzı’nın adı Armutçuk olmuşbugün, Kozlu yine aynı Kozlu. Zonguldak bölgesinin adı Üzülmez şimdilerde.Birleştirilen Kilimli ve Çatalağzı’na Karadon bölgesi deniliyorartık. Amasra ise bildiğimiz Amasra. Sayıları biraz artıp mahalle kavramıyla genişlemişte olsa, aynı köyler, aynı üretim bölgesine, aynı sanatta işçi veriyor hala. 12 günlük değil de birer aylık periyotla çalışıyor işçiler. Yoksulluksa daha bir katmerli şimdilerde, topraktan kazanılacak üç kuruşlaortadan kalkacak gibi de değil üstelik. Bu yüzden jandarma korkusundan daha çok, işsizlik belasının kahrolası aczi sırada bekleyenlerin yüreğindeki…

Mirliva Dilaver, jandarma dipçiğiyle soktu ameleyi ocağa. Aynı ocaklara girmek için gönüllü binlerce insan kuyrukta şimdi. Bu durumu görse küçük dilini yutardı her halde…



Not: Havza tarihine ilişkin bilgiler, Ekrem Murat Zaman’ın “Zonguldak Kömür Havzası’nın İki Yüzyılı” başlıklı kitabından alınmıştır.

bu yazı www.zonguldakbilgi.net sitesinden alınmıştır.