Çetin Uygur’un eli – İnönü Alpat

Geçen haftaki yazının bir yerinde, Yeraltı Maden İş üyesi işçiden söz etmiştim: Gecenin bir vakti kapısını çalan Devrimci Yolculara yoksulluktan başka paylaşacak bir şeyi olmadığını utanarak söyleyen. Utanması yoksulluktan mı, canından çok sevdiklerinin aç karınlarını doyuramamaktan mı, bilinmez ama o işçinin üyesi bulunduğu sendikanın Türkiye işçi sınıfı tarihinde övünülecek izler bıraktığını günlüğe düşmek gerekiyor.

Yeraltı Maden İş’i anlatırken öykünün asıl kahramanı Çetin Uygur’u anmamak olmaz. Çetin Uygur 1940’ta Zonguldak Devrek’te doğmuştur. Yeraltı Maden İş ise Yeni Çeltek’te 1975’te. Çetin Uygur’un ismi Zonguldak kent tarihinde “iz bırakanlar” faslında yer almaktadır. Yeraltı Maden İş, Yeni Çeltek maden ocaklarında “üretenlerin yönetebileceğine” dair ilk ve tek deneyimi hayata geçirmiştir. Yeraltı Maden İş, Çetin Uygur’un evladı gibidir. Doğmasında, büyümesinde, serpilip gelişmesinde, örnek alınmasında yadsınamaz emeği vardır. Yeraltı Maden İş üyesi işçiler, hayalin gerçeğe döndüğü o yılları büyük bir özlemle anmaktadır. Pek çoğunun evlatlarına Çetin ismini vermesi bundandır.

GERİ DÖNSÜN DİYE BİR BARDAK SU
Bakmayın maden mühendisi olduğuna, o maden işçisidir. Yolu Yeraltı Maden İş’i kurmak için Yeni Çeltek’e düştüğünden bu yana böyledir. Önce Yeraltı Maden İş, sonra Dev Maden Sen Başkanı olması yanıltmasın sizi, ona sendika başkanı demek için bin şahidin değil, bin işçinin şahadeti lazımdır. Bunun da kafi gelmeyeceğinden emin olun; hemen hepsi Çetin Uygur’un sendika başkanı değil, maden işçisi olduğunu söyleyecektir.

Çetin Uygur’u tanımamış olanların kayıp hanesindeki boşluk büyüktür. Tanıyanların ise cephesinde ise tek gerçek vardır: Çetin Uygur’la çalışmak belalı bir iştir. Benim açımdan tecrübeyle sabittir bu. Tecrübe zemini Çetin Uygur’un çekip çevirdiği İşçilerin Sesi gazetesi olmuştur. Ömrü hayatı boyunca küçük büyük herhangi bir işi savsaklamayan, tatile çıkmayan, sağlığına dikkat etmeyen, özel işlerine zaman ayırmayan, dünya işlerini umursamayan, parada pulda gözü olmayan, söylenmesi gerekeni söylemekte tereddüt göstermeyen, alınması gereken tavrı sonucu ne olursa olsun gözünü kırpmadan alan, sivri dille sevgi dilinin ne zaman yer değiştireceğini belli etmeyen, açıkçası sevgi, saygı, az biraz da korku uyandıran, karşısında maden işçisi olduğunda ağız dolusu gülen, etrafında olup da maden işçisi olmayanları hayıflanma duygusuyla baş başa bırakan birisiyle teşviki mesai yapmanın nasıl da zorlu olduğunu tasavvur edebilir misiniz? İki sene İşçilerin Sesi’nin Ankara bürosunda çalıştık Ali Ateşoğulları ve ben. Açıkçası Ankara’ya geldiğinde gerilirdik ama giderken arkasından bir bardak su dökerdik, bir an önce dönsün diye.

Sanıyorum ki arkasından su döken ilk biz değildik, son olmadığımız da kesin. İTÜ’de okudu; öğrenci derneği başkanlığına seçildi. 68 kuşağı öğrenci liderleri arasında yer aldı; gericiler Kanlı Pazar’dan sonra fotoğrafını “Vatandaş işte anarşistler” diye afişe etti. 12 Mart’tan sonra işsiz kaldı. 70’li yılların ilk yarısında bir süre Maden Mühendisleri Odası ve TMMOB’da Genel Sekreter olarak görev aldı ama gidişattan rahatsız olan ama çıkış yolu bulamayan maden işçilerinin örgütlenmesi için Ankara’da değil Suluova’da yaşamaya karar verdi. Suluova’da bulunan Yeni Çeltek Maden Ocakları’ndaki sendikayı faşist-mafya kırması grubun işgalinden kurtardı. Bu yolda çok cefa çekti. 12 Eylül’den sonra DİSK ve Devrimci Yol davalarından yargılandı. 15 sene hapse mahkum edildi.

FERMAN İŞÇİNİNDİR
Yeni Çeltek, Amasya’nın Suluova ilçesindedir. ‘Amasya’nın nesi meşhurdur’ diye soran olursa, tereddütsüz ‘Yeni Çeltek’i’ diye yanıtlanır. Yeni Çeltek bir maden bölgesidir. Yani, üstünde de hayat vardır, altında da. Üstündeki hayat yeşilin her türlüsüne kucak açmıştır, altındaki hayat maden işçisinin yüzündeki kömür karasıyla anlam kazanmıştır.

İç Anadolu’dan Karadeniz’e yol alırken sarının yeşile teslim olduğunu fark ederiz de, haksızlığa, zulme, sömürüye teslim olmayan maden işçileri, okumayı pankartlardan söken çocuklar, ilk grev, ilk direniş, gelmez aklımıza. Tarihe dalar gibi dalsak Merzifon’un, Suluova’nın, Havza’nın sokaklarına, Suluova Şeker Fabrikasının kurulmasıyla başlayan bir öykü çıkar karşımıza. Pancar için toprağa, pancarın şeker haline gelmesi için yüksek ısıya, yüksek ısı için linyite ihtiyaç olduğunu, sömürü çarkının bu minvalde dönmeye başladığını öğreniriz. Kaderde ve kederde ortak olanlar saf tutmuştur. Bir tarafta madenciler, eşleri, çocukları, köylüler, diğer tarafta ise toprak sahipleri, genel müdürler, arsa spekülatörleri, kömür taşıyan kamyon filolarının sahipleri vardır. Kömür taşıyan nakliye filosu sahibi Satışoğlu lakaplı Mehmet Yılmaz aynı zamanda işçi sendikasının başkanıdır. Tüm bölgeyi tahakkümü altında tutmakta, silahlı adamları vasıtasıyla işçiler üzerinde terör estirmektedir. Hak arayan, çalışma koşullarını eleştirenlerin hayatı zindan edilmektedir. Kimin kaç dilim ekmek alacağına ve kimin göçük altında kalacağına sendikacılarla işveren karar vermektedir. Ferman böyle yazılmıştır Yeni Çeltek’te. Bu şartlarda yaşamaya daha ne kadar dayanacaktır işçiler, insan yerine konmamaya daha ne kadar katlanacaktır, Satışoğlu’nun zulmü daha ne kadar devam edecektir? Soruların karşılığı öykünün diğer tarafındadır.

Maden işçisi çarkı kendisinin döndürdüğünü fark eder, Çeltek’te bir başka hayatın mümkün olduğunu düşünmeye başlar. Hayat değişecektir ocaklarda, bu kez fermanı işçiler yazacaktır. Önce sendika değiştirmekte aranır çözüm, derde deva olmaz. Sendikanın değil anlayışın değişmesi gerektiği fark edilir. Bir el uzatan olsa işler daha kolaylaşacaktır. Maden işlerinin sesi, adeta bir işçi gibi çalışan maden mühendislerinde yankı bulur. Kendi hakları için örgütlenen maden mühendislerinin elleri, aynı kaderi paylaşan maden işçilerine uzanmakta gecikmez. Bu ellerden birisi de Çetin Uygur’unkidir. İşçiler önce Türk Maden Federasyonu’ndan istifa edip, Yeraltı Maden İş’e katılır. Yeraltı Maden İş ilk genel kurulunda DİSK’e katılma kararı verir. Bu meydan okuma Satışoğlu çetesini harekete geçirir. Kan akmaya başlar ocaklarda; işçiler Satışoğlu’na pabuç bırakmaz. Kanı dökülenlerden birisi de Satışoğlu olur. Yöneten-yönetilen, işçi-sendikacı ayrımının ortadan kalktığı, işyeri komite ve konseylerinin tek yetkili olduğu, grev günlerinde üretenlerin yönetebileceğinin kanıtlandığı bir süreç başlar. Çeltek’te ete kemiğe bürünen hayat, tüm bölgeyi etkisi altına alır, devrimci bir dalgaya yol açar.

Yeni Çeltek’in öyküsü 12 Eylül’de sona erer. Sendika kapatılır, yüzlerce maden işçisi tutuklanır, işkenceden geçirilir. Yeni Çeltek Devrimci Yol davası, yüzlerce işçinin yargılandığı tek dava olarak kayıtlara geçer.

Bu yazı Birgün Gazetesi’nden alınmıştır.