Çağdaş Kapitalizmin Dini – İzzettin Önder(Evrensel)

Çağdaş kapitalizm; ulus-devlet içinde, iç ve dış sömürüye dayanarak gelişmiş sermayenin çevreyi proleterleştirme ve yoksullaştırma sürecinde yaşanan üretim ilişkilerini ifade eder. Günümüzde kapitalizm, merkez sermayenin derin krizi nedeniyle, ekonomik araçlarla çevreye yönelik sömürgeleştirme ve çevresel kaynaklara ve rantlara el koyma süreci içinde sürüklenmektedir. Bu ilişkiler düzeni ve sürükleniş, çevreden aktarılan kaynaklarla merkez ekonomiler sermayesine kısa dönmeli soluk alma olanağı sağlarken, çevresel ekonomilerin yoksullaşmasına yol açmaktadır. Çevreden merkeze doğru gelişen ve giderek yaygınlaşarak derinleşen yoksulluk, kuşkusuz, çevrenin merkeze husumetini ve saldırganlığını artırırken, merkezi de çevreye karşı bazı önlemlere yönelmekte geç kalmamaktadır.

Çağdaş kapitalizm ekonomik araçlarla çevreyi çökertirken, çöküşün algılanmasını perdeleyecek bazı mekanizmaları da devreye sokmaktadır. Bu mekanizmalar, dincilik, ulus devlet, milliyetçilik ve ulusal sermaye olarak kısaca belirlenebilir. Ulusalcılık, milliyetçilik ulus-devlet ve ulusal sermaye yaklaşımlarını bir yerde toplayacak olursak, çağdaş kapitalizmin çevreyi sömürürken, çevreye saçtığı sözde savunma mekanizmalarını ulusalcılık ve dincilik başlıkları altında toplamak olasıdır. Dikkate edildiğinde görülmektedir ki, dincilik ve ulusalcılığın, özde kapitalizmin hizmetinde olduğu halde, merkez sermayenin örtülü sömürüsüne açık çevresel ekonomilerin savunma mekanizmaları olarak karşımıza çıkmaktadır. O kadar ki, burjuva devriminin yaşandığı dönemlerde din ve devlet işlerinin birbirinden ayrıştırıldığı ve seküler sisteme geçildiği o dönemler için ne denli geçerli ise, günümüzde de dincilikle sömürgeci kapitalizm içiçe geçtiği o denli doğru ve geçerlidir. Bu nedenle, siyasallaşmış gerici-dinciliğe karşı çıkılırken, ulusalcılığa sığınmak ve/veya ulusal sermaye söylemlerini öne çıkarmak bilgisizliği ve bilinç kaymasını gösterir. Sekülerizmin yükseldiği ve modernitenin başat kılındığı dönemlerde ileriye yönelik algılama dinciliğin, hatta toplumun kutsal olarak kabul ettiği samimi dinin dahî zaman içinde eriyeceği ve laisizmin zamanla başat olacağı kabulü yapılıyordu. Ancak, günümüzde sömürgeci ve yoksullaştırıcı politikalarını perdeleme peşinde olan kapitalizm, geçmişin tam tersine, dinciliği kışkırtmakta ve yoksul kitleleri bu gerici mağarada hapsetmektedir. Aslında, kapitalizmin din olgusunu, şöyle veya böyle, tarihinin her aşamasında kullandığı dikkate alındığında, bugünkü durumun geçmişe göre nitelik farkı değil, derece farkı oluşturduğu da anlaşılabilir.

Üniversite bağlamında ve kamu alanları ile tartışmalarda türban, imam-hatip vb gibi dincilik konuları öne çıkartılarak, bu olguların ilerleyen toplumun önünde birer engel oluşturduğu ileri sürülmektedir. Üniversitelere türban ve imam-hatip konusunda yapılan yoğun baskı yanında, bir medya organına bir hafta içinde ve polis korumasına rağmen girişilmiş olan bombalı saldırı sermayenin topluma yönelik saldırısını perdelerken, gericiliğin ve dinciliğin toplumsal saldırısı biçiminde öne çıkartılmaktadır. Heyhat, günümüzde yükselen sermaye sömürüsü ile dinciliğin arasındaki bağı göremeyen ya da görmek istemeyen gafiller, istemeyerek de olsa, toplumun kandırılmasına hizmet etmektedirler!

Dincilik, üretim ve tüketim malları arasındaki farkı irdelemeden, mülkiyet ve takdir olgularının yanlış yorumuna bağlı kalarak, kapitalizme tarihsel hizmet sunmaktadır. Dinciliğin kapitalizme yaptığı bu kutsal hizmet, toplumun en yoksul kesimlerinin dahî kapitalizmin sömürücü ve adaletsiz uygulamasına boyun eğmesine yol açmaktadır. Eşitlik ve adalet kavramlarını gerici yorumlarla sömürü dışında ele alan dincilik, sömürücü kapitalizme hiçbir medyanın yapamadığı kadar büyük bir hizmet sunmaktadır. Türkiye’de büyük iş ve burjuva çevrelerinin kendi çocuklarını göndermediği halde, yoksul halk kesimlerinin samimi duygularla çocuklarını imam-hatip okullarına göndermelerine karşı çıkmamaları, demokrasi kitapları yazdıran söz konusu burjuva çevrelerinin din öğretimi ile liselerin imam-hatipleştirilmesini birbirinde ayırmaması herhalde bu kesimin cehaleti ile açıklanamaz. ABD’nin dünyaya ihraç ettiği ve Türkiye’de de burjuvazinin sıkı sıkıya sarıldığı “yeşil kuşak” projesi samimi dindarların değil, sömürücü kapitalistlerin toplum üzerine örttükleri köreltici perdeden başka bir şey değildir.

Kısacası, dincilik ile kapitalizm ne kadar içiçe geçmiş dokular ise, sermaye ile dincilik de o denli içiçe geçmiş dokulardır. Ulusal sermaye ise kendine özgü ve sömürücü sermayeden ayrı bir kategori değildir. Sermaye çevreyi sömürdükçe dincilik alanını genişleterek, sömürücü hedeflerini perdelemeye çalışacaktır. Bu nedenle, halkın yararına dinciliğe ve gericiliğe karşı çıkmaya yeltene her samimi çaba, aynı anda ulusal sermaye gibi saçma ve geçersiz bir kavramın arkasına sığınmadan, sermaye sömürüsüne karşı çıkmalıdır. Ulusal veya uluslararası sermaye sömürüsüne karşı çıkmadan, salt gericiliğe ve dinciliğe karşı çıkmak cehalet değilse, samimiyetsizlik, hatta sahteciliktir!

Evrensel Gazetesi
e-posta: [email protected]