IMF Programlarının Alternatifi Var mı? – II – Ergin Yıldızoğlu(Cumhuriyet)

Yazımın ikinci kısmına, ”IMF programlarının alternatifi var mı?” sorusuna bazı somut örnekleri irdeleyerek devam ediyorum.

Malezya-Latin Amerika

İlk olarak, Asya krizi sırasında Malezya deneyimini anımsayabiliriz. Suharto IMF programını imzaladı, ekonomisi çöktü ve iktidarını kaybetti. Malezya Devlet Başkanı Mahatir Muhammed IMF programını reddetti, sermaye kontrolleri getirdi, ekonomiyi dünya ekonomisinden bir süre için yalıttı ve zaaflarını giderecek biçimde, yerel gereksinimlere öncelik vererek yeniden yapılandırmaya girişti.

Mahatir Muhammed’in otoriter rejimi altında gerçekleşen bu deneye karşılık, Latin Amerika’da halkçı, demokratik, katılımcı bir dalganın etkisinde IMF’den kurtulma çabaları gözleniyor: Bu bölgede, Venezüella’da Chavez , petrol gelirlerini kullanarak halkın yaşam koşullarını, eğitimini iyileştirmeye, küçük üreticiyi desteklemeye, böylece iç ekonomiyi/piyasayı güçlendirmeye çalışıyor. Arjantin’de Kirshner , yabancı alacaklılara rest çekerek borçları ödeme konusunda kendi programını dayattı ve kaynakları içeride kullanmaya yöneltti. IMF yanlısı ekonomistler, bu ekonomi çöker derken, Arjantin yeniden büyümeye başlıyor. Bolivya’da da Morales hükümete yeni geldi ama.. programı, halkın gereksinimlerine öncelik vermeyi, kaynakları esas olarak iç ekonomiyi güçlendirmekte kullanmayı vaat ediyor.

Tayland deneyi

Daha ayrıntılı bir yeniden yapılanma denemesi için de çok kısaca Tayland ‘a bakmak istiyorum. Asya krizi sırasında IMF programı Tayland’da büyük tepki çekti. Zengin bir işadamı olan Thaksin Shinatwar liderliğinde yeni bir hareket ve parti, IMF’den kopmak, ulusal bir model izlemek iddiasıyla girdiği seçimlerde büyük zafer kazandı. Yeni hükümet, yeni bir ekonomik program uygulamaya koydu.

Bir yıl içinde Tayland ekonomisi, borsası yeniden canlanmaya başladı. Sonra Thaksin, Tayland bayrağı önünde yaptığı bir konuşmada IMF’ye olan borcunu iki yıl önceden ödediklerini açıkladı, ”Bir daha bu duruma düşmeyeceğiz” dedi.

Yeni ekonomik program şu varsayımlara dayanıyordu: Birincisi: Dünya ekonomisinde belli sektörlerde aşırı kapasite var, genelde tüketici talebi zayıf. Öyleyse, bu sektörlerde rekabet etmeye, buralara yatırım yapmaya ya da bu sektörlerdeki firmaları kurtarmaya gerek yok. Buna karşılık, hem geleceği olan sektörlere destek vermek hem de tüketici talebini geliştirmeye çalışmak gerekiyor. Bu, para dağıtarak değil, halkın gelir yaratma kapasitesini, özellikle küçük ve orta işletmeleri, kırsal alandaki sınai üretimi güçlendirerek gerçekleştirilebilir. Bu amaçla devlet, kredi almayı kolaylaştıran, ucuzlatan bir Halk Bankası kurdu; seyyar satıcılara bile açık bir mikro kredi sistemi başlattı; tüm köye birden verilen köy fonları modeli geliştirdi.

İkincisi: Teknolojik gelişme, dünya ekonomisinde rekabet edebilmek için giderek daha büyük yatırımları gerektiriyor. Herkesin bu kaynağı yok. Öyleyse teknolojik gelişmeye önem vermek, yerel kaynakları güçlendirmek gerekiyor. Hükümet, eğitim reformu yapmaya, varlıkların yeniden değerlendirilmesine olanak sağlayarak yeni sermaye yaratılmasına öncelik vermeye; işletmelere, yönetimsel konularda ve pazar bulmada destek vermeye başladı.

Üçüncüsü: Ekonomiler sıcak para hareketleriyle, dış dünyadaki dalgalanmalardan olumsuz etkileniyorlar. Öyleyse, gerekli kaynağı içeriden yaratarak, bu hareketlere gereksinimi azaltmak; bu amaçla yerel ve kırsal alanlarda üretimi teşvik etmek; özgün, yerel özellikleri olanları yönlendirmek, hem ülke içinde hem de ülke dışında pazar bulmalarına yardımcı olmak.

Dördüncüsü: Dünya pazarında yeni bir gelişme var: Çin DTÖ’ye girdi. Çin ile rekabet etmeye kalkmadan, başka alanlara yönelmek gerekir. Ucuz emeğe dayalı ekonomilerin derinliği olmuyor. İnsan kaynaklarını geliştirmek gerekir. Tüm bunlara ek olarak devlet, turizmi geliştirmeye büyük önem verdi, ayrıca, özel sermayenin altından kalkamayacağı teknoloji geliştirme ve yerel kalkınma alanında gerekli büyük projeler gündeme getirmeye başladı.

Daha genel bir saptamayla: Program, Batı’nın ekonomik modellerini ve paradigmalarını kopya etmekten, böylece aynı sorunları tekrarlamaktan, Batı’nın yaşam tarzını ve tüketim modellerini taklit etmekten vazgeçmek; ulusal, hatta yerel değerlere sahip çıkmak gerekir anlayışına dayandığını ileri sürüyor.

IMF programlarına alternatif üretmek hiç de zor değil. Esas zor olan, bunu gerçekleştirebilecek güçleri doğru saptayabilmek. Nitekim Tayland deneyi, Başbakan Thaksin’in geçen hafta seçimleri kazanmasına rağmen istifa etmesi, bu gerçeği bir kez daha gözler önüne serdi. Çarşamba günü bu konuya değineceğim.

[email protected]
Cumhuriyet 12.04.2006
GLOBALPOLİTİKÜLTÜR