17 Nisan “Uluslararası Çiftçi Mücadele Günü” – Abdullah Aysu

Şili Yerli ve Kırsal Kadınlar Derneği (ANAMURI) Başkanı Francisco Rodrigues’in dahil olduğu bir grup kadın çiftçiler, Bask Kırsal Çiftçi Derneği (EHNE) üyesi Paul Nicholson’la birlikte belli bir sayıda erkek, Avrupa Çiftçi Koordinasyon (CPE)’nin yürütmesinden bir kişi 1992 yılında Nikaragua hükümetinin, gelmek isteyen birçok örgüte izin vermemesine karşın bir araya gelirler.

O sırada, katılan ülkelerinin çoğu IMF ve Dünya Bankası’nın çokuluslu şirketler çıkarına dayattığı “yapısal reformlar”dan geçmektedir. Bu yapısal reform politikalarının bir felaket olduğu, küçük/aile çiftçiliğini yeryüzünden sileceği üzerinde katılımcılar hemfikir olurlar. Yapısal reform politikalarının öngördüğü tarım modelinin; ihracata dayalı, sanayileşmiş tarım modeli olduğunun da altını çizer ve buna karşı çıkılması gerektiğini belirlerler. Bu amaçla özellikle Karaib, Orta Amerika ve Avrupa ülkelerinden bazı örgüt temsilcileri, uluslararası bir örgütün kurulması gerekliliğini dile getirirler. Söz konusu örgütün kurulmasını kararlaştırırlar. İlk resmi toplantı, 46 örgütün katılımıyla Belçika’da olur. Belçika’da küçük çiftçilerin, kadın çiftçilerin ve yerli çiftçilerin rolünün insanlık yararına olduğu, bu rolün sürdürülebilme hakkını savunmak için de harekete geçilmesine karar verilir. Böylece Via Campesina Çiftçinin Yolu, 16 Mayıs 1993’te doğar. O dönemde belirlenen tüzüğün birçok ilkesi, bugün de değişmeden savunulan temel prensiplerdir.

Via Campesina kurulduğu 1993 yılından bu yana, neoliberal politikalara karşı bir politik hat izleyen global bir örgüttür. Kırsal yaşama ilişkin genel bir görüş geliştiren ve farklılıklardan oluşan birlik fikrinin billurlaştığı uluslararası bir harekettir. Bu görüşün ana temaları toplumsal adalet ve eşitliktir. Fakat aynı zamanda yeni bir dünya düzeni oluşturmak için kültür, etik ve alternatiflerin geliştirilmesini de kapsar.

Kurulduktan birkaç ay sonra Via Campesina temsilcileri, Cenevre’de 5,000 kişilik bir GATT karşıtı eyleme katılır ve orada “kârdan önce insan” ilkesini vurgular, dile getirirler.

Via Campesina 2. Uluslararası kongresini Meksika’da 1996’da yapar. Bu kongrede toprak reformu, bioçeşitlilik, insan hakları, kadın ve gıda egemenliği/ bağımsızlığı gibi konuları ele alacak komisyonlar kurar. Konferans sırasında Carajas, Brezilya’da 19 çiftçinin öldürüldüğü 17 Nisan’ı “Uluslararası Çiftçi Mücadele Günü” olarak ilan ederler. Her 17 Nisan Gününde Via Campesina belirlediği bir ilkesini konu olarak seçer, bağlı tüm örgütleri belirlenen bu konuda aynı gün o içerikte bir eylem yapar. Via Campesina bu yıl birkaç konuyu birlikte belirlemiş.

Bunlar;
• Gerçek toprak reformu
• DTÖ ve benzeri uluslararası ticaret anlasmalarının deşifre edilmesi
• Çiftçi örgütlerine uygulanan şiddetin protesto edilmesi
• GDO teknolojilerinin durdurulması
Çiftçi sendikaları olarak da bizler tarım ve toprak reformu’nu belirledik. 18 Nisan’da İzmir de bir panel ile etkinliği gerçekleştiriyoruz.

Başka bir kilometre taşı, Via Campesina’nın 1996 yılında Roma’da yapılan FAO toplantısına uluslararası delegasyonlarla birlikte katılmasıdır. Burada Via Campesina temsilcileri “gıda güvenliği-kalitesi” kavramının iflası üzerine, “gıda egemenliği/bağımsızlığı” dövizi altında halkların kendi gıda üretme ve ülkelerin kendi gıda politikasını belirleme hakları ile bioçeşitliliğin korunması ilkelerini açıklarlar. Bugün gıda bağımsızlığı/egemenliği Via Campesina’nın merkezi bir ilkesidir artık. Bu ilke dünya üzerinde yayılmaktadır. Çeşitli sivil toplum örgütlerin ve toplumsal hareketlerin savunduğu bir ilke haline gelmiştir. Roma’daki FAO toplantısında gıda egemenliği/bağımsızlığı gündeme aldırılır ve tartışma gündemine taşınır.

Roma eylem ve toplantılarında, “gıda hayatla eşittir, bu yüzden pazarlık nesnesi olamaz” açıklamasıyla “tarım DTÖ’den çıkartılsın” düşüncesini dillendirir ve cesaretle savunurlar. Via Campesina’nın bu duruş ve tutumlarından etkilenen balıkçı örgütleri de taleplerini Via Campesina gündemine katarak, “balıkçılık DTÖ’den çıkartılsın” ifadesi kullanmaya başlar. Bundan sonra Via Campesina DTÖ’ye karşı hareketin bir parçası olup birincil düşmanlarının DTÖ olduğunu ve nereye giderse peşini bırakmayıp, karşı cephe sürdüreceğini belirler. Örneğin; DTÖ’nün Cenevre’deki toplantısında Via Campesina bir dizi demokratik yapıyla birlikte yerini alır. “Toplumsal denetleme” adı altında, DTÖ’nün o güne kadar uyguladığı tarım politikalarının toplumlar, çiftçiler ve çevre üzerindeki etkilerini inceleyip bildirmelerinin bir mecburiyet olduğunu dile getirir, savunur.

Seattle’de 3. DTÖ Konferansı’nda Via Campesina görüşlerini bildirmek için delegasyonla katılır. DTÖ’nün Seattle’deki görüşmelerinin çıkmaza girmesinde Via Campesina’nın etkisi önemlidir. Via Campesina’nın Seattle’deki mücadelesi haklılığının görülmesi bağlı örgütlerinin yüreklerini güçlendirir. Via Campesina burada, devasa canavarların bile yenilebildiğini görerek, enerji ve cesaret yüklenmiş bir biçimde döner. Ancak böyle savaşlara girmek için stratejik ittifaklara ihtiyacının olduğu bilincinde olan Via Campesina Dünya Sosyal Forum’un planlama çalışmalarında yer alır. Böylece 1., 2., 3, ve 4., Mumbai’daki Dünya Sosyal Forumlarına katkı koyacaktır. Gelinen bugünlerde Via Campesina DTÖ ile neoliberal rejimi yaymaya çalışan diğer kurumlara karşı geniş bir uluslararası koalisyon içinde yer almış durumdadır. Bu mücadelenin öncüsü olmayan ama mücadele içerisinde tanınan uluslar arası bir örgüttür artık, Via Campesina.

Via Campesina 3. Kongresini Bangalore’da yapar. Bangalora’daki 3. Kongresinde Via Campesina çeşitli açıdan güçlenir. Kadınlar, katılımcıların %50’sine ulaşmıştır. Kadın çiftçilerde bu başarıyı yakalayan Via Campesina genç çiftçilerin de bir araya gelmesi gerektiğini fark eder. 2002’de Filistin’de yaşanılan faciayı yüreğinde hisseder ve tutumunu gösterir. Facia şudur: Filistin’de çiftçiler topraklarından kovuluyordu, zeytin ve meyve ağaçları kesiliyordu, arazilerine el konuluyordu. Filistinlilerle dayanışma göstermek için 4-5 kişilik bir Via Campesina delegasyonu Filistin’e gider. José Bové ile beraberindeki delegasyon grubu Ramallah’da, Arafat’ın karargâhında bir ay kalarak dayanışmada yerini alır. Via Campesina delegasyonları suyun ve elektriğin olmadığı, etraflarının tanklarla sarılmış ve bombalama tehditti altında olduğu Ramallah’ta 30 gün kalarak, dayanışma uğruna kendi yaşamlarını tehlikeye atmaya hazır olduklarını dünyaya gösterdiler.

Cancun’da 5. DTÖ zirvesi toplanmıştır. Burada Amerikan örgütleri NAFTA’ya karşı güçlü bir kararlılık gösterir. Cancun zirvesine 10,000 küçük çiftçinin de katıldığı karşı eylemlerde yeni bir tarih yazılmaktadır. DTÖ karşıtları kendilerinden beklenmeyen ve umulmayan bir tepki gösterdiler. DTÖ karşıtlarının bu mücadelesi dünyanın gözleri önünde yaşandı.

Zirvenin yapıldığı salonu korumak amacıyla 5 tane demir telli çit çekilmiştir. Çitler birer birer indirilirken Koreli çiftçi Bay Lee kalan çitlerden birisine çıkar ve “DTÖ çiftçiyi öldürüyor” pankartını göstererek yaşamına son verir. Burada vurgulanması gereken önemli nokta; bu bir intihar değildir. Bay Lee kendini feda etmiştir. Bu kişisel eylem Via Campesina’nın duruşunu daha da güçlendirecektir. Zirvenin sonuna doğru DTÖ pes etme eşiğine gelir. Sonradan Avrupa delegesi Pascal Lamie, DTÖ komaya girmiş kanaatinde bulunur.
Fakat Via Campesina’ya göre, o DTÖ ölmüştür bile. Bu DTÖ de eski DTÖ değildir artık!

Bu günlerde yeni bir tehlikeyle karşı karşıya gelindi, o da toplumsal hareketlerin suç unsuru olarak muamele görmeye başlamalarıdır. Kaplan tehdit altında kalınca saldırıyordur ve bu gerçeği, Bush hükümeti ile uluslararası şirketlerin arttıkça artan agresif tavırları doğruluyor.

Örneğin Bolivyalı bir çiftçi aktivist terörizm ve uyuşturucu kaçakçılığıyla suçlanıp Bolivya hapishanelerindeki 100’lerce aktivistten biri olur. Söz konusu çiftçi arkadaş Morales halk tarafından çok tutulan biridir. Otoritesinin güçlenmesinden korkulduğu için ABD kuklası hükümet tarafından hapishaneye atılmıştır ve suçlamalarının aslı hiç yoktur. Aslı olmadığı için de hapishaneden çıkan Morales daha da güçlenir, halk tarafından bağıra basılır. Sonra da ülkesinde devlet başkanlığına seçimle getirilir. Morales, şimdi bir elinde özgürlük bayrağı diğer elinde Via Campesina bayrağı ile Bolivya ve dünyadaki dostlarının yüreğini ısıtıyor, çokuluslu şirketlerin yüreğine kaygı salıyor.

Evet, bugün Dünyanın çeşitli ülkelerinin hapishanelerinde çiftçi aktivist sayısı günden güne artıyor.

Şirketlerin tavırları konusuna gelince Kanadalı çiftçi Percy Schmeiser’in tarlasını, komşu tarlalardan rüzgârla gelen Monsanto’nun GDOlu ürünlerinin çiçek tozuyla bulaştırıp dava açması biz çiftçilere ve geneldeki tüm insanlığa bir fikir veriyor. Yeni terörizm biçimleri böylece meydana çıkıyor.

Via Campesina’nın 4. Uluslar arası Konferansı, 12 Haziran 2004’de Saopaolo/ Brezilya’da toplanır. Via Campesina’nın 4. Olağan konferansında ilk kez genç çiftçiler katıldı. 37 ayrı ülke ve kültürden genç çiftçiler ile kadın çiftçilerin iki gün süren toplantı sonucu belirledikleri görüşlerini Konferansa deklarasyon şeklinde taşıdılar.

Genç çiftçiler deklarasyonlarını sunarken düşünce ve duygularını; “Bu dayanışma ve değiş-tokuş zamanında, genç köylüler olarak yaşadığımız gerçekleri ve hayallerimizi paylaştık. Şunu fark ettik ki farklı ülkelerden gelmiş olmamıza rağmen, yaşadığımız birçok problem ortak” diye ifade ettiler.

Via Campensina için genç çiftçilerin katılımı ilk idi. Genç çiftçiler için Via Campesina, Via Campesina’da genç çiftçilerin katılımının getirdiği heyecan ve sinerji vardı. Türkiyeli çiftçiler için de Via Campesina Konferansı ilk konferanstı. Böylesi bir Konferansta aday olma heyecanı ile giden Türkiye’deki çiftçi sendikaları üye olma sevinci ve sorumluluğuyla döndü. Evet, Çiftçi Sendikalarımız Via Campesina üyesi olma onuruna sahip bir örgüttür. Bununla tüm çiftçiler ve çiftçi dostları gurur duyabilir.

Via Campesina güçlü bir uluslararası örgüttür. Via Campesina’yı güçlü yapan şeylerden birisi, mücadelelerin, amaçların, önerilerin ve düşmanların tanımlanmasında sahip olduğu berraklıktır. DTÖ baş düşmanıdır, çünkü onun ticari görüşü, sermayenin ve çok uluslu şirketlerin çıkarlarına olan kayıtsız şartsız sadakati, kırsal alanların sosyal mevcudiyetinin sürdürülmesini tehlikeye atmaktadır.

DTÖ, kırsal alanları, insani ve ekolojik hayatın bütün ilkelerini yerinden oynatan bir GDO fabrikasına dönüştürülmeye çalışıyor.
Via Campesina’nın çokuluslu şirketlere karşı öneri ve eylemleri, Via Campesina’nın kampanyalarına katılan çeşitli toplumsal hareketlerin kaynaşmasına yol açıyor. DTÖ görüşmelerinin durdurulması ve toplumsal denetimin uygulanması gibi üstünlüğü geniş halk desteği ile karşılaşıyor. Bu birlikte mücadeleler sonucu elde edilen zaferler, Seattle ve Cancun örneğinde olduğu gibi DTÖ görüşmelerinin sürekli aksamasına katkı koyucu olacaktır.

Via Campesina, halkların karşı karşıya olduğu kritik problemlere karşı hep tetikte kaldı. Via Campesina gözlemci delegeler gönderdi, deklarasyonlar yayınladı ve pek çok kez dayanışmasını ifade etti.
Kırsal alanların militarizasyonu ve toplumsal hareketlerin kriminalizasyonu temel problemleri arasında yer almaktadır.

Kısacası, Via Campesina’nın mücadelesi örgütsel, ideolojik ve eylemsel uyumu onu bir referans noktası yapmaktadır. Bölgeler daha güçlenmekte ve kendi durumunu tahlil etmek ve kendi özgün koşullarına uygun eylemler geliştirmek için şimdi kendi gündemlerini oluşturmaktadır. Avrupa’da Ortak Tarım Politikası’na (OTP) karşı mücadelenin, Amerika kıtalarında serbest ticarete karşı verilen mücadelelerin, Asya’da ulusalüstüleşmeye karşı gösterilen direnişin ve Afrika’da biyoçeşitliliğin korunmasının hepsinin içinde önemli unsur olarak yer aldı gündeme damgasını vurdu. Uluslararası Mali Kurumlara (IMF, DB) ve kırsal alanların ticarileşmesine karşı geniş çaplı bir muhalefet ile kırsal dünyayı kadın erkek eşitliği ve adaletin karakterize edileceği yeni bir dünya vizyonudur, Via Campesina…

Via Campesina başa çıkılması gereken konuları şöyle belirlemektedir: Stratejik ittifakların güçlendirilmesi, yeni mücadele biçimleri geliştirme, sürekli olarak ortaya çıkan yeni durumları analiz etme ve onlardan öğrenme, kadın-erkek eşitliğini uygulama ve gençlerin tam katılımını teşvik etme, iletişim stratejileri geliştirme, politik eylem ve seferberliği güçlendirmedir.

17 Nisan “Uluslararası Çiftçi Mücadele Günü” tüm çiftçilerimize, çiftçi dostu örgütlere ve insanlığa kutlu olsun.

Abdullah AYSU
Çiftçi Sendikaları Konfederasyonlaşma
Platform Sözcüsü

Çiftçi Sendikalarından Panel: HEPİNİZ DAVETLİMİZSİNİZ!


Yaşadığımız bu dönemde sermayenin/çokuluslu şirketlerin tamamen serbest davranabilmesi için yeni yapılar inşa ediliyor. Şaşırmadığımız ve şaşırmamız da gerekecek şekilde/beklenebildiği gibi sermayenin yeni arsızlık ve ahlaksızlık yüzü de çıplak gözle görülüyor. En sağır olanlarımızın kulaklarına duyurmacasına ve kafamıza çakarcasına açıktan yapıyorlar her şeyi. Alın teri/yoğun emek ile birikmiş her ama her şeyi özelleştiriyorlar.

Bu özelleştirmelerin birçoğunu birlikte göreceğiz. Göller, nehirler, atmosfer, klimayı özelleştirecekler. Bunların bir kısmını göreceğiz, bir kısmını ise bizden sonrakiler görecekler. Nereyi özelleştirirlerse bilin ki orada çokuluslu şirketler egemenlik kuracak ve özelleştirilen alanlardan yararlananlara yaşamı zehir edecekler…

Sermaye haklarının, insan haklarının üstüne çıkarıldığı bir sürecin içindeyiz, yaşıyoruz. Yaşama anlam ve değer veren her şey, “ekonomik gereklilikler” öne sürülerek yeni kurallar içine alınıyor veya yasaklanıyor. Şimdilerde bile görüp yaşadığımız gibi bu gidişata muhalefetlik etmenin yasaklanması da yayılıyor.

Birleşmiş Milletlerin organları bu sürece katkı koyuyor. Yoksa FAO’nun GDO’lar ile ilgili raporunda belirlediği gibi; çiftçiliğin en temel ilkelerine zıt olan “GDO’ların fakirler için bir nimet” söylemi hangi güdüden çıkabilir?

FAO’nun bu söyleminden yararlanacak olanların tohum şirketleri olduğu açıktır. Bizim hedefimiz; çokuluslu şirketlerin çiftçilere saygılı olmasını öğretmektir. Bitkinin verdiği tohumların kısır çıkmasını sağlayan, “terminatör” teknolojisiyle birlikte çiftçiler, şirketlere bağımlı hale getiriliyor; bu tek taraflı bağımlılık ilişkisini pekiştirmek için yeni çıkartılan ve çıkarılmak istenen yasalarla, çiftçilerin aralarında serbestçe tohumu nakletme ve satmalarına yasaklar getiriliyor/ getirilmeye çalışılıyor.

Böylece bugünkü çiftçilerin yaptığı çiftçilik mesleği, tarım sektöründeki çokul
uslu şirketlerin yeni ihtiyaçlarına göre şekillendirilmeye/dönüştürülmeye çalışılıyor. Bu dönüştürmenin enstrümanları olarak da kısaca STK denilen Sivil Toplum Kuruluşları, sermaye ve hükümetlerin aralarındaki eşgüdümlü çalışmalarına, çabalarına birlikte tanık oluyoruz. Adına “yönetişim” dedikleri bu yeni oyunla yönetimlerde katılımcılığın önünü açtıklarını açıklayarak; tek kişilik ama birbirinin benzeri çok perdeli, tek konulu bir tiyatro mütemadiyen sahneleniyor.

Sahnelenen bu oyunla; özelleştirme => tekelleşme => doğal kaynakların ulaşımına yasaklar” halkalarından bir zincir oluşturuluyor.
Buna karşı birçok ülkede sürdürülen direnişler kırsal kesimde daha enerjik bir şekilde karşılık görüyor ve sürüyor. Hem de netleştirilmiş, berrak ve yüzde yüz haklı bir biçimde sürdürülüyor.
Görülen o ki bu mücadeleleri verenlerin öncüleri kırsalda yaşayan sürdürülebilir köylü tarımcılığı ile uğraşanlardır. Ne yazık ki sürdürülebilir köylü tarımcılarının bu haklı mücadele çizgisinde tüm hareketler bir araya gel(e)miyor, bu da özel olarak eğilmemiz gereken bir sorun olarak orta yerde duruyor.

Gıda bağımlılığı kavramının karşılığı, neoliberalizme karşı devamlılık gösteren direnişlerin karşılığı, yerli halklar hareketlerinin karşılığı, şehirlerde neredeyse yok gibi.

Yaşadığımız çağ, zenginliğin gittikçe daha az sayıda ülke ve şirkette biriktiği bir çağdır. Dahası, ulus devletler büyük şirketlerin birer idare amirliğine veya şubelerine, dönüşmüş durumdadır. İMF ve Dünya Bankası, büyük şirketlerin koruyuculuklarını yapmaktadırlar. İMF ve DB, doğal kaynakları ülkelere ait olmaktan çıkarıp şirketlere ait olmalarını istiyor ve bu doğrultuda mücadele içerisindeler. Bu ortamda büyük şirketler gıdayı ulus devletlere karşı siyasi bir güç olarak kullanıyorlar. Artık şehirde yaşayanlar çiftçinin rolünü ve işlevini anlamaya başlamalı: çiftçiler, sadece şehirdekileri besleyen değil, ürettikleri ile gıdanın egemenliğini sağlayanlar olarak bağımsızlığın ve geleneksel kültürlerin sürdürücüsüdürler.

Başka bir deyişle, bizim gibi geri bıraktırılmış ülkeleri borçlarla kontrol altında tutmaya çalışıyorlar. Kendi imparatorluklarının bir parçası haline dönüştürmek istiyorlar. Çiftçiler olarak bizler, tüm kaynakların %80’inin dünya nüfusunun %10’u tarafından tüketildiği, her gün binlerce insanın açlıktan öldüğü bu düzeni reddediyoruz. Gıda egemenliği/bağımsızlığı, tüm özgür, bağımsız olmak isteyen yurttaşların ve onların ülkelerinin ana hedefi olmalıdır. Bu anlayış da tabandan inşa edilmelidir. Çiftçi sendikaları bunu kendilerine menkıbe edinmiştir.

Dünyayı başkalaştırmak isteyen gezegenimizin baş belaları çokuluslu şirketler için DTÖ, hayatlarımızla ilgili her şeyi, yaşam biçimlerimizin hepsini, tüm yaşam ve üretim türlerini açık piyasa sistemine dahil etmek istiyor. İstediği gerçekleşirse bütün çiftçiler köle olacaktır. DTÖ, bugüne kadar tanık olduğumuz ve yaşadığımız insanlık tarihini tersine çevirmeye uğraşan bir süreci işletmektedir.

Fakat bizim onurumuz var ve DTÖ tarafından hükmedilmeyeceğiz!
Aramızdaki farklılıklar sadece kapitalizmin yarattığı hayali sınırların farklılıkların olduğunu her geçen gün daha iyi anlıyoruz; birbirimize bu kadar benzedikten sonra yanıtlamamız gereken tek soru, ortak düşmanımıza nasıl karşı çıkacağız sorusudur? Artık bu gerçek su götürmez.

1990ların ve Soğuk Savaşın sonundan bu yana kapitalizmin-hem ekonomik hem de askeri anlamda-en saldırgan (agresif) evresi karşısında olduğumuza görelim. Bir “barış” dönemindeyken hiç bu kadar asker kampanyası, ordu çıkartma ve sıcak çatışma görmemiştik. 80 ve 90lar, dünyada, solun dağılması ve şaşkınlığını yaşadık. Ancak ’94’te Zapatistalarla, ’97’de MST (Topraksız Çiftçiler) mitingiyle ve Seattle ile yeni bir eylem dönemine girdik. Tam da bu ortamda 2000’de ilk Dünya Sosyal Forumu çağırıldı. Onlar Davoslarda toplanırken bizler de, Davosların öbür yüzü olan Dünya Sosyal Forumlarında bir araya geliyoruz artık. Saflar belli oldu. Dünyanın birçok ülkesinde emekçiler, alın teri dökenler ıngıldamaya, hareketlenmeye başladı. Saflarımızı netleştirmek ve sıklaştırmaya her zamankinden daha çok ihtiyacımızın olduğu bir dönemden geçiyoruz. Şimdilerde Latin Amerika’da özgürlük, adalet, toprak, onur, yaşam diyenler bu şiarları Venezuela’ da ve Bolivya’da bayrak yaptılar, dalgalandırıyorlar.
Başka bir dünya mümkün diyenler başarma yoluna girdiler. Sendikalarımız Tütün-Sen ve Üzüm-Sen’in “17 Nisan Dünya Çiftçileri Mücadele Günü” nedeniyle 18 Nisan 2006 Salı günü saat: 19.00 da Konak Belediyesi Selahattin Akçiçek Kültür Merkezi -Bayramyeri ‘nde düzenlediği “Tarımda Değişim ve Tarım Reformu” panelinde gelin birlikte olalım. Başka bir dünya mümkün diyecek olan çiftçi temsilcileri ve çiftçi dostları ile bir ağızdan haykıralım: Başka Bir Dünya Mümkün!

Hepiniz davetlimizsiniz.

ABDULLAH AYSU
ÇİFTÇİ SENDİKALARI KONFEDERASYONLAŞMA PLATFORMU SÖZCÜSÜ