İsyan, Demokrasi ve Gazetecilik – Ahmet Tonak(Birgün)

Dört gün sonra, yani 28 Mart’ta Fransa’da genel grev ihtimali yüksek. Sendikalar, hükümetten, gençlere daha çok iş imkanı yaratacağı iddiası ile geçirilen, oysa, yeni işe girenlerin atılmalarını kolaylaştırmaktan başka bir şeye yaramayacak yasayı geri almasını talep ediyor. Hükümet de “şimdi geri almam, hele bir uygulayalım, gerekirse sağını, solunu sonradan rötuşlarız” diyerek taviz vermiyor. Meraklı gazete okuru bu gelişmeleri yerli basınımızdan kısmen izleyebiliyor. Peki, aynı gün, 28 Mart’ta İngiltere’de 1,5 milyon kamu işçisinin ülke genelinde greve gideceğini bizim gazetelerden izleyebiliyor muyuz? Doğrusu, ben rastlamadım. Umarım yanılıyorumdur. Tabii, mesele haberi vermekle bitmiyor. Esas sorun, genellikle haberlerin bağlamında, yorumlanmasındaki kalitesizlik, “olaylar geliyorum” derken yaşanan vurdumduymazlık.

Önce Paris’in, sonra Fransa’daki diğer şehirlerin varoşlarındaki genç göçmenler ayaklandı. Gazeteciler boş bulundular. Hergün binlerce otomobil yakıldı, bu “kendini bilmez” çoğu Kuzey Afrikalı gençler oraya, buraya saldırdı. Üstüne üstlük çoğu Müslümandı bu “başıbozukların.” Önceden haber vermemişlerdi ayaklanacaklarını. “Bilseydik, oturur, okurduk, internette dolaşır; medeniyetin beşiğinde bu yabancıları ne huzursuz etmiş olabilir diye sorardık.” “Ev ödemizi yapamadan, yakalandık” diye iç geçiren gazeteciler olmuştur herhal-de.Şimdi de, durup duruken, hali vakti yerinde Sorbonne’lu öğrenciler aya klan iverdi. Ayaklanmakla kalmadılar, varoşlardaki gençlere de “katılın” çağrısı yaptılar. Ülkeye yayıldılar. Ardından, işçiler, hani o yok olan işçi sınıfı var ya, o nesli tükenen sınıfın “tektük” unsurları, onlar da kitlesel biçimde, milyonlar halinde destek vermez mi gençlere! Arap saçına donuverdi küreselleşen pembe dünya analizlerimiz. Şablonlar yetmedi. Afallayıverdik.

Ve de bütün bunlar yetmezmişçisine, o yok olan sınıf genel grev tehdidinde bulunmaz mı? Olmayan sınıfın grevi, genel olsa ne yazar? Üç beş kişinin yürümesiyle yolların aşınmayacağını bilen bizler, üç beş işçi bozmasının şakur şukur çalışan ekonomiyi aksatamayacağını biliriz. Ayrıca, bu “bildiklerini” yazan, çizen, televizyonlarda boy gösterenler de mebzul miktarda. Onlar hala yataklarında rahat uyuyor olabilirler, devekuşu misali. Ama duruma biraz daha yakından hakim, ayakları biraz daha yere basan Fransa Başbakanı Dominique de Villepin’in gözüne uyku girmediğine eminim.

Kalitesiz basının, çığırtkan gazetecilerin son iflas dönemi aslında AB Anayasa’sının “beklenmedik” reddi ile başladı. Hayatın kendisi, asli işi bizleri hayattan haberdar etmek olan gazetecileri tekzip etti; etmeye de devam ediyor. Öyle gözüküyor ki, yeni “tekzipler”de sırada. Arkası kesileceğe benzemiyor isyan halinin.

Şu sıralar çok tekrarlanan klişeler “68 ruhu,” “68 geri geldi” v.s. türünden. Ve tabii onlar da klişelerin ortak hastalığından muzdarip-ler. Şekli benzerliklerden yaratılan klişeler, iki apayrı tarihi konjonktürü, toplumsal sınıf ve tabakaların 68’deki ve şimdiki konfigürasyonları bakımından varolan farklılıkları kavramamızı engellemekten, geciktirmekten başka bir işe yaramıyor.

68’de sol, günümüzdeki durumla karşılaştırıldığında güçlü ve örgütlü idi. Ama toplumun geneli, solun taleplerine hazır değildi. Ve bu yüzden de düzeninin siyasileri, eliti nüfusun çoğunluğunu ikna edip, 68’in taleplerini kültürel kanallardan akıtarak, hayat tarzı alternatiflerine yöneltebildi. Bu şekilde düzenin siyasi meşruiyeti de sürdürülebilmiş oldu.Oysa, şimdi durum farklı. Demokrasi geri tepti. Elit Anayasa yaptı, halk reddetti. Hükümet yasa yaptı, yakın zaman kadar bir araya gelemeyen, sus pus oturan kesimler ayaklandı. Öte yandan, sol siyasetler güçsüz, parçalanmış durumda 68 ile karşılaştırıldığında. Toplumun geneli ise herhangi bir ulvi neden yüzünden değil, yaşadıkları yüzünden düzenden tatminsiz. Varolan siyasetler yetmiyor. Demokrasi, varedebildiği siyasetlerle yaşayamama sıkıntısı yaşıyor.

Birileri, bir yerlerde bizim medyanın kaçırdığını kavrıyor ve direniyor. Olan biten bundan ibaret.

[email protected]
Bu yazı Birgün Gazetesi’nden alınmıştır