Gelecek Şeylerin Habercisi – Ergin Yıldızoğlu(Cumhuriyet)

Kış başlarken yoksul mahalleleri ayaklandı. Bahar başlarken de 150 kentte 1.5 milyon öğrenci, işçi, issiz genç sokaklarda. Sendikalar hükümeti genel grevle tehdit ediyor, solun bütün renkleri hareketin içinde. ”Fransa burası, olur böyle şeyler” deyip geçmeyin. Bunlar gelecekteki şeylerin, hatta küreselleşmelerin geleceğine dönüşün habercileri.

Şimdi interzone

Çoktan ”küreselleşme engellenemez, önünde durulamaz” ülkesini terk edip her küreselleşmenin sonunda oluşan interzone ‘a (ara bölge) geçtik. Artık, sermaye krizini aşmaya çalışırken sınıf savaşlarının toplumsal dokuyu dağıtmaya başladığı yerdeyiz.

Küresel yatırım fonlarının yüzde 80’ini kontrol eden 10 bankadan biri, Morgan Stanley ‘in başekonomisti Stephen Roach , 1996 yılındaki bir yorumunda, küreselleşmeye karşı güçlü bir tepkinin gelmekte olduğunu savunuyordu. Roach’a göre tarihin sermaye ve emek arasında gidip gelen sarkacının topu bir tarafa doğru çok fazla giderse, aynı hızla geri gelmesi kaçınılmazdı. Seattle , 1999’dan sonra Roach bu öngörüsünü anımsattığında, 1996’da kendisini alaya alan meslektaşları artık suspus olmuşlardı. Küreselleşmeye karşı tepkilerin dalgasını, 11 Eylül, ”terorizme karşı savaş” iklimi bastırdı. Şimdi, gel de sömürgecilerin arketipi sayılabilecek, Cecil Rhodes’ in, 19. yüzyılın son çeyreğinde, bir gün İngiltere parlamentosunda, ülke içinde toplumsal devrimi engellemek için sömürgelerin gerekli olduğuna ilişkin sözlerini anımsama!

Roach bu kez, gelişmiş kapitalist ülkelerin ekonomik yapılarında gerçekleşen dönüşümlerden hareketle, küreselleşmenin büyük bir tehlikeyi gündeme getirmekte olduğunu savunuyor ( Global Economic Forum, 17/03/06). G-7 ekonomilerinde toplam istihdam içinde, geçen 25 yılda, sanayiinin payı yüzde 15’e gerilerken hizmet sektörünün payı yüzde 75’e yükselmiş. Bu yüzden, 1930’larda emek piyasasındaki küreselleşme sanayi proletaryasını etkilerken bugün özellikle hizmet sektöründeki beyaz yakalıları, dolayısıyla daha yüksek gelir dilimlerini etkiliyor. Diğer bir deyişle çalışanların en büyük, en eğitimli ve hali vakti yerinde kesimi, en geniş tüketici kesimi sermayenin hedefi olmaya başladı. Bu, daha önce tartıştığımız ”toplumsal sorunun geri gelmesi” , olgusunu daha da belirginleştirecek.

Geleceğin ilk işaretleri

Küreselleşme süreci hizmet sektörünü de etkilemeye (sermaye gelişmiş ülkelerde düşük ücret bölgelerine göç etmeye) başladığında, ilk önce veri işlem, telefon hizmetleri gibi, katma değer oranı düşük alanlar etkilenmişti. Ancak internetteki hızlanmaya, bilgi işlem ve iletişim teknolojilerindeki gelişmeye paralel olarak bu göç hareketi (out sourcing), katma değer oranı yüksek, alanlardaki, yüksek eğitimli ve vasıflı istihdamı vurmaya başladı. Bu istihdam geniş bir nüfusun, en önemli bir tüketici kesiminin yaşam alanı. Seçimlerle iktidara gelmek durumunda olan siyasetçiler bu kesimin taleplerine kulaklarını kapatmazlar.

Nitekim Avrupa’da hizmet sektörünü serbestleştirmeyi (göçü kolaylaştırmayı) amaçlayan ”Bolkestein Direktifi” , hükümetler tarafından bloke edildi. ”Doha Raundu” gelişmekte olan ülkelerin, hizmet sektöründeki serbestleşmeye karşı direnişi sonucu tıkandı. ABD’de bir Çin şirketinin, UNACOL’u almasını, bir liman işletmesinin Dubai kaynaklı bir şirketin eline geçmesini engelleyen, Çin’den gelen mallara gümrük vergisi koymaya hazırlanan eğilimin arkasında da aynı korunma refleksi var. Avrupa’da hükümetlerin ulusal açıdan stratejik şirketlerinin yabancı sermayenin eline geçmesini engelleme girişimlerinin de…

En derindeyse, küreselleşme sürecinin de tetiğini çekmiş olan, sermaye birikim krizi var. Kriz kâr oranlarının gerileme eğiliminden kaynaklanıyor, kendini aşırı birikim (kapasite fazlası, talep yetersizliği, spekülatif sermayenin büyümesi) krizi olarak gösteriyor. Çözümüyse, son tahlilde, kapasite fazlasının imha edilmesine bağlı. Devletler, uluslararası rekabet içinde, kendi ekonomisindeki kapasite fazlasının imha edilmesine göz yummaktan, bunu getireceği toplumsal sorunlarla boğuşmaktan yana değil. Hükümetler, güçleri oranında, bir taraftan, sermayenin hareketliliğini arttırarak, yeni piyasaları açarak, ele geçirerek bu kapasiteyi değerlendirmeye, gerekirse dış rekabete karşı koruyarak, imhanın başka yerde gerçekleşmesinin koşullarını yaratmaya çabalıyorlar. Sonuç, uluslararası rekabet, küreselleşme, emperyalist genişleme…

Tabii bir de bu ”toplumsal sorunun” kapitalizmin toplumsal/siyasi uzlaşmasını tehdit edebileceğine ilişkin kaygılar var. ABD’deki iç güvenlik yasasını (Patriot Act), İngiltere’de gündeme gelen, ‘hık demiş’ Nazilerin 1933 tarihli ”Ermächtigungsgesetz” (yetkilendirme) yasasının ‘burnundan’ düşmüş, bakanlara kanun hükmünde kararname çıkartma, vatandaşlık haklarını askıya alma, ailesine bilgi vermeden uzun süre tutuklatma yetkisi veren yasaları da bu bağlamda değerlendirmek gerekir.

[email protected]
Cumhuriyet 22.03.2006

Önceki içerik
Sonraki içerik