Hamas Dersleri – Ergin Yıldızoğlu(Cumhuriyet)

Filistin seçimlerini Hamas’ın kazanması üzerine alevlenen tartışmalar bizim için de önemli derslerle dolu diye düşünüyorum.

Solun öğrenmesi gereken…

Hamas dinci bir hareket, solun ondan öğrenecek neyi olabilir denebilir. Burada dersler özel olarak Hamas’a değil, genel olarak bir siyasi düşüncenin kitlelerle buluşma dinamiklerine ilişkin.

Hamas’ın güçlenmesinin tek nedeni silahlı direniş değil. Aksine, bu direnişi sürdürebilmek için gerekli mali ve insan kaynaklarını bulmasına olanak veren toplumsal etkinlikleri, Hamas’ın Müslüman olmayan Filistinlilerden bile oy almasında da büyük rol oynadı.

Oslo süreci başladığından beri, Filistin Yönetimi ve onun dümenindeki FKÖ, Filistin halkının yaşam koşullarını iyileştirmekte kullanmak üzere Avrupa ve Arap dünyasından mali yardım alıyorlardı. Arafat öldükten, Abbas iktidara geldikten sonra ABD’de Filistin Yönetimi’ne mali yardım yapmaya başladı. ABD yardımı geçen yıl 380 milyon doları geçiyordu. Ancak bu yardım paraları en iyi niyetli ifadeyle FKÖ liderliği ve kadroları tarafından beceriksizce ziyan edildi, daha gerçekçi bir ifadeyle talan edildi; FKÖ yolsuzlukları dillere destan hale geldi, Filistin Yönetimi de mali açıdan çökme noktasına geldi.

Hamas bu süreçte devreye girdi, halkın günlük yaşamında, ”yaşam alanları” içinde, günlük yaşamı kolaylaştırıcı bir işlev üstlendi. Sağlık hizmetlerinden cenazelerin kaldırılmasına, yoksul çocuklara eğitim gereçleri sağlamaya, konut sorununun çözülmesine katkıda bulunmaya kadar birçok alanda, Dünya Bankası’nın bile takdirini kazanan bir profesyonellikle çalışarak, kendini halkın yaşamının vazgeçilmez bir parçası haline getirdi.

Solun bu süreçten çıkarması gereken ders bence çok açık: İddialı toplantılar yaparak ”durumu” tartışmaya, ”gösteri toplumunda” profil yükseltmeye başlamadan, siyasi programları halkın gözüne sokmaya, sandıkta buna destek istemeye kalkmadan önce, yaşam alanlarında sorun çözücü, işlevsel, vazgeçilemez toplumsal bir yer edinmeye çalışmak gerekiyor. Latin Amerika deneyleri de bu gözlemi destekler nitelikte.

Demokrasi havarilerine…
ABD’nin bölgedeki varlığının demokratik gelişmelere yol açacağını düşünerek Büyük Ortadoğu Projesi’ni destekleyen ”demokrasi havarilerinin” de özelde Hamas’ın, genelde bölgede siyasal İslamın yükselmesinden, daha çok geç olmadan, almaları gereken dersler var.

ABD bölgeye ”demokrasi getirmeye” başladığından bu yana, aksi yönde gelişmeler hızlandı. Bölgede yapılan seçimlere şöyle bir bakmak yeterli. Lübnan’da Hizbullah, Mısır’da Müslüman Kardeşler, İran’da Ahmedinecad, Irak’ta dinci partiler ama özellikle Şii bloku içinde en büyük grubu oluşturan Muktada El Sadr ve en son Filistin’de Hamas. Üstelik, bir Jarusalem Post yorumunun işaret ettiği gibi Hamas’ın ”yaşam alanlarında” sivil etkinliklerle güçlenmiş bir örgüt olması, benzer özelliklere sahip ‘Müslüman Kardeşler’ in ve Hizbullah’ın meşruiyet iddialarını daha da güçlendiren bir gelişme.

Bu eleştirilere karşı, ”Demokrasi bu, bir dahaki sefere seçimleri bir başkası kazanır” , anlayışına sığınmak da olanaklı değil. Birincisi, iktidara ”yaşam alanlarından” gelen hareketler toplumsal dönüşümü kolaylıkla hızlandırır, kimi zaman fiziki baskı uygulamaya bile gerek kalmadan, ahlaki ve kültürel baskılarla karşıt görüşleri susturabilir, savunucularına yaşam hakkı tanımayabilirler. İkincisi siyasal İslamın yükselmesi, bir ulus devleti ayakta tutacak birleştirici bir dalganın yükselmesi anlamına gelmiyor. Aksine, dalga daha baştan farklı akımların ve mezheplerin varlığının getirdiği uzlaştırılamaz gerginliklerle birlikte yükseliyor. Kimi yerde etnisite ve mezhep örtüştüğünden, başka gerginlikler de ekleniyor, bu çelişkiler çorbasına. Böylece Sünni-Şii, Hıristiyan, Müslüman, Yahudi, Arap, Acem, Kürt, Türk, tüm kimlikler birbirleriye vatandaşlık gibi bir birleştirici öğe olmadan etkileşim içine girerek bölgede ulusal yapılanmaların, var olan devletlerin zeminini kemiriyor. ABD planlarına direnişi zayıflatıyor.

Condaleezza Rice, ”Gelişmeler bizi hazırlıksız yakaladı” … bölgedeki ”ABD diplomatları Filistin halkının nabzını ölçmekte başarılı olamadılar” diyormuş (Wall Street Journal 30/01). Ya, ABD Dışişleri tümüyle salaklardan oluşuyor ya da gündemlerinde demokratikleşmeden başka bir proje var. Bana birinci olasılık gerçekçi gelmiyor. İkinci olasılık ise siyasal İslamın yükselmesiyle, ulusalcılığın imha edilmesi, herkesin herkesle çatıştığı, dışardan kolaylıkla ”dengelenebilecek” bir siyasi coğrafyanın amaçlandığını düşündürüyor. İki durumda da bu süreçten uzak durmakta yarar var. Umalım ki Türkiye’yi yönetenler içinde, süreci gereken kuşkuculukla okuyabilecek kadar akıllı, halkını korumayı öne alacak kadar erdemli siyasetçiler bulunsun? Çok mu iyimserim?

[email protected]
Cumhuriyet 01.02.2006
GLOBALPOLİTİKÜLTÜR