Sürdürülemezlik için düşünceler ! – F. Serkan Öngel (Birgün)

Geçtiğimiz yüzyıl belki de dünyanın en büyük zorbalıklarına, en büyük sevinçlerine ve kalkışmalarına tanıklık etti. Ne yazık ki bugüne, geçtiğimiz yüzyılda bitmemiş hesaplarımızı taşıyarak giriyoruz. Günümüzde çelişkilerin, çarpıklıkların ve toplumsal parçalanmanın giderek derinleştiğinin ayrımına varmamak mümkün değil. Görmek ile farkındalığın arasında ki ince çizgi ise ancak yüzümüzde bir tokat gibi çarpan görüntülerin eşliğinde ortadan kalkıyor. Gördüğümüzü fark etmek zorunda kalıyoruz. Bir süre bu farkındalık tartışılıyor. Çözüm yolları konuşuluyor. Sorunlar ortaya konuluyor. Sonra belleğimizi meşgul eden başka konulara yöneliyoruz. Bilince çıkardığımız ancak çözemediğimiz sorunları biriktirerek.

Parçalanma gündelik hayatımızın bir parçası artık. Çelişkilerle yaşamak ve çelişkilerin sürdürülebilirliği günümüzde temel tartışma başlıklarından biri durumunda. Ve bunu gündelik hayatın mekânlarında yani kentlerde duyumsamamak olanaksız. Ancak; kanıksamak mümkün.

Suç oranlarının giderek artığı, sosyal dışlanmanın yüksek boyutlara ulaştığı, yoksulluğun sokaklarda kol gezdiği bir dönemde, gazetelerin üçüncü sayfa haberleri dışında bizi gerçekliğin tanıklığına yöneltecek araçlardan yoksunuz. Yazılı ve görsel medya topluma gerçekleri değil göstermek istediğini sunuyor. “Hakikatin yalan, yalanın da hakikat gibi göründüğü bir dönemeçteyiz şimdi. Her açıklama, her haber, her düşünce daha önce kültür endüstrisinin merkezlerinde biçimlendirilmiş olarak geliyor bize” Ancak büyük kalkışmalar, artık gözlerden saklanması mümkün olmayan olaylar, sorunların kamuoyununun önüne tartışılıp tüketilmesi için (çözülmesi için değil) getirilmesine olanak sağlıyor.

Şemdinli’de bir kitapçıya konan bomba, Irak halkına uygulanan zorbalık, Paris’te yakılan arabalar, yardım kuyruklarında yaşanan izdihamlar bizi sorunları düşünmeye yönlendiriyor sadece. Çünkü köklü çözümler olmaksızın bu görüntüleri değiştirmek mümkün değil.

Peki, sürdürülebilir yoksulluğun, parçalanmışlığın, güvensizliğin ve dışlanmışlığın sokaklarında biz tüm bunların sürmesini gerçekten istiyor muyuz? Yaşadığımız kenti, ülkemizi, evimizi, yaşantımızı bir kriz yönetimi ile sürdürmek ne kadar sağlıklı. O yüzden bizim gerçekten bir sürdürülmezliğe ihtiyacımız var. Sorunlarla yaşamaya değil, sorunları enine boyuna yatırıp, bunları nasıl ortadan kaldıracağımızı bulmaya ihtiyacımız var.

Peki, bunun olanakları nasıl yaratılabilir? İşte kritik soru bu. Turgut Uyar ne güzel yazmış:

“Ey bilene bilene tükenen bıçak!.
Bir şeyler yap
Eskimeden gökyüzünün kutlu maviliği”