Türkiye Tarımında IMF Tahribatı – Ziraat Mühendisleri Odası Bursa Şubesi

Türkiye Tarımında IMF Tahribatı

[

ZİRAAT MÜHENDİSLERİ ODASI BURSA ŞUBESİ ARAŞTIRMASI

]

TÜRKİYE TARIMININ 2000’DE BAŞLAYAN IMF İLE SERÜVENİ BEŞ YILINI DOLDURDU VE MAYIS 2005’TE YENİ BİR STAND-BY ANLAŞMASI İMZALANDI. GERİDE KALAN BEŞ YILIN BİLÂNÇOSUNU ÇIKARMAK GEREKİRSE; ORTADA DURAN TABLONUN TAM BİR TAHRİBAT OLDUĞUNU SÖYLEMEMİZ GEREK.

Gıdada gelişmiş ülkeler ihracatçı, azgelişmişler ithalatçı

1970’li yılara kadar tarım ürünü ithalatçısı konumunda olan merkez ülkeler, verimliliği ve üretimi arttırmak için sulama, makineleşme, tohumluk, gübre, ilaç gibi girdileri geliştirerek; bunları yoğun şekilde uyguladılar. Tarıma büyük miktarlarda sübvansiyon sağlayarak, kendilerine yeterli hale geldikleri gibi, ihtiyaçlarının çok üstünde bir tarımsal üretim kapasitesine ulaştılar. Ancak üretim fazlaları için pazar gerekiyordu. Merkez ülkelerde biriken üretim fazlası için gerekli olan pazar, IMF ve Dünya Bankası gibi örgütleri aracılığıyla azgelişmiş ülkelerin tarımları çökertilerek sağlandı. 1980’lı yılların başında borç krizi içine itilen ülkeler, “yapısal uyum programları” şeklinde dayatılan saldırılarla iç piyasalarını gıda malları ithalatına, tarım alanlarını çokuluslu tarım-gıda tekellerine açtılar. Sonuçta kendi kendilerini besleyemeyen bir konuma gelerek, net gıda maddeleri ithalatçısı oldular. Bu süreçle daha geç tanışan Türkiye ise şimdilerde diğerleri ile aynı kaderi paylaşıyor.

Tekelci sermaye 1980’lerden beri Türkiye’yi biçimlendiriyor

Tekelci sermaye, 1980’lerden bu yana IMF ve Dünya Bankası öncülüğünde Türkiye’yi merkez ülkelerin ve uluslararası sermayenin hegemonik çıkarları doğrultusunda biçimlendirmektedir. 24 Ocak 1980 ekonomik kararları bu sürecin dayatmacı somut bir örneğidir. Bu kararlar, 1970’li yıllarda belirginleşen neo-liberal politikaların IMF ve Dünya Bankası aracılığıyla azgelişmiş ülkelere dayattığı mali ve yapısal uyum programlarının bir ürünüdür.

Tarımın uyumlandırılması da 1980’lerde başladı

Türkiye tarımının açık ve belirgin bir biçimde istikrar programlarına girmesi 24 Ocak-12 Eylül süreci ile başladı. 24 Ocak kararları, içerdiği yapısal dönüşüm programıyla kapitalist küreselleşme sürecine eklemlenme modeliydi. 9 Aralık 1999’da IMF’ye verilen niyet mektubuyla içeriği belirlenen istikrar programı da, bu modelin gerçekleştirilmesi yolundaki son halkayı oluşturuyordu.

Tarım reformu nasıl tezgâhlandı?

1997 yılının sonlarına doğru bir Dünya Bankası heyeti Türkiye’yi ziyaret eder, amaçları “mevcut tarımsal destekleme politikalarını değerlendirmek ve bunların nasıl iyileştirebileceği konusunda önerilerde bulunmak” olarak açıklanır. Heyetin başkanı John Nash 1998’de “Reform İçin Öneriler” başlıklı bir rapor hazırlar. Rapora göre, “Türkiye’de uygulanan tarımsal destekleme politikaları mali açıdan pahalı ve ekonomik olarak verimsizdir. Sistem vergi yükümlüleri ve tüketicilere önemli yükler getirmektedir”.

Dünya Bankası’nın Türkiye tarımı için önerdiği sözde reform programının temel çerçevesi de bu raporda çizilmiştir:

  • Tarım ürünleri fiyatları, dünya fiyatları düzeyine çekilmeli,
  • Fiyat destekleri ya da sübvansiyonlar kaldırılarak doğrudan gelir desteği (DGD) sistemine geçilmeli,
  • Gübre ve kredi sübvansiyonlarına son verilmeli,
  • Tarım satış ve kredi kooperatiflerinin imtiyazları kaldırılmalı,
  • DGD sistemine geçilmesi nedeniyle devlete ait olma gerekçeleri ortadan kalkan ve geçersiz varlıklar
    durumuna gelen tarımsal KİT’ler özelleştirilmeli.

    Dünya Bankası raporunda yer alan bu sözde reform önerileri, 9 Aralık 1999’da IMF’ye verilen niyet mektubu ve 10 Mart 2000’de Dünya Bankası’na verilen kalkınma politikası mektuplarında aynen yer aldı. Böylelikle Türkiye’de tarım ve hayvancılığı çökerterek, ülkeyi küresel gıda şirketlerinin pazarı haline getirmek için IMF ve Dünya Bankası’nca dayatılan program adım adım uygulamaya konuldu.

    Küreselleşme saldırısı tarıma yöneliyor

    Türkiye tarımına yönelen bu saldırı, bir rastlantı değil, küreselleşme olarak adlandırılan ve esas olarak dünya çapında emeğin karşı karşıya bulunduğu bir saldırının parçasıdır. Emeğin en yoğun olduğu sektör de tarım olduğu için, tüm diğer toplumsal katmanlar gibi, tarımdaki emek de benzer bir saldırıyla karşı karşıyadır.

    Bilindiği gibi Türkiye tarımı, birçok azgelişmiş ülke tarımından farklı özelliklere sahiptir. Emekçilerin büyük ölçüde üretim araçlarına sahip olduğu bir yapı taşır, yani küçük ve orta üreticiliğin hâkim olduğu bir yapıdır. Tarıma yönelik saldırı, başka ülkelerde tarımsal sermayeye yönelik bir saldırı gibi de görülebilir. Örneğin Arjantin, çok büyük çiftliklere dayalı, kapitalist tarımın egemen olduğu bir ülkedir ve Türkiye’de tarıma yönelik saldırılar, bu ülkede söz konusu değildir. Oysa Meksika Türkiye’ye benzer bir tarımsal yapıya sahiptir. Bu nedenle, günümüzde Türkiye’de uygulanan DGD ve benzeri bir yığın politika, Türkiye’den önce bir laboratuar gibi Meksika’ya da uygulanmıştır.

    2000 yılında Dünya Bankası’nın yayımladığı bir raporda “Türkiye’de tarım desteklemesi aşırıdır, milli gelirin yüzde 8’ine ulaşmaktadır; OECD ülkelerinde ise bu oran yüzde 2’yi geçmemektedir” deniyordu. Dünya Bankası/IMF’nin “tarımsal desteklemeye son” çağrısına teslim olunduktan sonra, yani 2001-2004’te, bütçeden tarıma ayrıldığı belirtilen tüm ödemeler, milli gelirin yüzde 1’inin altında kalmaktadır. Doğrudan gelir desteği bu ödemelerin 2001’de yüzde 8’ini, 2002’de yüzde 67’sini, 2004’te ise yaklaşık yüzde 70’ini oluşturmaktadır.

    Kendisi yer salkımı…

    Avrupa, Amerika ve Japonya, kendi aralarında ve Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) içinde çekişerek tarımlarını desteklemeyi sürdürmekte; son yıllarda IMF ve Dünya Bankası’nın reçetelerini kabul eden Türkiye’de ise çiftçi, dünya piyasalarındaki eşitsiz ve istikrarsız koşullara adım adım teslim edilmektedir.

    Tarım devlet eliyle çökertildi

    Dünyada her yıl tarıma 300 milyar dolar dolayında destek veriliyor. Bunun 284 yüzde 95’i gelişmiş zengin ülkeler olarak tanımlanan G7 ülkelerinin üreticilerine gidiyor. AB’nin doğrudan üreticisine verdiği destek kişi başına yıllık 2.500, ABD’nin ise 4.500 dolar. Türkiye’nin çiftçisine verdiği destek ise yalnızca kişi başına yıllık 40 dolar.

    ABD, AB gibi merkezlerin, Türkiye tarımını denetim altında tutmak ve kendi çıkarları doğrultusunda biçimlendirmek amacıyla IMF ve Dünya Bankası gibi örgütleri aracılığıyla dayattıkları Tarım Reformu Projesi (ARIP), 2000 yılından beri uygulanıyor. Geçen beş yılda varılan nokta tam anlamıyla “tarımın devle
    t eliyle çökertilmesi”
    olmuştur. Bu uygulamaları şöyle özetlenebiliriz:

  • IMF/Dünya Bankası dayatmalı yapısal uyum programlarının uygulandığı 1980 sonrası dönemde tarımdaki üretim artışı, nüfus artış hızının çok gerisinde kalmıştır. 1980-2003 arasında nüfus yılda ortalama yüzde 2 dolayında artarken, tarımdaki üretim artışı yüzde 1’de kalmıştır. Tarım sektöründeki yıllık katma değer artış hızı 1980-89 yılarını kapsayan dönemde yüzde 0,7 iken, 1990-99 döneminde yüzde 1,6 olarak gerçekleşmiştir. IMF programlarının uygulandığı 2000-04 döneminde ise yüzde 0,8’de kalmıştır. Büyümedeki bu olumsuz gelişme sonucunda tarımın gayrisafi yurtiçi hasılaya (GSYİH) katkısında büyük bir gerileme görülmüş; 1980-99 arasında ortalama yüzde 18 dolayında olan bu katkı, 2000-04 döneminde yüzde 13 düzeyine inmiştir (Çizelge I).

    Çizelge I- GSMH ve Tarım Katma Değeri

    (1987 fiyatlarıyla milyar TL)

    Yıllar

    GSMH

    GSMH’de

    Gelişme (Yüzde)

    Tarım

    Tarımda

    Gelişme (Yüzde)

    Tarımın

    Payı

    (Yüzde)

    İstihdamda

    Tarım

    (Yüzde)

    2000

    119.144

    6,3

    15.962

    3,9

    13,4

    36,0

    2001

    107.783

    – 9,5

    14.923

    – 6,5

    13,8

    37,6

    2002

    116.338

    7,9

    15.948

    6,9

    13,7

    34,9

    2003

    123.165

    5,9

    15.549

    – 2,5

    12,6

    35,4

    2004

    135.308

    9,9

    15.863

    2,0

    11,7

    34,0

  • 1977-2002 döneminde tarım sektörü yüzde 31 oranında büyürken, çiftçinin göreli fiyatları yüzde 40 gerilemiş; çiftçinin alım gücündeki kayıp, üretim artışıyla telafi edilememiştir. Yirm
    i beş yıl önce tarım sektörü -cari fiyatlarla- milli gelirin yüzde 30’unu, günümüzde ise yalnızca yüzde 12’sini sağlamaktadır. Bunda tarımsal fiyatlardaki çöküşün de önemli katkısı bulunmaktadır.

    ·

  • “Ülke çiftçiye yapılan destekler nedeniyle batıyor” denilerek üreticiye kredi verilmemeye, azaltılmaya başlandı. Ziraat Bankası tarımdan kopartıldı, Tarişbank’a el konulup başka bir bankaya devredildi. Tarımsal kredi faiz oranlarında uygulanan sübvansiyon Mart 2000, kimyasal gübre desteği Ekim 2001, tohum ve tarımsal ilaç destekleri ise Aralık 2001 sonundan itibaren kaldırıldı. TZOB’nin hesaplamalarına göre 1998-2004 döneminde buğday fiyatları 7 kat artarken girdi fiyatları 8,4 kat artmış, dolayısıyla buğday üreticisinin alım gücü azalmıştır. Son 10 yıllık (1994-2003) ortalamalara göre kamuya ait gübre fabrikalarının gübre üretimindeki payı yüzde 42 idi. 2004-05 döneminde bu tesislerin tümü özelleştirilerek kamu gübre üretim ve dağıtımından çekilir. Sonuç, Başbakanın da vurguladığı gibi gübre fiyatlarının yalnızca 2004 yılında yüzde 40 artması olmuştur. 1999 yılında 5,6 milyon ton olan kimyasal gübre tüketimi, 2004 yılında yüzde 7 dolayında bir gerileme ile 5,2 milyon tona düşmüştür. 1990-99 döneminde tüketimin ortalama yüzde 24,8’i ithalat yoluyla karşılanırken, IMF politikalarının uygulandığı 2000-04 döneminde yüzde 43,9’u ithalatla karşılanır hale gelmiştir (Çizelge II).

    Çizelge II- Kimyasal Gübre Üretim, Tüketim ve İthalatı

    (Bin Ton)

    Yıllar

    Üretim (1)

    Tüketim (3)

    İthalat (2)

    3/2 (Yüzde)

    1999

    3.301

    5.581

    1.988

    35,6

    2000

    3.163

    5.294

    2.408

    45,5

    2001

    2.628

    4.262

    1.776

    41,7

    2002

    3.472

    4.529

    1.740

    38,4

    2003

    3.318

    5.094

    2.126

    41,7

    2004

    3.192

    5.175

    2.710

    52,4

    1990-99

    3.755

    4.863

    1.364

    24,8

    2000-04

    3.154

    4.871

    2.152

    43,9

  • 1990’lı yılla
    rın başında nüfus 56, 2004 yılında ise 71 milyon, yani 13 yılda yüzde 25 dolayında artmıştır. Oysa tarım ve hayvancılık üretimi ya yerinde saymakta ya da gerilemektedir. IMF patentli reform projesi bu gerilemeye ivme kazandırmıştır. 1990 yılında yaklaşık 27,3 milyon hektar olan tarım alanı, günümüzde 26 milyon hektara düşmüştür. 1994’te 9,8 milyon hektar olan buğday ekim alanı 2003 yılında 9,3 milyon hektara gerilemiştir. Üretim ise son 10 yıllık dönemde 19 milyon tonda sabitlenmiş gözükmektedir. 2000-04 döneminde şekerpancarı üretimi 18,8 milyondan 13,5 milyon tona, ayçiçeği üretimi 950 binden 900 bin tona, tütün üretimi 251 bin tondan 157 bin tona inmiştir (Çizelge III).

    Çizelge III- Tarım Alanı

    (Bin Hektar) ve Bitkisel Üretim (Bin Ton)

    Yıllar

    Tarım Alanı

    Tarla Alanı

    Buğday

    Şeker Pancarı

    Tütün

    Ayçiçeği

    1999

    26.802

    23.489

    18.000

    17.102

    251

    950

    2000

    26.379

    23.033

    21.000

    18.821

    208

    800

    2001

    26.350

    23.001

    19.000

    12.633

    153

    650

    2002

    26.579

    23.163

    19.500

    16.523

    161

    850

    2003

    26.027

    22.540

    19.000

    12.623

    148

    800

    2004

    21.000

    13.517

    129

    900

  • Hayvan varlığındaki erime de devam etmiş; 1999-2003 yılları arasında koyun sayısı 30,3 milyon baştan 25,4 milyon başa, sığır sayısı 11 milyon ba��tan 9,8 milyon başa gerilemiştir. Süt üretimi değişmemiş, denetim altındaki mezbaha ve kombinalarda kesilen hayvan sayısı 10,4 milyondan 5,8 milyon başa, kırmızı et üretimi ise yüzde 28’lik bir gerilemeyle 511 bin tondan 367 bin tona düşmüştür (Çizelge IV).

    Çizelge IV- Hayvan Varlığı

    (Bin Baş) ve Hayvansal Üretim (Bin Ton)

    Yıllar

    Hayvan Sayısı

    Kesilen

    Hayvan Sayısı*

    Kırmızı Et

    Üretimi

    *

    Süt

    Üretimi

    Sığır

    Koyun

    1999

    11.054

    30.256

    10.449

    511

    10.082

    2000

    10.761

    28.492

    9.402

    491

    9.794

    2001

    10.548

    26.972

    7.482

    436

    9.495

    2002

    9.804

    25.174

    6.477

    420

    8.4096

    2003

    9.789

    25.431

    5.762

    367

    10.611

    *Veriler mezbaha, kombina ve kurban bayramı kesimlerini kapsamaktadır.

  • Tarımdaki büyümenin yavaşlaması ve GSYİH’deki payının düşmesi tarımda çalışanların yoksullaşmasını getirmekte; buna bağlı olarak kırsal alanlardan kentlere göç hızlanmakta ve tarımdaki istihdam düzeyi gerilemektedir. Nitekim 1980-99 döneminde ülkedeki istihdamın yüzde 48’i tarımda iken, 2000-04 döneminde bu oran yüzde 35’e düşmüştür.
  • 2000 yılında 18,8 milyon ton olan şekerpancarı üretimi, IMF’ye verilen ekim alanlarının daraltılması taahhüdü ve 4 Nisan 2001’de çıkarılan 4364 sayılı Şeker Kanunu hükümleri doğrultusunda 2004 yılında 13,5 milyon tona gerilemiştir. Şeker kanunu ile şeker fabrikalarının özelleştirilmesi öngörülmüş, şeker üretimi kısıtlanarak suni tatlandırıcılara geniş kota tanınması gündeme gelmiştir. Öte yandan şekerpancarı ekim alanlarının daraltılması, 450 bin üretici aile ve şekerpancarı tarımınd
    a çalışan 100 bini aşkın işçinin gelir olanaklarını kısıtlamakta ve yaşamını zorlaştırmaktadır.

  • 9 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe giren 4733 sayılı Tütün Kanunu ile tütünde destekleme alımları kaldırılarak sözleşmeli üretim sistemine geçilmiştir. Tütün üreticisinin örgütsüz olması nedeniyle bu sistemde fiyatlar alıcı firmalar tarafından belirlenmekte; üretici bu durumda sektörden kopmak zorunda kalmaktadır. Bu koşullarda yakın bir gelecekte tütün üreticisi bulmak zorlaşacaktır. 1999 yılında 251 bin ton olan tütün üretimi 2004 yılında 129 bin tona; 578 bin olan ekici sayısı ise 274 bin kişiye düşmüştür. Aynı şekilde TEKEL’in destekleme alımlarının toplam üretimdeki payı 1999’da yüzde 72 iken, 2004’te sözleşmeli alımdaki payı yüzde 28’e inmiştir (Çizelge V).

    Çizelge V- Tütün Ekim Alanı, Ekici Sayısı ve Üretimi*

    Ürün

    Yılı

    Ekici Sayısı

    (Bin)

    Üretim

    (Bin Ton)

    TEKEL Alımı**

    Bin Ton

    Yüzde

    1998

    622

    259

    200

    66,2

    1999

    578

    251

    186

    71,7

    2000

    583

    208

    178

    70,7

    2001

    478

    153

    130

    62,6

    2002

    406

    161

    63

    41,5

    2003

    334

    148

    60

    37,1

    2004

    274

    129

    41

    27,9

    (*) Yerli ve yabancı tütün toplamını içermektedir.

    (**)Alım miktarının bir önceki yıl üretimine oranıdır.

  • 1999 yılında sigara piyasasının yüzde 70’ini elinde tutan TEKEL, 5 Şubat 2001 tarihli ÖYK kararıyla ÖİB’ye devredilmiştir. ÖİB’ye geçtikten sonra yatırımları tümüyle durdurulan TEKEL, hızlı bir erime sürecine girmiş, sigara piyasasındaki payı 2004’te yüzde 47’ye düşmüştür (Çizelge VI).

    Çizelge VI- TEKEL’in sigara pazarındaki payı nasıl küçülüyor? (Yüzde)

    Üretici

    1999

    2000

    2001

    2002

    2003

    2004

    TEKEL

    70,2

    69,8

    68,7

    61,0

    52,4

    47,0

    PHILSA

    22,7

    22,9

    21,4

    27,4

    35,8

    37,0

    JTI

    7,1

    7,3

    9,9

    11,6

    10,3

    11,0

    BAT

    0,1

    1,5

    4,0

  • Türkiye’nin üretimi azaldıkça bundan ithalat ve ihracatı da etkilenmektedir. Tarımsal dış ticaret dengesi 1980-89 döneminde yıllık ortalama 1,5 milyar dolar fazla verirken, 1990-99 döneminde 866 milyon dolara düşmüştür. IMF politikalarının izlendiği 2000 sonrası dönemde yalnızca 227 milyon dolar olmuştur. 1990-99 döneminde tarım ürünleri ihracatının toplam ihracat içerisindeki payı yüzde 12,8 iken, 2000-04 döneminde yüzde 6’ya gerilemiştir (Çizelge VII).

    Çizelge VII- İhracat ve İthalatta Tarımın Payı

    Yıllar

    İhracat

    İthalat

    Tarım

    Denge

    Genel

    Tarım

    Payı

    (Yüzde)

    Genel

    Tarım

    Payı (Yüzde)

    2000

    27.775

    1.973

    7,1

    54.503

    2.127

    3,9

    -154

    2001

    31.334

    2.234

    7,1

    41.399

    1.412

    3,4

    +822

    2002

    36.059

    2.038

    5,7

    51.554

    1.706

    3,3

    +322

    2003

    47.253

    2.463

    5,2

    69.340

    2.576

    3,7

    -113

    2004

    63.121

    2.954

    4,7

    97.540

    2.710

    2,8

    +244

    1990-99

    19.940

    2.392

    12,8

    33.341

    1.526

    4,5

    +866

    2000-04

    41.108

    2.332

    6,0

    62.687

    2.106

    3,4

    +227

  • 2000-04 döneminde tarımsal ürün alım fiyatları sürekli olarak enflasyonun altında tutulmuştur. 2000-04 ortalaması olarak TEFE’deki değişmenin yüzde 40 olmasına karşın; aynı dönemde tarımsal ürün ortalama alım fiyatları artışı yüzde 28 düzeyinde tutulmuştur (Çizelge VIII).

    Çizelge VIII- Destekleme Fiyatları/Enflasyon İlişkisi

    Yıllar

    Fiyat Artışı

    (Yüzde)

    TEFE

    (Yüzde)

    TKD

    (Milyon TL)

    DA

    (Milyon TL)

    DA/TKD

    (Yüzde)

    2000

    28,4

    51,4

    17.541

    1.655

    9,4

    2001

    50,2

    61,6

    21.521

    1.840

    8,5

    2002

    33,5

    50,1

    32.115

    2.226

    6,9

    2003

    22,1

    25,6

    42.126

    2.290

    5,4

    2004

    6,6

    11,1

    48.395

    2.611

    5,4

    2000-04

    28,2

    40,0

    32.339

    2.124

    7,1

    Ürün Fiyat Artışı: Ortalama Tarımsal Ürün Alım Fiyatları Artışı (Yüzde)

    TEFE: 12 Aylık Ortalama Yüzde Değişme

    TKD: Tarım Katma Değeri

    DA: Destekleme Alımları

  • Destekleme alımları karşılığı olarak üreticilere yapılan ödemelerin tarımsal katma değer içindeki payı sürekli olarak geriletilmiştir. Destekleme alımlarının tarım sektörünün toplam katma değerine oranı 1990-99 dönemi ortalaması olarak yüzde 9,7 iken, 2000-04 döneminde yüzde 7,1’e, 2004 yılına gelindiğinde ise yüzde 5,4’e düşmüştür. Aynı dönemde tarımsal KİT’ler ve tarım satış kooperatifleri birliklerinin ürün alımları (özellikle buğday ve fındıkta) sembolik seviyelere düşürülmüştür (Çizelge IX).

    Çizelge IX- Bitkisel Ürünler Alım Miktarlarının Üretime Oranı

    (Yüzde)

    Yıllar

    Buğday

    Ş. Pancarı

    Tütün

    Yaş Çay

    Fındık

    2000

    14,1

    78,0

    70,7

    65,8

    19,6

    2001

    7,7

    77,4

    62,6

    66,3

    19,8

    2002

    1,7

    73,9

    41,5

    68,5

    8,0

    2003

    2,9

    72,3

    37,1

    59,5

    1,6

    2004

    8,9

    71,8

    27,9

    53,1

    3,4

    (*) Alım miktarının bir önceki yıl üretimine oranıdır.

  • Tarımsal sanayiin kurulmasına ve tarım ürünleri ihracatının geliştirilmesine öncülük etmiş olan Tarım Satış Kooperatif ve Birlikleri (TSKB); günümüzde 54 ilde, 23 ürün konusunda 157 işletme ve 53 iştirakiyle yaklaşık 750 bin ortağına hizmet götürmektedirler. Dünya Bankası’nın önerisi ile 2000 yılında uygulamaya konulan “Tarımda Yeniden Yapılanma Projesi”nin en önemli ayaklarından birisi TSKB’lerin yeniden yapılandırılmasıydı. Bu amaçla, 1 Haziran 2000’de 4572 sayılı “Tarım Satış Kooperatif ve Birlikleri Kanunu” çıkarıldı. Yeniden Yapılandırma Kurulu Başkanının sözleriyle “Yasanın amacı devletle birliklerin ilişkisini kesmek” idi. Birlikler özerklik adı altında Sanayi Bakanlığı’ndan alınıp adeta Dünya Bankası’na bağlanmış; birliklere destek yapılması yasa hükmüyle yasaklanmıştır. Birlikler bu dönemde ürün alım etkinliklerini giderek daha çok kendi olanaklarıyla gerçekleştirmişlerdir. Birlik kaynaklarıyla ürün bedelini karşılama oranı 1998-99 döneminde yüzde 17 iken, bu oran 2001-02 döneminde yüzde 49’a yükselmiştir. 6 Haziran 2001’de Dünya Bankası’yla yapılan ARIP’a ilişkin kredi anlaşmasında; 4572 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 16 Haziran 2000 tarihinde TSKB’lerin 16.500 olan çalışan sayısının 12.155’inin tasarruf edileceği taahhüt edilmiştir. Dünya Bankası’na verilen bu taahhüt çerçevesinde Mayıs 2004 tarihi itibariyle yaklaşık 7 bin çalışan emekli edilerek ya da iş akdi iptal edilerek TSKB’leri çalışan sayısı 9.500’e indirilmiştir.
  • 10 Mart 2000’de Dünya Bankası’na verilen Kalkınma Politikası Mektubunda “tarımsal reform programı, devletin tarımsal üretim ve sanayisinden doğrudan rol almaktan çekilmesine yönelik orta vadeli hedef doğrultusunda, sektördeki devlet varlıklarının ticarileştirilmesi ve özelleştirilmesini kapsamaktadır” denilmekteydi. Bu taahhüt çerçevesinde 2000-05 yılları tarımda özelleştirme saldırısının ivme kazandığı bir dönem oldu. Tarımsal KİT’ler ya kapatıldı, ya işlevsiz hale getirildi ya da özelleştirildi. EBK, ORÜS, TZDK ve TÜGSAŞ’a ait işletmelerin özelleştirilmesine devam edildi. TİGEM işletmelerinin ortaklık yöntemiyle özel sektöre kiralanmasına başlandı. Sigara, şeker fabrikaları özelleştirme kapsamına alındı. Böylelikle yerli ya da yabancı tekellere yeni vurgun olanakları sağlandı (Çizelge X).

    Çizelge X- Tarımsal KİT’lerin Özelleştirilmesi

    Tarımsal KİT

    Etkinlik Alan
    ı

    Özelleştirme Tarihi

    SEK

    Süt üretimi

    1993-1998

    YEM SANAYİ

    Yem üretimi

    1993-1995

    EBK

    Et üretimi

    1995-2000

    ORÜS

    Orman ürünleri

    1996-2000

    TZDK

    Tarımsal girdi

    1998-2000

    TMO

    Hububat alımı

    2001-02’de küçültüldü

    TŞFAŞ

    Pancar şekeri üretimi

    2002 (1)

    TİGEM

    Tohum ve damızlık üretimi

    2003-04 (2)

    İGSAŞ

    Kimyasal gübre

    2004

    TÜGSAŞ

    Kimyasal gübre

    2004-05 (3)

    TEKEL

    Alkollü içecekler

    2004

    TEKEL

    Tütün alımı ve sigara üretimi

    Kapsamda

    ZİRAAT BANKASI

    Tarımsal kredi

    Kapsamda

    1 TŞFAŞ’nin Kütahya ve Amasya Fabrikaları özelleştirilmiştir.

    2 TİGEM’e ait 1 işletme 2003; 7 işletme ise 2004’te özel sektöre kiralanmıştır.

    3 Gemlik 2004, Kütahya ve Samsun tesisleri ise 2005 yılında özelleştirilmiştir.

  • Tarımdaki tüm girdi, kredi fiyat ve desteklerinin kaldırılarak dünyanın hiçbir ülkesinde tek başına uygulanmayan doğrudan gelir desteğine (DGD) geçilmesi; gerek çiftçiler gerekse bölgeler arasındaki gelir eşitsizliklerinin daha da artmasına yol açmıştır. DGD ödemelerinin dağılımına bakıldığında, aslan payının az sayıda büyük çiftçilere aktarıldığı görülmektedir.

    Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın verilerine göre 2003 yılında 2,8 milyon çiftçi kayıt altına alınarak 2,6 katrilyon TL DGD ödemesi planlanmıştır. Toplam çiftçinin yüzde 5’i DGD ödemelerinin yüzde 25’ini alırken, çiftçilerin yüzde 65’i bu ödemelerin yine yüzde 25’ini alabilmektedir. Öte yandan çiftçilere ödenen ortalama DGD açısından iller arasında büyük eşitsizlikler bulunmaktadır. Büyük toprak sahipliğinin yaygın olduğu Güneydoğu Anadolu Bölgesi illerinden Şanlıurfa’da çiftçinin aldığı ortalama DGD 2,1 milyar TL iken, küçük ölçekli işletmelerin yaygın olduğu Doğu Karadeniz Bölgesi illerinden Ordu’da 433, Giresun’da 373, Trabzon’da 241, Rize’de ise 209 milyon TL’dir.

  • Çiftçilere yılı içerisinde işledikleri arazi göz önünde bulundurularak 500 dekara kadar DGD ödemesi yapılmaktadır. Ancak 50 dekarın altında araziye sahip olan çiftçilerin çoğu bu ödeme için başvuru yapmamaktadır. Bu olgu 2001 Genel Tarım Sayımı’nda (GTS) da belirleyici olmuştur. Örneğin 1991 GTS’ de 50 dekardan küçük işletmelerin oranı yüzde 67 iken 2001’de bu oran yüzde 65’e düşmüştür. Öte yandan 500 dekardan büyük topraklı işletmeler danışıklı olarak bölünmüş ve bu grubun elinde bulundurduğu toprak oranı yüzde 17’den yüzde 11’e inmiştir. Buna karşılık 50-500 dekar arasındaki topraklı işletmelerin oranı yüzde 32’den yüzde 35’e, denetledikleri toprak oranı ise yüzde 61’den yüzde 67’ye yükselmiştir. Yani 2001 GTS sonuçları DGD uygulamaları çerçevesinde biçimlenmiştir.
  • Türkiye’deki tarımsal destekleme politikaları IMF/Dünya Bankası dayatmalarıyla 2000 yılından beri tasfiye edilmektedir. Bu politika değişikliği bölüşüm ilişkilerinin çiftçi/köylü aleyhine, yerli ya da yabancı sanayi sermayesi lehine dönüşmesine yol açmıştır. Bu tür saptamalar, çiftçinin eline geçen fiyatları çiftçinin ödediği fiyatlarla karşılaştırarak ve aradaki makasın açılıp açılmadığı belirlenerek yapılmaktadır. Pratikte kullanılan en yaygın fiyat makası, milli gelirin tarım ve sanayi kesimine ilişkin fiyat hareketleri karşılaştırılarak ölçülmektedir. Prof. Boratav, milli gelir serilerinden türetilmiş tarım ve sanayi sektörlerinin fiyatları
    ndaki hareketleri 1999 yılını (yani sözde tarım reformunun uygulama öncesini) taban alarak hesaplamış ve tarımsal reform programının uygulamaya konulmasından üç yıl sonra, yani 2002 yılında tarımsal fiyatlarla sanayi fiyatları arasındaki makasın yüzde 36 oranında tarım aleyhine açıldığını belirlemiştir.

  • İktisatçı Mustafa Sönmez’in hesaplamalarına göre; 2000’de milli gelirden yüzde 16 oranında pay alan tarım üreticilerinin payı, kriz yılı olan 2001’de milli gelirin yüzde 13’üne gerilemiştir. Bu düşüş 2002’de de sürmüş ve milli gelirin yüzde 12’sine inmiştir.
  • Aynı şekilde İktisatçı Mustafa Sönmez’in belirlemelerine göre; tarım kesiminde milli gelirden aldığı pay dolar bazında 2000 yılında 22 milyar dolar iken, 2001 yılında bu gelir 13 milyar dolara düşmüş; 2002’de ise ancak 16,3 milyar dolara çıkmıştır. Başka bir deyişle, tarım üreticilerinin hanelerine 2001’de yaklaşık 9 milyar dolar, 2002’de ise 6 milyar dolar daha az gelir girmiştir.

    Tarımda ekim alanları daralıyor, üretim düşüyor, ihracat geriliyor, ithalat artıyor ve çiftçi yoksullaşıyor. Beş yıldan beri IMF ve Dünya Bankası’nın dayatmalarıyla kararlı bir şekilde uygulanan sözde tarım reformunun getirdikleri bunlar.

    TÜRKİYE TARIMININ GİRDİĞİ BU SARMALDAN KURTULABİLMESİ İÇİN ÇOKULUSLU TARIM-GIDA ŞİRKETLERİNİN ÇIKARLARINI ESAS ALAN, ONLARIN İHTİYAÇ VE YÖNELİMLERİNE GÖRE HAZIRLANAN SÖZDE REFORM PROGRAMLARINI TERK EDİP, KENDİ İNSANIMIZIN İHTİYAÇLARINA VE ÜLKEMİZİN ÖZGÜL -İKLİM VE TOPRAK- KOŞULLARINA GÖRE OLUŞTURULACAK ÜRETİM ODAKLI BİR TARIM PROGRAMI HAYATA GEÇİRİLMELİDİR.