SEKA Derslerini Özümsemek – Alınteri

SEKA, bu tarihsel kesitteki tarihsel, sınıfsal, toplumsal çelişkileri keskinleşmiş haliyle bağrında taşıyor. Yani sınıf hareketinin iç engellerini, geri yanlarını ve ileriye dönük açılımlarını da kendi içinde toplamış durumda. Böyle olduğu için işçilerin attığı her adım, direnişin her kıvrımı, özellikle özelleştirme kapsamında olan sınıfın diğer bölüklerinde de hızlı bir hareketlenmeye dönüşüyor.

SEKA, 1 Mart tarihi itibariyle (işçiler için de somut olan) bir yol ayrımına geldi. Bu kamu işçilerinin geldiği yol ayrımını da gösteriyor.

SEKA’da yoğunlaşan iç engeller, ileriye dönük açılımlar nelerdir? Bu sorunun yanıtı aynı zamanda gelinen yol ayrımında yönü tayin edicidir.

Bunlar ana hatlarıyla şöyle sıralanabilir

Özelleştirmenin toplumsal ve sosyal boyutları derinleşti. Kaybedecek hiçbir şeyi kalmayan işçiler dibe doğru yarışta eşitlendi ve artan sayıda işçi bölüğü, birlikte hareket etme eğilimi göstermeye başladı. Direniş ve eylemler daha ısrarcı, direngen bir karektere büründü. Çünkü özelleştirilen, kapatılan fabrika işçilerinin gidebileceği hiçbir yer yok. Gidilecek yerlerin sonunun SEKA gibi olacağı biliniyor.

İşçi ve emekçilerde saldırılara karşı çıkma, mücadele etme isteği ile korkular, kaygılar, nasıl yapılacağını bilmeme, acabalar birlikte yaşanır. Bunun kırılması için de birilerinin bedenlerini ateşe atması, direnilebileceğini, özelleştirmenin durdurabileceğini göstermesi gerekir ki SEKA bunu yaptı. Direnilebileceğini göstererek Tekel ve diğerleri için bir umut üretim kaynağı haline geldi.

Öncü bir çıkış olarak mücadele eğilimi içinde olan kesimleri kendine çekti. Bu kesimlerin SEKA’ya akışı ile sınıf dayanışmasının son dönemlerdeki en diri örnekleri yaşandı. Oraya gelmek aynı zamanda sorunların ortaklığından mücadelenin ortaklığına geçilmesi anlamına geliyordu. Ve her kesim ancak birleşerek sermaye karşısında bir güç oluşturabileceklerinin bilgisine sahipler.

İç engeller konusunda şunlar söylenebilir

İşçi sınıfı mücadelesinin devrimci politikleşmemesi. Hareketin kendisini ekonomik, sendikal, sosyal hakları kazanma, koruma ile sınırlaması ve mücadelenin sermaye düzenine yönelememesi. İşçi sınıfı sosyal haklarını büyük mücadelelerle kazanmıştır ve haklar sürekli olarak çoğaltılmalıdır. Evet ama, sosyal haklar aynı zamanda sınıfı, sermaye düzeninden özgürleştirici kılmaz, üstelik daha sıkı bağlanmasına yol açar.

İyice güçten düşen ama aynı işçi sınıfı önünde barikat olmayı sürdüren sendika ağaları. Bunun en yakın örneği 1 Mart Türk-İş toplantısıdır. Tek kelime ile dağ fare doğurmuştur ve bugün başta SEKA işçileri olmak üzere ya taban dinamikleri üzerinden örgütlenerek kendi yolunda gidecekler ya da sendika ağalarının ağları içinde onlarla beraber boğulacaktır. Orta yol yoktur. TEKEL’de, limanlarda, TELEKOM’da, TÜPRA��, ERDEMİR, SSK İlaç Fabrikası’nda öncü işçilerle birlikte “özelleştirme karşıtı platform” oluşturarak, mücadele ortak bir kalıba dökülmelidir. Ağaları böylesine bir ortaklık üzerinden zorlamak, harekete geçirmek, genel grevin alt yapısını oluşturmak öncü işçilerin boyunlarının borcudur.

SEKA ve kamu işçilerinin kendi talepleri içinde hareket etmeleri ve sınıfın milyonlarca örgütsüz, iç rekabet içinde parçalanan bölükleriyle buluşamaması. Kendi talepleri için mücadele eden kamu işçileri sınıfın bugün öne çıkan sorunlarını ve istekleri için de mücadele etmek zorundadır. Özelleştirmeye, kapatmalara karşı mücadele; 6 saatlik işgünü 8 saatlik ücret, sigorta hakkı, işgüvencesi, SSK’nın tasfiyesi, emekçi memurların sözleşmeli personel yapılması saldırısı ile birleşik olarak ele alınmalıdır. Elbette sınıfa stratejik bir saldırı olan esnek çalışma ile. Esnek çalışma kamuda şimdilik uygulanmadığı için yıkıcı sonuçları bilinmiyor ama bu dönemki sözleşmelerde kamu ile özel sektör arasındaki ayrımlar silinecektir.

Taleplerin bütünsel ele alınışı, eylemere sempati ile bakan ama aynı zamanda “ben asgari ücret alıyorum, sendikam, sigortam yok, günde 12 saat çalışıyorum, ya onlar?” düşüncesine ve rekabete bir darbe indirmektir. Vahşi neoliberal saldırılara karşı sınıfın ve emekçilerin taleplerini ortaklaştırarak topyekun mücadelenin hemen olamasa da olanaklarını güçlendirecektir. Üstelik sosyal yıkım politikalarının bütününe karşı çıkmak gerektiği düşüncesini besleyecektir.

Gericilik birikimi. Sınıf hareketinin gerilediği her dönem gericilik birikimi de artmıştır. Çünkü sermaye, gerici değer yargılarını, düşüncelerini, gerici partilere işçilerin akışını, emek üzerinde hakimiyet kurmak için sürekli olarak kullanır. Aynı zamanda işçiler yalnızlık, güvencesizlik içinde, bu değer yargıları içinde kendilerini anlamlı ve değerli kılarlar.

AB’nin yaptırdığı işçi sınıfının siyasal eğilimleri anketinde işçilerin yüzde 60’ından fazlasının kendini sağcı olarak ifade etmesi bunun en anlamlı örneğidir. İşçi sınıfı bilincinin ne kadar zayıfladığının göstergesidir aynı zamanda. Ama mücadele içinde, kendilerine yönelik saldırının sarıldıkları değer yargıları, kendisine verdiği adlar üzerinden geldiğini görünce ilk önce şaşırır, hayal kırıklığına uğrarlar. DYP gibi daha da gerici olanlara yönlendirilmek istenirler ama kendi saflarında kimlerin yer aldığını da görürler. Yani işçi sınıfının gerçek dostlarını, öncülerini işçi sınıfı devrimcilerini, demokratları, ilericileri. Mücadele içinde bilinç dönüşümü yaşamaya başlarlar ya da kafalarında birtakım soru işaretleri belirir.

Yazımızın başında SEKA’nın işçi sınıfı hareketinin çelişkilerini kesen bir konumda olduğunu söyledik. İşçi sınıfının özellikle de örgütlü kesimler için gelinen bir yol ayrımına işaret ettiğini belirttik. SEKA işçileri 1 Mart’ı geçirdiler, sıra 4 Mart’ta Türk-İş’in bir günlük fabrikaya kapanma eylemine geldi. 4 Mart eylemi, işçi sınıfının genel grevi isteğini kırmak yerine daha da güçlendirmeli. Öne çıkan genel grev talebi, 5 Mart’a ve sonraki sürece tabandan yürütülen hazırlıklar olarak taşınmalı.

Sermaye, onun hükümeti ve işçiler kartlarını masaya açtılar. Ya teklif edilenlere razı olunacak ya da mücadele, diğer işçilerle ortaklaştırılarak bir üst aşamaya sıçratılacak. Bunun olanakları dünden çok daha fazla. SEKA’dan çıkılmamalı, polisin saldırısına karşı hazırlıklar daha yoğunlaştırılmalı. Ama tıpkı sloganda söylendiği gibi “Her Yer SEKA, Her Yer Direniş!” olmalı.