1 Mayıs’a Doğru – Aydemir Güler

Yanıtlar olumsuz.
Ama çok sayıda ülkede 1 Mayıs genel geçer sözlere mekan olmaktadır. Kabotaj bayramında her yıl aynı konuşma yapılmasını kimse fark etmez. Bugün emeğe yönelik saldırılardan biri de 1 Mayıs bayramını kabotaj bayramına dönüştürmeyi hedefliyor.

Türkiye hiç bu ülkelerden olmadı. Bizde 1 Mayıs hep beklenen, merak edilen, ağırlığı olan bir gündür. Geride kalan onlarca kutlamanın her birinde ne mesaj verildiği ise, mesajların kalitesinden (!) olsa gerek, hafızalarda yer tutmuyor. Yani 1 Mayıs düzenleyicileri, işçilerin bayramını içeriksizleştirmek için adeta sistematik faaliyet yürütmelerine karşılık, bu konuda nihai bir sonuca ulaşamamaktadırlar.
1 Mayıs’ın yeri, yani alan tartışması bu sistematik faaliyetin içinde dikkat çeken bir başlık. Bu başlığı ilk önce egemen sınıflar icat etti. 1 Mayıs’ta işçileri en büyük kentin en büyük ve merkezi alanından uzak tutmak için, sokağa çıkma yasaklarına, katliamlara, tehditlere başvurdular. Kuşkusuz bu saldırı göğüslenmeli ve işçi sınıfının 1976-78 kazanımı olan Taksim alanı unutulmamalıydı. Bu doğrultuda Türkiye solu ve işçi sınıfı defteri kapatmış değildir.

Ancak öte yandan, alan/yer mücadelesi bayramın siyasal içeriğini ikame ediyorsa, düpedüz tuzağa düşülmüş demektir. Alan, eninde sonunda, sınıfın siyasal mesajının en etkili biçimde verilmesi açısından önemlidir. Bunun önüne geçen bir zorlamanın siyasal mesajın gözlerden kaçmasına neden olacağı açıktır.

Ya da belki de siyasal mesajı olmayanlar, bu boşluğu gözlerden saklamak için alan/yer konusuna sabitleniyor olabilirler!

Taksim başlığını eylemin kitleselliğinden ve mesajın etkisinden arındırarak ele alan kesimler burada konumuz değil. 1 Mayıs düzenleyicisi sendikaların yer konusuna yaklaşımları bundan daha ilginç…

Geçen yıl İstanbul’da 1 Mayıs’ın bölünmesinin ardında sağcı Türk-İş’in NATO zirvesinin gündeme alınmasını engellemek için yaptığı manevranın kokusu vardı. Ancak sürecin başlangıç noktasında DİSK ve KESK’in, konuyu yalnızca bir alan tartışması olarak gündeme getirmelerinin de önemli payı olmuştu.

Oysa aynı konfederasyonlar 1997’den 2003’e kadar Şişli’den daha elverişli bir alanın tahsisi için etkili herhangi bir girişimde bulunmamışlardı.

Etkili girişim… Biz bunu telaffuz ettiğimizde etkinin kaynağını girişimin arkasına yığılan nitelik ve nicelikte ararız. Doğru bir siyasal mesajı mümkün olan en büyük kitle gücü, en uygun alanda vermek için harekete geçerse, sonuç almak için elden gelen her şey yapılmış demektir.

Ancak başkaları, etkili girişim denince, diplomasi, cinlik, devletin boşlukları, düzenin iç çelişkileri vb anlıyorlar. 1997-2003 arası 1 Mayısların izole edilmiş bir alanda geçirilmesinde bu yaklaşımın sorumluluğu büyüktür.

Kitlesellik için akla gelmesi gereken ilk şey güçleri birleştirmektir. 1 Mayıs düzenleyicileri, ne hikmetse, “ne kadar çok miting, o kadar az etki” denklemini anlayamamaktadır. Önceki yıllarda iş günü şehirler arası yolculuk zor gelirken, 2005’te insanların pazar günü dinlenme hakkına saygı öne çıkacağa benziyor!
Aslında hikmetin ne olduğu belli. Söyleyecek sözü olmayanlar, hep aynı lafları geveleyenler, neden bu ayıplarını daha geniş kalabalıklara sergilesinler ki…

Bu yıl alan tartışması kısa sürdü. Yıllardır talep edilen yerlerden biri olan Kadıköy, miting alanı olarak kazanılmış durumdayken, kimilerinin politika üretmek adına kurdukları fanteziler fazla ortalığa dökülmeden geri çekildi. Yoksa nisan ayının, 1 Mayıs’ın politik ve kitlesel hazırlıkları yerine alan itiş kakışıyla geçmesi, devletin de sözü/mesajı olmayanların da işine gelecekti.

Sözleri hiç mi yok?
Tabii ki var. “AB’ye girmekte olduğumuz süreçte…” diye başlayan nakarat sendika bürokrasisinin 1 Mayıs’ı nasıl kutlayacağının habercisidir.
Bizim de…

(1)TKP Genel Başkanı
Komünist sayı: 210 // 15 Nisan 2005