Ortadoğu Olarak Lübnan – Ergin Yıldızoğlu

Lübnan yumağı
Bu patlayıcı karışım içindeki çelişkiler şöyle özetlenebilir: Dini cemaatlar arası çelişkiler (Maronit Hıristiyanlar, Dürziler, Şiiler, Sünniler), nüfusun yüzde 10’unu oluşturan Filistin göçmenlerinden ve Lübnan’la İsrail arasındaki su sorunlarından dolayı Arap- İsrail çelişkisi, Lübnan’da artık iyice şekillenmeye başlamış burjuva sınıfıyla Suriye kuklası hükümet arasındaki çelişki, Suriye ve İran etkisinden dolayı ABD-Suriye- İran çelişkisi, Batı’yla entegre olmaya çalışan Lübnan burjuvazisi ve orta sınıfıyla, kaderini Arap dünyasıyla ortak gören, Müslüman, aşağı orta sınıf ve yoksul kesimler arasında ortaya çıkmaya başlayan Doğu-Batı çatışması ve yine aynı zeminde, özellikle Hizbullah’ın Suriye’den yana ve olağanüstü bir güçle sokağa çıkmasıyla birlikte, birden bir siyasi platformda öne çıkan yoksul- zengin çelişkisi.

Bunlar, birbirinin içine geçen son derece karmaşık çelişkiler. Ama sınıf çelişkilerinin belirginleşmeye başlaması oyunun kurallarını etkileyebilecek yeni bir gelişme. Bu gelişmenin yarattığı korkunun tüm izlerini Lübnan burjuvazisinin sözcüsü, neoliberal eğilimli Daily Star gazetesinin yorum sayfası editörü Michael Young’ un The Observer’e verdiği demeçte görüyoruz: ”Hizbullah’a ölçülü bir mesaj gibi görünen gösteri, Lübnan toplumuna öyle görünmedi. İnsanlar çok büyük sayıda yoksul Şii gördüler… Bu gösteriyle ilgili çok kızgınım, çünkü Lübnan’ın mutabakata dayalı siyasetinin kuyusunu zehirledi. Hizbullah salı günü, bu mutabakatı bozabileceğini göstermiş oldu.”

Gerçekten de yerel ve uluslararası medya Hariri’ nin ölümünün hemen arkasından Beyrut’ta, çoğu Batı kültürü ve Batı sermayesiyle bütünleşmiş, orta ve üst sınıflardan gençlerle başlayan Suriye karşıtı ”muhalefete” dayanarak Ukrayna ve Gürcistan tipi bir ”demokrasi devrimi” fantezisi yaratmaya başlamıştı. Lübnan burjuvazisi de bu fantezi aracılığıyla ülke çapında siyaseti hegemonyası altına almaya başlamıştı. Lübnan nüfusunun yüzde 40’ını oluşturan Şiilerin en büyük ve örgütlü temsilcisi Hizbullah’ın devasa sokak gösterisi bu fanteziyi bir anda etkisizleştirdi. ”Muhalefetin” pazartesi günü, sahnelediği büyük karşı gösteri ise açılan çatlağı daha da derinleştirdi.

Belirleyici düzey sorunu
Eğer bu yoksul zengin çelişkisi, kendisine eklemlenmiş tüm diğer çelişkileri hegemonyası altına alan bir ”ana çelişki” , siyasetin ”belirleyici düzeyi” haline gelirse o çok korkulan iç savaşı engellemek olanaksızlaşır.

Sürecin ne kadar tehlikeli bir yere doğru gitmekte olduğunu görmek için, şu sıralarda muhalefetin, de facto lideri durumuna yükselen Dürzi lideri Velit Canbolat’ ın son aylarda geçirdiği metamorfoza bir göz atmak yeterli. 2003’te Irak’ta Wolfowitz’ e yönelik roket saldırısı başarılı olmayınca, Canbolat, ”Umarım bir dahaki sefere roketler Arap topraklarına musallat olan bu virüsü ve benzerlerini temizlemeyi başarır” demişti. George Bush ”deli imparator”, ”Tavus kuşu gibi süslü” Blair de onun ”şarlatanıydı” . Şimdi Canbolat, ”Bu değişim süreci Amerika’nın Irak’ı işgaliyle başladı. Baştan Irak konusunda şüpheciydim, ama Irak halkının seçimlerde oy verdiğini görünce..” diye devam ediyor. ”Peki ya eskiden söyledikleriniz” diye sorulunca da: ”O kötü sözleri söylediğimde dar kafalı anti-emperyalist bir ruh halindeydim…” (The Spectator). Canbolat, İsrail ile ayrı bir anlaşmadan yana olduğunu da savunarak kendini ABD-İsrail ekseninin hizmetine sunuyor.

Canbolat’ın bu yeni tutumu, İsrail’in, Lübnan’a yerleşmeye zorlayarak kurtulmayı amaçladığı 300 bin nüfuslu (Lübnan nüfusunun yüzde 10’u) Filistin göçmenini ister istemez Hizbullah’ın yanında denklemin içine çekiyor. Böylece bu tür bir çözüme karşı olan ve gelecek Filistin seçimlerinde büyük bir başarı göstermesi beklenen Hamas da denklemin içine çekilirken Kahire Üniversitesi’nden siyaset bilimi profesörü Hasan Nafaa’ nın işaret ettiği gibi İsrail açısından Suriye ve İran rejimlerinin devrilmesi daha büyük bir acillik kazanıyor (Al Ahram). Lübnan’da Şiilerin taraf olduğu bir ”iç savaşın” Irak’taki Şiileri de etkilemesi kaçınılmaz.

Şimdi bütün gözler Hizbullah’ta. Temsil ettiği yoksulların taleplerini mi savunmaya devam edecek, yoksa Lübnan burjuvazisinin ve arkasındaki ABD-Fransa-İsrail desteğinin hegemonyasını kabul ederek ”ulusal mutabakata” geri mi dönecek? Sizi bilmem ama ben, Hizbullah’ın düzene entegre olma düzeyini, ”popülist-dinci” ideolojisini göz önüne alarak paramı ikincisinin üzerine koyuyorum. Tabii, Lübnan ve Irak’ta patlak verecek ”iç savaşların” hızla tek bir ”iç savaşa” dönüşme olasılığı da var.

Cumhuriyet Gazetesi / 16.03.2005