Toplumsal Hareket Sendikacılığı: Ne kadar Yeni, Ne Kadar Eski?-Yüksel Akkaya

Bu yazı daha önce, 1999 Kasım’ında Öğretim Elemanları Sendikası ÖES’in İzmir’deki atölye çalışmasına sunuldu. Daha sonra çeşitli dergilerde farklı konuların bir parçası olarak da metinlere “yedirildi”ve yazar tarafından sendika.org’a gönderildi. Aradan geçen beş yıla rağmen güncelleştirilmeden, toplumsal hareket sendikacılığı tartışmaları vesilesi ile bir kez de burada yayımlanmasının yararlı olacağı düşünüldü. (Sendika.org)

Son yirmi yıl sendikaların, sendikacılığın,sendikal hareketin bir kriz içinde olduğunun sıkça dillendirildiği, krizin nedenlerinin, sonuçlarının ve çıkış yollarının sıkça tartışıldığı yıllar olmuştur. Krizin nedenlerine ilişkin farklı görüşler dile getirilmekte, buna bağlı olarak da farklı çözüm yolları, “yeni” önerilerde bulunulmaktadır. Önerilerde bulunanların bir kısmı, sendikaların hala güçlü bulunduğu ülkeler ile (İsveç, Finlandiya, Danimarka gibi) sendikal hareketin, mücadelenin oldukça canlı olduğu ülkelere (Güney Kore, Güney Afrika, Brezilya, Filipinler gibi) bakmakta, onların özelliklerinden yola çıkarak “yeni” sendikal politikalar üretmektedirler. Toplumsal Hareket Sendikacılığı (THS) da bu tür gözlemlerin sonucunda oluşturulmuş sendikacılık olarak karşımıza çıkmaktadır.

Küreselleşme dayatmalarına ya da yerel neo-liberal uygulamalara karşı mücadele etmeye çalışan Brezilyalı, G. Afrikalı, Arjantinli, Venezuelalı, Kolombiyalı, Ekvatorlu, G. Koreli işçi hareketleri, sendikacılık, sanayileşmiş ülkelerdeki sendikacılığı da sorgulamaya itmektedir: Belirtilen ülkelerde küreselleşmeye, neo-liberal politikalara karşı mücadele verilirken, Avrupa’nın “sosyal ortak” işçi örgütleri, Kuzey Amerika’nın işletme sendikaları, Japonya’nın işyeri sendikaları ve sendikacıları ne yapmaktadır? Ne yazık ki, Moody’nin beklediğinin tersine, pek çok sendika lideri, işletmelerin rekabet üstünlüğü sağlamaları için “yeni gerçekleri” kabul etmekte, işletme yönetimi ile birlikte hareket etmeyi tercih etmektedir.

Fransa’da CFDT’den N. Notat, İngiltere’de TUC’ten J. Monks, Almanya’da IG Chemie’den H. Schmoldt, Italya’da CGIL’den S. Cofferati, Ispanya’da ex-CCO’dan A. Gutierrez gibi yeni lider kuşağı ücretlerin düşürülmesinin zorunlu olduğunu kabul etmektedirler. ABD’de de durum Avrupa’dan farklı değildir: UAW’den S. Yokich ve AFL-CIO’nun yeni başkanı benzeri politikaları benimsemişlerdir. Bu sendikaların iki özelliği vardır. Bir taraftan sermaye ile mücadelede denge unsuru işlevi görürken, diğer taraftan bir sosyal taraf olarak uzun d��nemde toplu pazarlığın çalışma ilişkilerinde istikrarı sağlayabileceğini ummaktadırlar. Onlara göre, çatışma yoktur, ama sermayenin yeni talepleri ile sendikal savununun arasında üstesinden gelinecek karşıtlık, anlaşmazlık vardır ve zamanla istikrar sağlanacaktır. Bu yeni liderler kariyerlerini 1980’li yıllarda edinmişlerdir, bu nedenle de bu dönemin egemen ideolojisinden beslenmişlerdir, geçmişlerinde önemli bir mücadele deneyimi, birikimi yoktur. Öte yandan, 1990’lı yıllarda sendika yönetimlerine gelen yeni liderler acı gerçeği görmeye başlamışlardır. 1990’lı yılların grev ve işçi eylemleri de bunu göstermektedir.

Asya’nın, Afrika’nın ve Latin Amerika’nın mücadeleci işçi sınıfı ve sendikacılığı, Avrupa’nı ve Amerika’nın reformist, işbirlikçi işçi sınıfı ve sendikacılığına küçümsenmeyecek deneyim aktararak örnek olurken, kısmen de olsa kimi sendikacılara atalarının XIX. yüzyılın sonu ile XX. yüzyılın başındaki sendikacılığı hatırlatmaktadır ki, ICFTU’nun başkanı bu yönde demeçler vermeye başlamıştır. Kuşkusuz bu sendikacılıkta sınıf perspektifini de hatırlamak gerekmektedir, sadece mücadeleci yanını değil. Asya’nın, Afrika’nın ve Latin Amerika’nın mücadeleci işçi sınıfı ve sendikacılığı sadece sendikacılara değil, araştırmacılara da kaynaklık etmektedir. P. Waterman, K. Moody , K. Scipes, S. Eimer, P. Johnston gibi araştırmacılar bunların önde gelenleri olmaktadır.

Önce “Toplumsal Hareket Sendikacılığı” daha sonra “Yeni Emek Enternasyonalizmi” kavramlarını kullanmış olan Waterman, daha sonra bu kavramların yerine ” “Yeni Toplumsal Sendikacılık” kavramını benimseyip, tartışmaya açmıştır. Waterman’a göre, bu sendikacılığın olmazsa olmaz bazı özellikleri bulunmaktadır. Bu özellikleri kısaca aşağıdaki gibi özetleyebiliriz:

1. Ücretli emek çerçevesindeki mücadele sadece çalışma koşullarını daha iyileştirmek ve ücretleri artırmak için değil, aynı zamanda emek süreciyle ilgili sorunları, yatırım politikalarını, yeni teknolojiyi, taşeronluğu, eğitim ve öğretim politikalarını da kapsayan bir mücadeleyi de içermelidir.

2. Hiyerarşik, otoriter ve teknik çalışma yöntemleri ve ilişkilerine karşı mücadele etmelidir; çevre dostu ve toplumsal açıdan kullanışlı ürünlerin üretimini talep etmelidir; bireyin kendisini geliştirmesi için gerekli olan boş zamanı sağlamak için çalışma sürelerinin kısaltılması yönünde mücadele etmelidir.

3. Sendikalı olmayan ya da olamayan diğer çalışanlar ve hareketleriyle ilgilenmeli, onlarla ilişki kurmalıdır (küçük imalatçılar, köylüler, ev kadınları, eve iş alanlar, teknisyenler ve profesyoneller gibi).

4. Güçlü ve çok renkli bir sivil toplum oluşturma mücadelesi veren ama sınıfsal olmayan ya da yarı sınıfsal özellik taşıyan demokratik hareketlerle bağlantı kurmayı, onlarla ilişki içinde olmayı önemsemelidir (kiliselerin, kadınların, evsizlerin, çevrecilerin insan hakları hareketleri ile barış hareketleri gibi).

5. Demokratik, çoğulcu ve işbirliğine dayalı bir yönetimde tüm toplumsal ilişkiler ve yapıların değişimini sürdürmek için çalışmalıdır (ekonomik, siyasal, toplumsal, konutsal, cinsel, kültürel gibi).

6. Siyasal güçler (parti) ve benzeri yönelimlerle sınırlı, onların egemenliği altına girmeden ilişki kurmalıdır (Özgürleştirici ve dönüştürücü bir yönetimde toplumsal güçlerin çoğulculuğunun değerini tanımayı göstermek için).

7. Diğer potansiyel müttefiklerle otonom, eşit ve demokratik bir ortaklık çerçevesinde öncü, hükmeden örgüt ya da güç şeklinde sahiplenmeden, etli altına girip kimliksizleşmeden ilişkiler kurmalıdır.

8. İşçi ve sendika sorunlarında olduğu gibi toplumun yeni sosyal sorunlarıyla ilgilenip, yardımcı olmalıdır (otoriteye, marjinalcılığa, büroksiye, cinsiyet ve ırk ayrımcılığı ve benzeri şeylere karşı mücadelede).

9. İşçiler arasında, işçiler ve diğer demokratik toplumsal ve kitle güçleri arasında demokrasiyi geliştirmek için dikey ve yatay ilişkiler kurmalıdır.

10. Eğitim, kültür, iletişim alanlarında işçilerin, halkın ve alternatif kültürünü özendirip, etkinleştirmek; yerel, ulusal, küresel alanda hakim medya kuruluşlarının içinde ya da dışında çoğulculuğu ve demokrasiyi yerleştirmek için mücadele etmeli ve desteklemelidir.

11. Bir tür global sivil toplum ve global dayanışma kültürü yaratma mücadelesinde, toplumsal sisteme, ideolojik veya siyasal kimliğe bakmaksızın işçiler ile kitle ve demokratik güçlerle uluslararası dayanışmayı, doğrudan iletişimi sağlamak için çabalamalıdır.

12. Yenilikçi, çoğulcu, demokratik örgütlenmeyi desteklemek için çıkar grupları ve müttefikler arasındaki yatay, esnek enformel birleşmelerin değerini anlatmak için örgüt içi ve örgütlerarası bir iletişim ağı kurmalıdır.

Waterman’ın özelliklerini belirttiği bu sendikacılıkta, dar işçi çıkarları ve işyeri ile sınırlı bir sendikal politika ve mücadele
yerine, toplumun diğer mağdur kesimlerini ve geniş yığınların çeşitli sorunların kapsayan, ama ne birlikte mücadele edilen örgütlere egemen olmayı, ne de onların egemenliği altına girmeyi benimseyen bir sendikal politika ve mücadele önerilmektedir. Ancak bu sendikacılıkta, sınıf perspektifli, işçi sınıfının iktidarını hedefleyen bir politika yoktur. Var olan sistemin eksikliklerini, haksızlıklarını gidermek, sistemi daha iyileştirmek, emekçiler ve geniş yığınlar için daha da yaşanır hale getirmek temel amaç olarak ortaya çıkmaktadır. Waterman’ın sendikacılığı, bu özellikleriyle iktidarı istemeyen, ama pek çok sorunla ilgilenen ve çözümlenmesi için mücadele veren, yönetenleri buna zorlamaya çalışan bir partiye benzemektedir.

“Toplumsal Hareket Sendikacılığı” ile ilgili çalışmalarda bulunan bir diğer araştırmacı Moody’e göre THS, parti önderliği ile toplu pazarlık sendikacılığından farklı olup geniş bir yönelimden daha az ideolojik, siyasal eğilim içermektedir. THS, işkolu ya da meslek sendikacılığının yapısal ve hukuksal özelliklerini de taşımaz. Bu sendikacılık, kapitalist küreselleşmeye başkaldırıyı içerir (hem Kuzey-Güney ekseninde hem de ABD, Batı Avrupa ve Japonya ekseninde), işbirliğine ve bürokratik liderliğe karşı çıkar; işçi sınıfı içindeki farklılığı göz önünde tutar; yoksullukla mücadele eder; hareketliliğe, dayanışmaya ve demokrasiye gereksinim duyar. THS’nda ne sendikalar ne de üyeleri hiçbir anlamda pasiftir. Sendikalar siyasette olduğu kadar sokaklarda da sınıf içerikli ve vizyonlu olarak aktif bir önderlik üstlenir. Sendikaların talepleri sadece sendika üyelerinin talepleri ile sınırlı değildir, kapitalist ekonomi ve toplumun ortaya çıkardığı sonuçlarla da ilgilidir. THS, aynı zamanda aktif stratejik yönlendirmede de bulunur, toplumun üretici gücü, baskı aracı olan örgütlü işçilerin yanı sıra kendiliğinden gelişen toplumsal hareketleri de yönlendirir ki, bu hareketler yoksullar, işsizler ve diğer kimi örgütler tarafından da başlatılmış olabilir. Burada önemli olan, stratejik olsun ya da olmasın tüm hareketlere eylemlere katılmaktır, rehberlik etmektir. Çünkü, dünün görünmeyen eli bugün oldukça net bir şekilde görülmektedir. Devletin emekten yana bir yönelime girmeyeceği de anlaşılmaktadır. Üstelik, küresel bazda, tarihte hiçbir zaman olmadığı kadar, insanlığı kucaklayacak bir bağımsız sendikacılık söz konusu olabilecektir. Bu umudun hayata geçirilmesi için yeni liderler gerekmektedir. THS da ancak demokratik vizyon ve pratiğe sahip bu yeni liderlerle başarılı olabilecektir. Globalleşme ile mücadeledeki her başarılı adım halkı da eylemlere daha fazla katılmaya itecektir.

Waterman’a göre Moody THS’na daha sınıfsal perspektifli bir yaklaşıma sahip görünmektedir. En azından daha net bir şekilde anti-kapitalisttir ve sendikaların sınıf içerikli bir mücadeleye sahip olması gerektiğini belirtmektedir.

Filipinler deneyiminden önemli sonuçlar çıkaran Scipes’a göre THS, işçi mücadelesini toplumun niteliksel değişimindeki çabalardan biri olarak görmektedir. İşyeri, siyasal mücadele ve toplumsal değişimin tek ve öncelikli yeri değildir; bu nedenle de diğer toplumsal hareketlerle eşit ilişki temelinde ittifaklar arayıp, kurmalıdır. Üyeleri tarafından demokratik bir şekilde kontrol edilirler ve dışarıdan hiçbir organizasyonla bağımlılık ilişkisine girmez. İşyeri koşulları ve ücret için mücadeleyi sosyo-politik-ekonomik koşullarla ilişkilendirir. Mücadelesi, işyerindeki sömürü ve baskıya olduğu kadar, geniş toplum kesimleri üzerindeki iç ve dış baskılara karşıdır da. Bu nedenle, THS sermayeden, devletten ve siyasal partilerden bağımsızdır; kendi gündemini kendi bakış açısıyla belirler. Ancak, ittifak içine girdiği diğer toplumsal hareketlerle anlaşmalar yaparak kendi bakış açısı üzerindeki değişikliklere de gitmeye açıktır. Ama, ister sağdan gelsin ister soldan gelsin üzerindeki her türlü dışsal kontrolü ret eder. Diğer toplumsal hareketlerle uzun ya da kısa süreli ilişkilerini eşit ilişkiler temelinde gerçekleştirmek istemektedir. Dayanışma ilişkisi üzerine oturtulmuş bir enternasyonalizm söz konusudur.

Scipes’ın THS modeli büyük ölçüde Filipinler’deki Kilusung Mayo Uno (KMU) hareketinin deneyimleri ve sonuçları ile ilgili yaptığı incelemeye dayanmaktadır. Waterman ve Moody de olduğu gibi Scipes’ın modelinde parti önderliği, öncülüğü önemli yer almamakta, onların dışsal kontrolü rededilmektedir. Yukarıda özellikleri özetlenen THS bu haliyle Avrupa’nın II: Dünya Savaşı sonrasında izlediği korporatist sendikacılığı ile ABD’nin izlemiş olduğu işyeri ile sınırlı ücret/toplu pazarlık sendikacılığının sonuçlarına bir itirazdır. Avrupa’lı ve ABD’li sendikaların izlemiş oldukları sendikal politikaların ve mücadelenin uzun vadede daha güçlü olan sermaye karşısında başarı şansının sınırlı olduğunu, ilk saldırı ile birlikte önemli kayıplara neden olacağını ifade etmektedir. Bu nedenle de dar işçi çıkarlarını savunmanın da ötesine geçip, geniş toplumsal sorunlarla ilgilenmeyi önermektedir. G. Afrika’da yeni bir kongreye hazırlanan COSATU, toplumsal sendikacılığın sosyal ve siyasal sorunlarla yakından ilgilenmesi gerektiğine dikkat çekiyor ve değişimin önemli bir toplumsal gücü olması gerektiğini belirtiyor. COSATU’ya göre toplumsal sendikacılığın amacı demokrasi ve sosyalizmdir .

THS diğer sendikacılıktan ayıran önemli özelliklerden biri ise kısa sürede dayandığı nitelikli imalat sanayii nitelikli işçilerinin yanı sıra kamu çalışanlarını, hizmet sektörü işçilerini de bünyesinde toplaması ve radikalleştirmesi ve G. Kore, G. Afrika, Brezilya, Filipinler gibi ülkelerde gelişen bu sendikacılığın yeni üyeleri ile birlikte toplumsal muhalefetin merkezine dönüşmesidir. Eylem içinde ortaya çıkıp gelişen THS genellikle hukuksal yapılar olarak değil, mevcut çalışma ilişkileri mevzuatının verili zemini dışında doğmuştur. THS adı geçen ülkelerde otoriter yönetimlerden demokrasiye geçiş süreçlerinde önemli katkılarda bulunmuşlardır. Siyasal söylemlerinin önemli bir öğesi olan milliyetçilik, sınıf yerine ulusu ikame etmekten çok, işçi sınıfının çıkarlarını, ulusun/halkın çıkarlarına genelleştirmek yönündedir. Bu nedenle de milliyetçi söylemin hedefi olarak karşımıza Dünya Bankası, IMF, çok ülkeli şirketler ve ABD olmaktadır.

THS, yönetim açısından da diğer sendikacılıklara göre önemli farklılıklar taşımaktadır. Bürokratik, merkeziyetçi sendika yönetimi ret edildiği için, bürokratikleşme bir tehlike olarak görülmekte, uzak durmak için çaba sarf edilmektedir. Örneğin Brezilya’da CUT aynı mevkie iki dönemden fazla seçilmemeyi ilke olarak benimsemişken, demokratik iç yapıları, amatör yöneticileri ile G. Afrika sendikacılığı başka açılardan da örnek olmaktadır. G. Afrika’da COSATU’ tam zamanlı işyeri temsilciliği yapan amatör bir merkezi yönetime sahiptir. Sadece, genel sekreter ve genel sekreter yardımcısı profesyonel sendikacılık yapmaktadırlar. G. Kore’de ise FKTU’nun merkez yöneticileri, ülkedeki en düşük işçi ücreti kadar maaş almaktadır. THS’nda üye tabanı örgütün bizatihi kendisi gibi olup, diğer sendikal hareketlerde olduğu gibi katılımcı politikaların bir nesnesi olarak algılanmamaktadır. İzlenecek sendikal politikaların üyeler tarafından oluşturulup, yürütülmesine azami özen gösterilmektedir.

Tarihe bakış, THS’nın yeni olup olmadığı önermesini sorgulamamızda bize yardımcı olacaktır. Sendikacılığın gelişmeye başladığı yıllarda bu konu ile ilgilenen düşünürler nasıl bir sendikacılık yap