Azgelişmiş Ülkelerde Tarım Nasıl Çökertiliyor- Dr. Necdet Oral

Sömürgecilik Dönemi
Sömürgecilik döneminde metropol ülkeler, sömürgeleri, doğrudan siyasal denetim altında tutarak gereksinim duydukları hammadde ve tarım ürünlerini aldılar, ayrıca pazar olarak kullandılar. Metropol ülkeler, sömürüsünü devam ettirebilmek için girdiği ülkelerde kendilerine rakip olabilecek tüm alanları, sermaye-yoğun yöntemlerle ürettiği malları ucuz fiyatla pazara sürerek çökertti; sömürge ülkelerin iç dinamiği ile gelişen alanlarını ortadan kaldırdı. Yani sömürgelerin ekonomik/siyasal gelişme süreçleri, tümüyle sömürgeci ülkenin çıkarlarına göre biçimlendi.

Sömürge Sistemin Çözülmesi ve Yeni Sömürgecilik
Sömürge sistemi 20. yüzyılın ikinci yarısında çözülmeye başladı. Bağımsızlığını kazanan kimi ülkelerde bir gelişme, sanayileşme süreci başladı. Ancak II. Paylaşım Savaşı’nı izleyen “yeni dünya düzeni”nde bu ülkelerle gelişmiş ülkeler arasındaki farkın kapanması mümkün olmuyordu. Yeni uluslararası işbölümü, eski sömürgeleri bir göreli azgelişmişlik, teknolojik geri kalmışlık sarmalı içine sokmuştu. Ticari alandaki eşitsiz değişim, sanayi alanında da doğrudan çokuluslu şirketlerin kâr transferi gelişme için gerekli olan ekonomik artığın önemli bir kısmını götürüyordu. Üstelik çokuluslu şirketler, devlet/çoğu zaman ordu ve kimi yerli iş çevreleri arasında oluşan ortaklıklar ülkelerin karar mekanizmalarını, çokuluslu şirketlerin çıkarlarına öncelik tanıyan bir biçimde belirliyordu. Böylece, siyasal bağımsızlığın içi, ekonomik bağımlılık yoluyla giderek boşaltılıyordu (yeni sömürgecilik).

Borç Krizi ve Uluslararası Mali Sermaye
Kapitalizmin, II. Paylaşım Savaşını izleyen istikrarlı büyüme dönemi, 1970’lerde metropollerde başlayan krizle sona erdi. Kriz, çokuluslu şirketlerin uluslararası yatırımlarına ivme kazandırdı. Bu süreç aynı zamanda dış kredilerle de desteklendi. 1970’lerde birçok azgelişmiş ülkede sanayileşme süreci giderek hızlandı, ancak ekonomik istikrarsızlık o denli arttı ki, ülke ekonomileri dış kaynak (borç ve yardım) olmaksızın işleyemez duruma geldiler.

Azgelişmişlere Yapısal Uyum Programları Dayatılıyor
1980’li yıllara azgelişmiş ülkeler şiddetli bir borç krizi ile girerken, uluslararası mali sermaye bu borçlanma/borç verme işlemleri sürecinde, uluslararası borç piyasalarını denetleyebilecek biçimde güçlenerek girdi. 1970’ler boyunca mali sermayenin, azgelişmiş ülkeleri serbestleştirme, özelleştirme ve dünya ekonomisine açma politikaları da dünya ekonomisini düzenleyen IMF ve Dünya Bankası gibi kuruluşlarda egemen duruma gelmişti. Söz konusu kuruluşların borç krizine tepkileri, bu istemlere uygun olarak oluşturulan “yapısal uyum programları” oldu. 1980’lerden bu yana azgelişmiş ülkelere -borçlarının yeniden görüşülmesinin önkoşulu olarak- ekonomilerinin, çoğu zaman da siyasal ilişkilerinin yönetilme biçimine ilişkin, kendi dışlarında kimi merkezlerde (Washington, Wall Street, IMF-Dünya Bankası) oluşturulan uluslararası ekonomik reçete dayatıldı (10).

Metropoller Tarımda İhracatçı Konuma Geliyor
Bu olguya bir de metropol ülkelerin mal ihracı gereksinimi yönünden bakmak gerekiyor. Bilindiği gibi 1970’li yıllara dek metropol ülkeler, genellikle sanayi malı ve mali sermaye ihracatçısı, hammadde ve tarım ürünleri ithalatçısı idiler. Emperyalist metropoller, geliştirip uyguladıkları yeni teknolojilerle (makine, kimyasallar ve biyoteknoloji) birlikte her türlü destekleme aracını da sonuna dek kullanarak, tarımsal üretimlerini olağanüstü artırdılar. Böylelikle hem gıda, hem de sanayi hammaddesi açıklarını hızla kapattılar. Önce kendi kendine yeterli hale geldiler, sonra da üretim fazlaları oluşmaya başladı. Ancak bu stoklar için pazar yeni pazarlar bulmak gerekiyordu. İşte tam da bu nedenden dolayı azgelişmiş ülkelerin tarımsal kaynaklarını çökertmek ve pazarlarını ele geçirmek için bir saldırı programı başlattılar. Bu saldırı 1980’li yılların başında borç krizine sürüklenen Afrika, Latin Amerika ve Asya’da birçok azgelişmiş ülkeye dayatılan “yapısal uyum programları” ile gerçekleşti.

IMF ve Dünya Bankası’nın Günümüzdeki İşlevleri
Günümüzde IMF’nin iki temel etkinliğini gözetim ve yapısal uyum kredisi ve bunun yanı sıra azgelişmiş ülkelerin borç bunalımını yönetmek oluşturmaktadır. 1980’lerin başında birçok az gelişmiş ülke yabancı mali kuruluşlara olan borçlarını ödemede krize düşünce, dünya bankacılık sistemi çökme tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. IMF’nin temel işlevi bu ülkelerin borçlarını ödemesini ve ödeme takviminin uygulanabilirliğini sağlamaktı. IMF bu amaçla azgelişmiş ülkelere borç verdi ve yukarıda belirtildiği gibi ülkelerin bu koşullara uyumunu sağlamak amacıyla, Dünya Bankası’nca geliştirilen “yapısal uyum” programının kabul edilmesi koşulunu getirdi. İlk yıllarda yalnız dış iktisadi dengesizlik durumunda borç veren IMF, son yıllarda artık tümüyle azgelişmiş ülkelere yönelik daha uzun dönemli yapısal uyum kredisi vermektedir. Bu kredilerin amacı ekonomileri rekabete açarken ve liberalize ederken mali istikrarı sağlamaktır. Böylece IMF’nin “istikrar” ve Dünya Bankası’nın “yapısal uyum” programları eskiden olduğundan çok daha fazla paralelleştirilmiş ve bütünleştirilmiş oluyordu (1).

IMF ve Dünya Bankası İşbirliği İçinde

Yapısal uyum uluslararası mali kuruluşlar tarafından iki ayrı evre halinde ele alınır: “Kısa dönemli” makroekonomik istikrar önlemlerini bir dizi daha köklü ve “gerekli” yapısal reform izler. Ancak, daha büyük bir çoğunlukla, söz konusu “yapısal” reformlar “ekonomik istikrarı sağlama” süreciyle aynı zamanda gerçekleştirilir. IMF ve Dünya Bankası arasındaki görev paylaşımına göre, Dünya Bankası ekonomik reformları, IMF ise yapısal reformları desteklemeyi üstlenmiştir. “Gerekli” ekonomik reformlar Dünya Bankası tarafından yapısal uyum kredileri ve sektörel uyum kredileri ile “desteklenir” (5).
Metropollerin Azgelişmiş Ülkelerde Tarıma Yönelik Programları Emperyalist metropollerin azgelişmiş ülkelerde tarıma yönelik programlarının iki hedefi vardır: Ülkelerin gereksinimlerine ve -toprak ve iklim gibi- ekolojik koşullarına uygun olarak biçimlenmiş geleneksel tarımı çökerterek ülke ekonomisini, tarımını uluslararası tarım tekellerine bağımlı kılmak, Doğrudan toprak kiralayarak ya da satın alarak söz konusu ülkelerdeki tarım ve hayvancılığı uluslararası tekellerin en çok kâr edeceği biçimde yönlendirmek.

Tarım Reformunun Ana Başlıkları
Bu program, azgelişmiş ülkelerde uluslararası sermayenin resmi kurumları IMF-Dünya Bankası tarafından aşağıda özet olarak belirtilen konularda dayatılmaktadır: ticaretin serbestleştirilmesi, tahıl piyasalarının kuralsızlaştırılması, destekleme alımlarının kaldırılması, tarım girdilerine uygulanan sübvansiyonların yok edilmesi, tarıma yönelik düşük faizli kredilere son verilmesi, ülkenin geleneksel üretim deseninin gıda üretiminden ihracata dönük ticari tarım ürünlerine yönlendirilmesi, tarım hizmetlerinin özelleştirilmesi, kamu arazilerinin özelleştirilmesi.

Bu programlar gereğince, birçok azgelişmiş ülke, iç piyasasını dünya ekonomisine yani gıda malları ithalatına ve tarım alanlarını yabancı yatırıma açtı. Böylece sermayenin tarım alanlarında da uluslararasılaşması hızlandı ve yeni bir uluslararası işbölümü şekillenmeye başladı. Gelişmiş ülkel
erde verimliliği yüksek ve devlet tarafından desteklenen hayvancılık ve tahıl ürünlerinin azgelişmiş ülkelerin piyasalarına, ithalat serbestisi ile girmesi tam bir damping etkisi yaptı, hatta yeni tüketim normları yerleştirdi. Yerli üretici bu rekabete dayanamayarak yok olmaya başladı. Bu gelişmeye paralel, çokuluslu şirketler, küresel stratejilerinin bir parçası olarak düşük ücret alanlarına kayarken tarım sektöründe, azgelişmiş ülkelerde yaptıkları yatırımlar, ihracatı teşvik tedbirleri ile birleşerek tarımsal üretimin şeklini değiştirmeye başladı. Sonuçta, azgelişmiş ülkeler kendi kendilerini beslemekten aciz bir duruma gelerek net gıda maddeleri ithalatçısı olmaya başladılar. Bu sırada tarım, temel gıda ürünleri üreticiliğinden ve ulusal bir politika konusu olmaktan çıkıp küresel sanayiye tarımsal girdi üretir hale geldi. Böylelikle ulusal beslenme sorunu, yerel iradelerin elinden alınarak dünya ekonomisinin fiyat dalgalanmalarının ve çokuluslu şirketlerin sermaye birikim stratejilerinin insafına terk ediliyordu (9).

Ağırlıklı olarak tarıma dayalı ülkelerde ise IMF uyum politikaları, tam anlamıyla bir yıkıma yol açtı. Birçok araştırıcı, 1980-90’larda kronik hale gelen açlık sorununun arkasında, doğal nedenlerden daha çok, IMF politikalarının ülke tarımını ve hayvancılığını, dünya fiyatlarına bağımlı kılarak, yeni bir uluslararası işbölümünü zorlamasının böylece hem tarımı hem de doğal çevreyi tahrip etmesinin yattığını ortaya koydular (11).

Aşağıda kimi azgelişmiş Afrika, Latin Amerika ve Asya ülkelerinde IMF-Dünya Bankası ile uygulamaya konulan yapısal uyum programlarının tarımsal üretim ve nüfus üzerinde yarattığı etkiler özetlenmiştir:

Afrika’da Yapısal Uyumun Sonuçları

IMF’nin dayattığı dışa açılma politikaları Afrika’da tarımsal yapıları tahrip etti, kuraklığa, açlığa, kronik iç savaşlara yol açtı. Afrika dünyanın en borçlu bölgesi haline geldi. 1980’de dış borçlar GSMH’nin % 39.6’sı iken, bu oran 1996’da % 78.7’ye yükseldi. 1987-98 yılları arasında Aşağı Sahra’da mutlak yoksulluk içinde yaşayanları sayısı 80 milyon kişi arttı. Emperyalistlerce kışkırtılan savaşların pençesindeki kara kıtadaki 48 ülkenin toplam yıllık geliri, Belçika’nın yıllık gelirini ancak geçiyor ve dünyanın en yoksul 50 ülkesinden 33’ü Sahra Afrikası’nda bulunuyor.

Somali: 1980’lerin başında IMF müdahalesi Somali’de tarım krizinin şiddetlenmesine yol açtı. Yapısal uyum programı tahıl ithalatına bağımlılığı arttırdı. Hükümetin teşvik ettiği ABD tahılının fiyatları düşürmesinin yanı sıra tarımsal girdi fiyatlarının yükselmesi, küçük çiftçileri yok etti. Kredi kuruluşları mısır, süpürge darısı gibi geleneksel ürünlerin üretimini teşvik etmek yerine, ülkenin en iyi sulanan arazilerinde ihracata yönelik meyve, sebze, yağlı tohum ve pamuk üretimini teşvik ettiler. Bu dönemde en verimli tarım toprakları bürokratlar, subaylar ve tüccarların eline geçti.

Zimbabwe: Bir zamanlar Güney Afrika’nın “ekmek sepeti” olarak anılan Zimbabwe, 1992’de yaşanan kuraklık ve kıtlıktan ciddi biçimde etkilendi. Mısır üretimi ülke çapında % 90 oranında düşmesine karşın tütün üretiminde önemli artışlar sağlandı. Bir yandan kıtlık halkı karınca yemeye zorlarken, öte yandan tütünden elde edilen ihracat gelirleri dış borç ödemelerinde kullanıldı.

Malawi: Bir zamanların gıda ihracatçısı olan Malawi’de yapısal uyum programları uyarınca çiftçiler, hızla geleneksel gıda ürünleri üretimini terk ettiler. Mısır üretimi % 40 azalırken, tütün üretimi ikiye katlandı.

Ruanda: 1990’da ticaretin serbestleştirilmesi, devalüasyon, tarım teşviklerinin kaldırılması, özelleştirme ve işten çıkarmaları içeren Dünya Bankası programı kabul edildi. Ekonomik kriz nedeniyle çiftçiler 300 bin kahve ağacı kökünden söktüler. Manyok, fasulye ve süpürge darısından oluşan geleneksel üretim deseni de kahve krizinden etkilendi. Bretton Woods kuruluşlarının dayatmasıyla ticaretin serbestleştirilmesi ve tahıl piyasalarının kuralsızlaştırılması sonucunda Ruanda’ya yapılan ucuz gıda ithalatı yerel piyasaların dengesini alt üst etti. Ödemeler dengesi yardımı adı altında verilen kredilerin önemli bir bölümü -kimi zaman kredi koşulu gereğince- askeri teçhizat alımına yönlendirildi. Dahası, Ruanda ordusu bir gecede 5 binden 40 bine çıkarıldı ve kredilerin bir bölümü de buraya aktarıldı. Bundan hemen sonra Ruanda’da iç savaş, etnik çatışmalar ve katliamlar başladı.

Gana: Gana, 1983’ten beri IMF ve Dünya Bankası’yla 16 istikrar ve yapısal uyum anlaşması imzalamış Afrika’nın en çok “yapısal uyumlandırılmış” ekonomisidir. Yapısal uyum programının ihraç ürünlerine, özellikle de kakaoya aşırı destek vermesi, kimyasal gübrelere verilen sübvansiyonun kaldırılması gibi ulusal gıda üretimine yönelik karşı önlemler, ülkenin gıda üretimini çökertti ve gıda maddeleri ithalatına olan bağımlılığı artırdı. Öte yandan Dünya Bankası’nın desteğiyle ticari ormancılık canlandırılmaya çalışıldı, artan kereste üretimi Gana’da zaten kısıtlı olan orman alanlarının tahrip edilmesiyle sonuçlandı. Ormansızlaşma bölgesel iklim değişiklikleri ve toprak erozyonuna yol açmasının yanı sıra ülkenin gıda güvenliğini de tehlikeye attı.

Benin: 1993’te uygulanmaya başlanan yapısal uyum programı nedeniyle, ülkenin odun ihracatı 6 yıl içinde 4 kat arttı ve bu yükü kaldıramayan topraklar çoraklaşmaya başladı.
Mozambik: Dünya Bankası ve IMF tarafından önerilen programla maun ağacı işleme sektörü tümüyle yok edildi.

Güney ve Güneydoğu Asya’da Yapısal Uyumun Sonuçları

Güney ve Güneydoğu Asya’da uygulanan IMF-Dünya Bankası programları küçük ve orta ölçekli tarım işletmelerinin batmasına neden oldu. Tarım destekleme sisteminin çöküşüyle birlikte kırsal nüfusun büyük bir bölümü topraklarını yitirirken toprak kutuplaşması ve tefecilik yaygınlaştı.

Hindistan: Hindistan’da 1991’de yürürlüğe konulan IMF programı yüzlerce milyon insanın yaşamını doğrudan etkiledi, ülkede yaygın kronik açlık ve toplumsal yoksunluk ortaya çıktı. IMF anlaşması gereğince tarım desteklerinin kaldırılması nüfusun % 45’ini oluşturan küçük ve orta ölçekli çiftçilerden çoğunu iflasa sürüklediği gibi milyonlarca topraksız tarım işçisinin de yeni ekonomik politikaların altında ezilmesine yol açtı. IMF programı yoksulluğun değil yoksulların yok edilmesine katkıda bulundu. Milyonlarca tarım işçisi, esnaf ve küçük tüccar kişi başına günde 50 sentin altındaki gelirle yaşamaya çalıştı, kimileri açlıktan öldü. Mülksüzleşme hızlandırılırken komünal köy arazileri zengin köylüler ve toprak ağalarınca yağmalandı, tefeciler güçlendirildi.

Bangladeş: Bangladeş’te 1970’li yılların ortalarında uygulamaya konulan IMF programı gereğince tarım teşvikleri kaldırıldı. Bu süreç 1980’lerin başlarında küçük ve orta ölçekli tarım işletmelerinin batmasına yol açtı. Ayrıca tarımsal kredilerin liberalizasyonu tefecilerin geleneksel rolünü güçlendirdi. Ticaretin serbestleştirilmesi ve tahıl piyasasının kuralsızlaştırılması, iç pazara dönük gıda üretiminde durgunluğa yol açtı. Bu durgunluk aynı zamanda ABD’li tahıl üreticilerinin çıkarlarına da hizmet etti.

Vietnam: Vietnam’da savaşın vahşi koşulları içinde 1986’da Bretton Woods kuruluşlarının öncülüğünde uygulamaya konulan ekonomik reformlar, e
konomik ve toplumsal çöküşün yeni bir tarihsel evresini başlattı. Aynı yıl başlatılan ikinci tarım reformu dalgası köylülerin büyük bölümünün yoksullaşmasına yol açtı. Orta Vietnam’da çiftçiler gıda üretiminden vazgeçerek manyok, pamuk ve özellikle kahve gibi ihraç ürünlerinde uzmanlaşmaya teşvik edildiler. Vietnam’da kahve üretimi 1990’da 92, 1999’da ise 487 bin tona yükseldi ve ülke Brezilya’nın ardından dünyanın ikinci büyük kahve ihracatçısı haline geldi. 1999’da kilosu 4.5 dolar olan kahve fiyatının 2001’de 1.3 dolara düşmesi üreticilerin kitleler halinde iflasına yol açtı (Evrensel, 18/8/2001). Öte yandan tahıl piyasası kuralsızlaştırıldı, çeltik üretimi bitirildi. Tarımsal destekleme sisteminin çöküşüyle birlikte kırsal nüfusun büyük bir bölümü topraklarını yitirirken toprak kutuplaşması ve tefecilik yaygınlaştı. Topraklarını yitiren köylüler ya zengin çiftçiler ve yabancı sermaye ortaklı ticari çiftliklerde mevsimlik işçi olarak çalıştılar ya da kentlere göçtüler.

Filipinler: Balık yetişmesine uygun bir zemin oluşturan 500 bin hektarlık mangrov ormanının % 90′ tahrip edildi. Geriye kalanı ise ihracata dönük balık ve karides çiftliklerine dönüştürüldü. Karides yetiştiriciliği için kurulan çiftlikler toprakların tuzlanmasına yol açtı.

Latin Amerika’da Yapısal Uyumun Sonuçları
Dünya Bankası verilerine göre 1980-90 arasında Latin Amerika’da GSMH % 10’un üzerinde düştü. Mutlak yoksulluk sınırı altında yaşayanlar 1980’lerde 130 milyon iken 1990’larda 180 milyon yükseldi. Aynı dönemde nüfusun en yüksek gelirli % 20’sinin zenginliği, en yoksul % 20’ye göre 20 kat arttı. 1990’larda Latin Amerika nüfusun % 44’ü yoksulluk sınırının altında yaşıyor. 1990’da toplam dış borçlar 476 milyar dolar iken 1998’de 698 milyar dolara (GSMH’nin % 45’ine) ulaştı.

Peru: IMF programı, Peru’da yasa dışı koka ekimi dışında tarımsal üretimde büyük düşüşlere neden oldu. Tarımsal tekellerinin pazarlama ve dağıtım kanallarını sürekli denetlemesiyle kırsal nüfusun yoksullaşması daha da arttı. Tarımsal girdi ve kredi fiyatlarındaki hızlı yükselişler küçük çiftçilerin iflasına yol açtı. Üretim maliyetleri yükselen yerli üreticiler ucuz tarımsal ürünlerin ithal edilmesi sonucunda topraklarını yitirdiler. 1991’de çıkarılan toprak yasası, küçük çiftçilerin toprağını yitirmesine ve kentlerdeki ticari çıkar çevrelerinin büyük miktarlarda toprak satın almasına hizmet etti. Yoksul köylü yığınları ise giderek ticari tarımın yedek işgücü haline geldiler.

Bolivya: IMF destekli programın uygulanmasıyla yabancı şirketler ülkedeki verimli tarım alanlarını ele geçirmelerine izin verildi. Toprakları ellerinden alınan çiftçiler ise ölümcül toprak kaymalarına açık yamaçlarda tarım yapmaya ya da ormanları yakıp kendilerine alan açmaya zorlandılar. Çoğu köylü kentlere göçtü. Küçük çiftçilere verilen devlet desteği kesilirken, tarımda tekelleşme hızlandı. Tümüyle ihracata dönük tarım politikaları, kimyasala dayalı tarım tekniklerini getirdi, bunun sonucunda toprakta kaçınılmaz sorunlar yaşanmaya başlandı.

Şili: Şili en uzun süreli yapısal uyum programı uygulayan ülkelerden biridir. Orman ürünleri ihracatı 1983-89 aralığında ikiye katlanmış, ancak birçok orman alanı kesilerek çam ormanı plantasyonuna dönüştürülmüştü. Balıkçılık endüstrisindeki aşırı avlanmanın doğal sonucu olarak, toplam balık üretimi 1990’da % 22 oranında gerilemişti.

Kosta Rika: Kosta Rika 1980-89 arasında IMF ve Dünya Bankası’nın 9 istikrar ve yapısal uyum programına tabi oldu. Yapısal uyum politikalarından en çok yararlanan iki sanayi dalı, muz endüstrisi ve sığır yetiştiriciliğiydi. Bir yandan yerli ve yabancıların sahip olduğu muz plantasyonları genişlerken, öte yandan ormansızlaşma süreci hızlandı. Muz alanlarının genişlemesi bir yandan biyolojik çeşitliliği tehdit ederken, öte yandan bu plantasyonlarda çalışan işçileri ve ailelerini daha derin bir yoksulluğa sürükledi. Ayrıca uluslararası fast-food sanayii için sığır yetiştirmek üzere orman alanları hızla otlak ve meraya dönüştürüldü.
Meksika: Meksika, 1940’tan 1970’lere dek gıda alanında kendi kendine yeten bir ülkeydi. Gıda üretimini son derece yüksek olan nüfus artış hızının iki katı bir hızla artırabiliyor, hükümet politikalarının temelini gıdada kendi kendine yeterli olmak oluşturuyordu.

Meksika’da IMF ve Dünya Bankası’nın dayatmalarıyla 1992’den beri uygulanmaya başlanan neoliberal politikalar, ulusal tarım politikalarını derinden etkiledi. Kırsal kesime yönelik bu politikalar devlet desteğinin çekilmesi ve tarımda düşük gelir uygulamasını içeriyordu. IMF ve Dünya Bankası programlarının yürürlüğe girmesiyle tarımsal üretim -mısır ve fasulye gibi- temel gıda ürünlerinden ihracata yönelik ürünlere ve hayvan yemlerine kaydı; tarımsal istihdam düştü, verimli araziler boş bırakıldı ve büyük miktarlarda gıda ürünleri ithalatına başlandı. 90’lı yıllarda Meksika’da fasulyenin % 40’ı, mısırın % 25’i, şekerin % 30’u ithalatla karşılanıyordu.

Neoliberalizmin sonuçları, yoksullaşmış ve borçlandırılmış bir tarım sektörü ve çoğu kırsal kesimden olmak üzere yaklaşık 4 milyon Meksikalı’nın ABD’ye göçü oldu. Küçük köylülerin tarım dışına itilmesiyle yaratılan toprak pazarında ise yerel elit, ulusal ve uluslararası büyük şirketler yeni yasalardan yararlanarak toprağı kontrol altına aldılar.Tarıma giren dev uluslararası şirketler kırsal alanda büyük plantasyonlar kurarak ve geleneksel ”ejido” topraklarından itilen küçük köylüleri (minifundista) ücretli işçi olarak çok ucuza çalıştırdılar (7). Meksika örneği uluslararası sermayenin azgelişmiş ülke tarımına doğrudan üretim örgütlenmesini üstlenerek girmesinin ve kırsal alanı global tarımın tahkimi altına almasının çarpıcı bir örneğidir.
Guyana: Dünya Bankası ve IMF’nin dayatmaları sonucu, ülkenin kesilebilir ormanlarının yarısı yabancı tekellerin eline geçti.

Yıkımın Özeti
IMF ve Dünya Bankası destekli yapısal uyum programlarının azgelişmiş ülkelerdeki tarımsal üretim ve kırsal nüfus üzerinde yarattığı yıkım şöyle özetlenebilir: İhracata dönük ticari tarımın teşvik edilmesine karşın fiyat, girdi ve kredi sübvansiyonları kaldırılarak geleneksel gıda ürünleri üretiminin çökertilmesi nedeniyle kıtlık ve açlık sorunu baş gösterdi. Ticaretin serbestleştirilmesi sonucu ithal edilen (gümrüksüz) teşvikli tahıl, et ve süt ürünleri kırsal ekonominin çökmesine yol açtı. Küçük ve orta ölçekli işletmeler topraklarını yitirerek ya büyük çiftliklerde mevsimlik işçi olarak çalışmak ya da kentlere göçmek zorunda kaldılar. Toprak kutuplaşması yoğunlaştı; en verimli tarım arazileri yerel seçkinler, ulusal ve uluslararası büyük şirketlerin eline geçti. Feodal toprak sahipleri sınıfı ve tefeciler güçlendirildi. Doğal çevrenin tahribatı arttı, ormanlar talan edildi. Giderek daha geniş tarım arazileri erozyon etkisine açıldı, toprak tuzlulaştı ve çoraklaştı.

Borçlar Azalmıyor
Yapısal uyum programları -yukarıda da özetlendiği gibi- felaketlere zemin hazırlarken bu programları uygulayan ülkelerin mali durumlarında bir düzelme olmadı. Bu programların gerçekte başarısız olduğu, azgelişmiş ülkelerde yıkıma yol açtığı, gerçekte yalnızca metropol ülkelerin ve uluslararası mali sermayenin işine yaradığı, yapılan birçok araştırmada ortaya konuldu. 1995’e değin IM
F’den uyum politikaları için kredi alan 137 ülkeden 81’inin IMF’ye bağımlılığı azalmak yerine arttı, 89 azgelişmiş ülkeden 48’inin durumu iyileşmedi, 32’si ise daha da yoksullaştı. Azgelişmiş ülkelerin dış borçları kriz sonrasında 1980’de 685 milyar dolar iken 1996 yılına gelindiğinde 2 trilyon doları geçti. Bu arada IMF yalnızca 1984-1990 arasında azgelişmiş ülkelerden gelişmiş ülkelere net 715 milyar dolar aktarılmasını sağladı. Öte yandan IMF’nin kendi saptamasına göre yapısal uyum programlarını uygulayan ülkelerde ekonomik büyüme, uygulamayanlara göre daha düşüktü.

Halklar Çözümü Kendi Örgütlü Güçlerinde Aramalı
Sonuç olarak belirtmek gerekirse, neoliberalizmin bu yaygın ve yadsınamaz sonuçları, insan onurunun sınırını zorlamaya başladı. Ancak piyasa ekonomisine dogmatik bir biçimde bağlı olan IMF ve Dünya Bankası gibi kuruluşlar, yine de, mantıksızca aynı reçeteleri yazmaya devam ediyorlar. “Arabaların sürücüleri aynı kaldığı sürece hep aynı yollardan geçilecek”. Azgelişmiş ülke halkları kendi sorunlarına sahip çıkarak, çözümü kendi örgütlü güçlerinde aramak yerine uluslararası sermaye ve yerli işbirlikçilerinden bekledikleri sürece bu reçeteler yazılmaya devam edilecek…

Kaynaklar
1. Arın, T. 1995. “Uluslararası Para Fonu, Dünya Bankası ve Birleşmiş Milletlerin Kalkınma Stratejileri”. Petrol-İş Yıllığı, İstanbul, s. 544-558.
2. Barnet, R. J. ve J. Cavanagh. 1995. Küresel Düşler. Sabah Kitapları, İstanbul.
3. Bello, W. 1998. Karanlık Zafer (ABD, Yapısal Uyum ve Küresel Yoksulluk). İmge Kitabevi Yayınları, Ankara.
4. Chomsky, N. 2000. Halkın Sırtından Kazanç. Om Yayınevi, İstanbul.
5. Chossudovsky, M. 1999. Yoksulluğun Küreselleşmesi (IMF ve Dünya Bankası Reformlarının İçyüzü). Çiviyazıları, İstanbul.
6. Enerji-Yapı Yol Sen, 2001. “IMF Politikalarının Çeşitli Ülkelerdeki Sonuçları”. www.eyysen.org.tr
7. Quintana, R. D., L. C. Borquez ve M. T. Garcia. 2001. “Bölgesel ve Tarımsal Haklar: Meksika’da 18 Yıllık Neo-Liberal Politikalar Sonrası Toprak Hareketliliği ve Toprak Pazarı”. Toplum ve Bilim, No: 88, İstanbul, s. 122-143.
8. Yıldızoğlu, E. 1993. “Krizin Öbür Yüzü: Açlık”. Cumhuriyet, 4 Kasım.
9. Yıldızoğlu, E. 1996 a. “Dünyayı Kim Doyuracak !..”. Cumhuriyet, 18 Kasım.
10.Yıldızoğlu, E. 1996 b. “Bir Küresel Gıda Krizine Doğru”. Globalleşme ve Kriz içinde, Alan Yayıncılık, İstanbul, s. 129-243.
11.Yıldızoğlu, E. 2000 a. “Küresel Kriz ve Dönüşüm”. Petrol-İş Yıllığı, İstanbul.
12.Yıldızoğlu, E. 2000 b. “Bağımlılık ve Geri Kalmışlık”. Cumhuriyet, 18 Eylül.