“Kamu Personel Kanunu”mu, Yıkım Yasası mı? – Yüksel Akkaya

Tatilden dönen, eylem yorgunu kamu emekçileri karşılarında gördükleri bu yasa taslağı nedeni ile çok da tedirgin olmamalıdırlar! Zira, Kamu Yönetimi Temel Kanunu tartışılırken bu yasanın taslağında şimdi somutlaşmış olan pek çok düzenlemenin olumsuzluklarına değinilmiş, yeni düzenlemelerin bir yıkım yaratacağı belirtilmişti. Şimdi, bu taslak ile yıkımın boyutları, içeriği daha da netleşmiş olmaktadır.

Taslağın ikinci bölümü “istihdam şekilleri, kadro ve pozisyonları”nı düzenlemektedir. İstihdam şekilleri açısından bakıldığında yıkımın kaynağının da “tam zamanlı ve kısmi zamanlı çalışan sözleşmeli personel ile geçici personel” alanındaki düzenlemeler ile olacağı anlaşılmaktadır. Yöneticiler ile emniyet görevlilerini memur kadrosunda tutan taslak, diğer memurların tümünü sözleşmeli personel pozisyonuna taşımayı amaçlamaktadır. Kısacası, polisler ve yöneticiler dışında kalan tüm memurlar tam ya da kısmi zamanlı sözleşmeli personele dönüştürülecektir. Böylece, yüzbinlerce kamu çalışanı iş güvencesinden yoksun kalırken, buna bağlı olarak işsizlik, sosyal güvenlikten yoksun kalma, dolayısı ile yoksullaşma tehlikesi ile sürekli olarak karşı karşıya kalmaktadır.

Taslağın 18. maddesi kamu emekçilerinin bu yasa ile maruz kalacağı yıkımı açıkça göstermektedir. Bu maddeye göre “Bulunduğu kurumda veya başka kamu kurumlarında bu Kanuna göre aralıksız 10 yıl süreyle sözleşmeli personel olarak istihdam edilmiş olanların, bu kanunda ve sözleşmelerinde gösterilen görev, yetki ve sorumlulukları ihmal etmedikleri sürece sözleşmeleri yenilenir”. Tersinden okunduğunda, 10 y��lı tamamlamamış olan sözleşmeli personelin işine her an son verileceği anlamı çıkar. Peki, bu ülkede, kimliğini, kişiliğini korumak isteyen, çıkarlarını savunan bir sözleşmeli personelin 10 yıl aralıksız çalışması/çalıştırılması mümkün müdür? 10 yıl kesintisiz çalışmak için kaç takla atıp, ne kadar “yalakalık” yapmak, çalışma arkadaşları hakkında ne kadar muhbirlikte bulunmak gerekir? Bunu anlamak için işçilerin dünyasına bakmak gerekir. Oraya bakıldığında, kesintisiz olarak bu kadar süre çalışabilen çok az sayıda işçi olduğu görülür. Demek ki, bu yasa ile sözleşmeli personele dönüştürülen tüm kamu emekçilerinin gelecekleri belirsizleştirilmekte, kişilikleri teslim alınmaya çalışılmaktadır. Bu düzenleme ile “işveren” ile uyumlu çalışan, ona biat eden, onun ihsanları ile yetinen bir kul yaratılmak isteniyor. İşsizliğin yüksek oranlarda seyrettiği, genç işsizlerin daha düşük ücretlerle mevcut kamu emekçilerinin yerinde olmaya can attıkları bir ortamda yıkımın etkileri daha derin ve ağır olacaktır.

Bu taslak ile kamu emekçilerinin sosyal güvenlik hakları kısıtlanmakta, işsiz kaldığı anda da ortadan kaldırılmaktadır. Bu taslağa göre büyük bölümü sözleşmeli personele dönüştürülecek olan kamu emekçileri sözleşmeleri uzatıldığı sürece sosyal güvenlikten yararlanabilecektir. Sürekli olarak işsizlik tehdidi altında yaşayan kamu emekçileri geleceklerini güvence altına alabilmek için sosyal güvenlik alanında yeni arayışlara girmek zorunda kalacaktır. Burada da Bireysel Emeklilik Sistemi devreye girecektir, yani kamu emekçileri piyasa mantığı ile işleyen özel sektörün sosyal güvenlik kurumlarına teslim edilecek, onları finanse edecektir. Kuşkusuz, bu özel sosyal güvenlik kurumlarının, bankerler gibi, bankalar gibi batma riski de yüksek bulunmaktadır. Yani kamu emekçilerinin sosyal güvenliği de batabilecektir!

Taslağın 22. maddesine göre “Memurlar ve sözleşmeli personel özel kanunda belirtilen istisnalar ve hükümler çerçevesinde sendikalar ve üst kuruluşlar kurabilir ve bunlara üye olabilir”. Bu düzenlemeye göre sendikal örgütlenme hakkı yasal olarak verilmiştir. Ancak, uygulamada bu yasal düzenlemenin hiçbir anlamı olmayacaktır. Zira, sözleşmesinin uzatılması baskısı altında kalan pek çok emekçi sendikadan uzak durmayı yeğleyecektir. Çünkü işçi dünyasının deneyimleri göstermektedir ki iş güvencesinden yoksun çalışanlar sendikalaşmaya kalktığında hemen işlerine son verilmektedir. Bu taslağın yasalaşması ile birlikte, pek çok sendika üyesi “ya iş ya sendika üyeliği” seçimi nedeni ile işsizlik ikilemi içinde kalacak, işsiz kalmaktansa sendikasız kalmayı yeğleyecektir. Zira, taslak sözleşmeli personelin sendika üyesi olması nedeniyle işine son verilemeyeceği yönünde bir düzenleme yapmamıştır. Böyle bir düzenleme yapmaması, zımni olarak sendikacılığa bakış açısının da sıcak olmadığını gösterir. Zaten taslağın 30. ve 31. maddeleri sendikaları da anlamsız kılmaktadır.

30. maddeye göre “Müracaat, şikayet, bilgi belge isteme hakkının kullanılmasında birden fazla memur ve sözleşmeli personelin toplu olarak söz ve yazı ile müracaatları yasaktır. Memurların kamu hizmetini aksatacak şekilde memurluktan kasıtlı olarak birlikte çekilmeleri, sözleşmeli personelin birlikte sözleşmelerini fes (aynen “fes”, fesh değil! Y.A.) etmeleri veya görevlerine gelmemeleri veya görevlerine gelip de hizmetlerin yavaşlatılması veya aksatılması veya aksatılması sonucunu doğuracak eylemlerde bulunmaları yasaktır”. Demokrat, katılımcı, saydam, insan hak ve özgürlüklerine saygılı olmak isteyen bir hükümetin ve onun yasalarının da böyle olmasından daha doğal ne olabilir ki! Bir de bu hükümetin temsilcileri liyakatı esas alacaklar, bunu da unutmamak gerekir!..

31. madde grev yasağını düzenlemektedir. Bu maddeye göre “Memurlar veya sözleşmeli personelin greve karar vermeleri, grev düzenlemeleri, ilan etmeleri, bu yolda propaganda yapmaları yasaktır. Memurlar ve sözleşmeli personel, herhangi bir greve veya grev teşebbüsüne katılamaz, grevi destekleyemez veya teşvik edemezler”. Böylesi yasakların 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu’nda bulunmadığını belirtmeye gerek var mı? Peki, 30. ve 31. maddelere uymayan memur ve sözleşmeli personele ne olacak? Sözleşme süresi bittiğinde ne olacağı da anlaşılacak. Eh sicil amirinin katkılarını da unutmamak gerekir! Peki 30. ve 31. maddenin gölgesinde sendikacılık yapılabilir mi, üyeleri sözleşmeli personelden oluşan bir yapıda?

Taslağın 71. maddesi çalışma sürelerini düzenliyor. Bu maddeye göre kural olarak Cumartesi ve Pazar tatil olarak kabul ediliyor. ” Ancak özel kanunlarla yahut bu kanuna veya özel kanunlara dayanılarak çıkarılacak tüzük ve yönetmeliklerle kurumların ve hizmetlerin özellikleri dikkate alınmak suretiyle farklı çalışma süreleri” de tespit edilebilecek. Yani, icabında, Cumartesi ve Pazar günleri tatil olmaktan çıkarılıp, başka günler tatil olarak tayin edilebilecek, tıpkı İş Kanunu’nda olduğu gibi.

98-104. maddeleri kapsayan onüçüncü bölüm “Görevden Uzaklaştırma”yı düzenliyor. Tatil rehavetinden dönen kamu emekçilerinin daha fazla içini karartmamak için yazıyı burada kesmekte yarar var. Yorgun memur, etkili eylemde isteksiz sendikalar ve konfederasyonlar için zor günler başlıyor. Bir yıkım hazırlığı olan “Kamu Personel Kanunu Taslağı”na yönelik olarak kamu emekçilerinin tutumunun ne olacağı konusunda hiçbir belirsizlik yok! Birkaç hamasi demeç, iki-üç etkisiz eylem ve kaderin “cilvesine” boyun eğmek!…

Sevgili yorgun memurlarımız, bıkkın sendikalarımız, hadi, yıkım yasanız hayırlı olsun!..