DİEnin yoksulluk sefaleti ve oltaya takılanlar- Mustafa Sönmez

Türkiye’nin gündeminde birkaç gündür , DİE’nin yaptığı “Yoksulluk Çalışması” başlıklı yayını var. DİE, bulgularını açıklıyor. Devlet Ajansı AA olduğu gibi aktarıyor. Medyamız, AA haberini sorgusuz sualsiz kullanıyor. İktisat profesörlerimiz de köşelerinde, ekranlarda bu bulgular üstüne ahkam kesiyor. Ama kimse de “Yahu gerçek mi, bu bulgular, doğru mu? Türkiye böyle bir ülke mi , diye sormuyor.. Bu da beni hem şaşırtıyor hem endişelendiriyor. Bu kadar mı sorgulamaz bir toplum olduk ? Bilimsel şüphe bu kadar mı azaldı ?

DİE’nin bulgularını gelin bir kez daha anımsayalım. Diyor ki, DİE, “Günde 1 dolardan aşağıya geliri olan nüfus ülkede binde 2. Kişi başına günde 2.2 dolardan az gelirle (ya da geçinemeyen) nüfus ise yüzde 3’ü geçiyor. Kişi başına 4.3 doların altında kalan kesim ise ülkede yüzde 30. Yani, 2002’de en fazla 310 milyon TL, 2003’te ise en fazla 387 milyon TL aylıkla geçinmek zorunda kalan ailelerin, toplam Türkiye ailelerinin yüzde 30’u oluduğunu iddia ediyor .”
DİE, bu rakamlara nereden ulaşıyor, onu da hatırlatalım. DİE’nin “Yoksulluk çalışması”, yeni ve özgün bir araştırma değil. 2002 Hanehalkı Bütçe Anketi’nin türevi. Bu anketi ise Dünya Bankası yaptırıyor. DİE bülteninden aktaralım:
“Dünya Bankası’dan sağlanan kredi desteği ile 2001 yılından itibaren yürütülmekte olan Sosyal Riskin Azaltılması Projesi kapsamında, hanehalkı bütçe anketlerinin uygulanması ve anketin sonuçlarına dayalı olarak yoksulluk analizlerinin yapılması da yer almaktadır. Bu bağlamda, 2002 yılında uygulanan Hanehalkı Bütçe Anketi’nden elde edilen verilere dayalı olarak Türkiye’de yoksulluğun profili, nedenleri ve sonuçları üzerine Devlet İstatistik Enstitüsü ile Dünya Bankası’nın ortaklaşa hazırlayacağı rapor üzerinde çalışılmaktadır.”

Komik rakamlar

Demek ki, bu işin içinde Dünya Bankası da var. Neden var ? Ona sonra geliriz. Ama önce, bulunan aile gelirlerinin sıhhati ve afiyeti. Bu sütunlarda ” DİE’nin Gelir Dağılımı Komedisi” başlıklı bir yazıda belirtimiştim. Yeri gelince tekrar edeyim. Bu anketlerle elde edilen gelir verileri ile milli gelir belirlenirken bulunan gelir verileri arasında 100’e 54 fark var. DİE, her yıl milli geliri bir de gelir yöntemiyle hesaplar. Yani, devletin, özel kesimin ödediği ücretleri alt alta yazar, buna “işgücü gelirleri” der. Tarıma, ücretin dışında giren geliri tarım artığı diye yazar. Diğer geliri de “tarım dışı işletme artığı” olarak niteler. Bu üç kalem, gelirin işgücü, tarım ve tarım dışı (kar, faiz, rant) kesim tarafından nasıl bölüşüldüğünü ifade eder. Şimdi bakın bu yöntemle bulunan rakamlarla, DİE’nin gelir dağılımı araştırması arasında nasıl uçurumlar var. GSMH tablosu 2002’de bölüşülen geliri 219 ktr TL olarak verirken DİE gelir dağılımı araştırması 119 ktr TL olarak veriyor. Arada , öyle böyle değil, tam 100 ktr TL fark var. Yani, ankete yanıt verenler 219 değil, 119 olarak beyanda bulunmuşlar. Yani 100’ün 54’ünü söylemişler. Bu eksik beyanın dörtte üçü de kar/faiz/rant kesimlerinden kaynaklanıyor. Ücretliler 18, tarım kesimi 8 ktr. eksik beyanda bulunurken kar/faiz/rant gelirlerinde 75 ktr eksik var. Böyle olunca, kar/faiz/rantın bölüşümdeki payı da çok farklı çıkıyor. Bu tuzu kuru kategori, DİE gelir dağılım araştırmasında yüzde 30 pay almış görünürken, GSMH tablosunda yüzde 54 pay sahibi. Bu gelirler de en üst yüzde 20 gelir grubundaki hanelere giren gelir türü..

Demek ki, DİE’nin Yoksulluk Çalışması’nda belirlediği kişi başına günde 4.3 $ * gelirin altındaki yüzde 30’luk nüfusun aylık gelirinin 2002 için 310 milyon TL, 2003 sonu için 387 milyon TL olması külliyen hurafe!…
Eğer siz bu rakamı ciddiye alırsanız , bakın devamında ne komiklikler var: Bu bulgulara göre, nüfusun alttan 30.uncu, ya da üstten 70’ncisinin aylık geliri 2003 sonunda 387 milyon TL iken, üstten 20’ncinin geliri 1 milyar 190 milyon TL oluyor. Başka bir ifadeyle aylık geliri 1 milyon 200 bin TL olan aileler, mesela birçok memur ailesi bile nüfusun en varlıklı ilk 20’si arasına giriyor. Ya da bu yazıya internet ile erişen herkes toplumun en varlıklı yüzde 10’luk, hatta yüzde 5’lik kesimi içinde yer alıyor. Daha da komik birşeyle bu faslı noktalayalım. Bu rakamları ciddiye alırsak, Türkiye’nin en zengin ailesinin (örneğin 4 kişilik bir Koç ailesi diyelim) aylık geliri 42 milyar TL’den ibaret oluyor.

DİE’nin yanlışı…

Dolayısıyla, ne Türkiye’nin kullanılabilir geliri, DİE’nin anketle saptadığı gibi bu kadar düşüktür, ne de en yoksullar ile en varsıllar arasındaki fark DİE bulgularından ibarettir.
DİE’nin , yanlışı , denek ailelerin beyanlarını doğru kabul edip, başka işlemlerden geçirmeden kullanıma sunmakla yanlış yapıyor. DİE, deneklerce beyan edilen ve özellikle üst gelir gruplarının eksik gösterdiği gelirlerin mutlak rakamlarını kullanmakla yanlış yapıyor.
Muhtemel gelirle, ankette bulunan gelir arasında yüzde 100 ktrl TL fark varken ve DİE buna geçerli bir argümanla yanıt veremezken, neden o sağlıksız mutlak rakamları kullanarak “yoksulluk sınırı” v.s. gibi şeyler belirliyor? Bu da Dünya Bankası’nın talebi ile ilgili. Nedir o talep?

Dünya Bankası normları

Dünya Bankası, küreselleşmenin yarattığı marazlardan olan yoksullaşmanın boyutlarını kontrol altında tutmak, büyüyen yoksulluğun üstüne bir incir yaprağı örterek, olası tepkileri nötralize etmeyi misyon edinmiş. Kendince bazı kıstaslar belirlemiş yoksulluk için. Günde 1 doların altı harcayanları açlık sınırının altında olanlar, günde 4.3 $’ın altında harcayanları da yoksulluk sınırının altında nüfus olarak ilan etmiş. Günde 4.3 dolar, doların SAP karşılığı , bizde 4 kişilik bir aile için aylık 387 milyon TL demek. Neden 887 milyon TL değil de , 387 milyon TL ? Neden günde 10 dolar değil de 4.3 dolar ? Ona bakarsanız da bazı sendikalar (Kamu Sen örneğin,) kendi yoksulluk tanımlarından çıkarak yoksulluk sınırını 1 milyar 160 milyon TL ilan ettiler. Bunu kim abartılı bulabilir. Dört kişilik bir aile düşünün kira, mutfak artı diğer masraflar için asgari 1 milyar 160 milyon TL’ye ihtiyacım var, diyor ve o zaman o sınır kişi başına günlük 12 dolara çıkıyor. O zaman da biz ortaya çıkıp, Dünya Bankası veya hükümet yoksullar için bir yardım programı uygulayacaksa çıtayı, nüfusun yüzde 30’unun altı için değil, yüzde 65-70’ine kadar çıkarmalıdır, çünkü nüfusun yüzde 65-70’i “yoksulluk sınırı” altındadır dersek, kim, neye itiraz edebilir?
Böyle bir münafıklığa meydan vermeden, Dünya Bankası, yoksullukla ilgili kendi normunu dayatıyor ve üçte ikisi yoksul olan bu ülkenin yoksul sayısını yüzde 30 olarak kestirip atıyor ve de bunu “bilimsel bir ambalaj içinde” DİE’ye yaptırıp, medya ile meşrlaştırıyor, ulema takımına da tekrarlatıyor..Ya da o takım bu oltayı yutuyor…

(kaynak:www.ekohaber.net)