KÜBA Ders Vermeye Devam Ediyor Kuşatma Altında Beslenme

Çeşitli ülkelerden yaygın köylü gruplarını bir araya getiren yakınlarda kurulmuş uluslararası bir çatı örgütü olan Via Campesino, 1996 yılında, halkların ve ülkelerin kendi gıda ve tarım politikalarını demokratik bir tarzda kendilerinin belirleme ve kendi topraklarında ihtiyaç duyulan gıdaları halkın kültürel değerleriyle uyumlu ve çevreyi koruyan bir şekilde kendilerinin üretme hakkı anlamında “gıda egemenliği” terimini kullanıma sokmuştur.
Aynı konuyla ilgili olmakla birlikte farklı bir kavram da, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) tarafından tanımlanan “gıda güvenliği” kavramıdır. “Gıda güvenliği” kavramı başka şeyler yanında şu üç şartı kapsar: (1) yeterli miktarda gıdanın üretilmesi; (2) Bu yeterli miktardaki gıdanın istikrarlı bir şekilde dağıtılması ve (3) ihtiyaç duyanların bu gıdalara hem ekonomik hem fiziksel olarak güvenli şekilde erişiminin güvence altına alınması. Küba, yakın zamanlarda son derece zor bir durumda bu üç şartı yerine getirmek zorunda kalmıştır.
Küba’nın yer aldığı Karayipler bölgesinde gerek köleliği ve ihracata yönelik tek ürün tarımını da içeren sömürgecilik mirası, gerekse de gıda ürünleri üretimine pek uygun olmayan tropik iklim, halkın gıda ihtiyacının yerel kaynaklardan karşılanmasını kolaylaştırmamıştır. Bu durum, 1990 sonrasında Sovyetler Birliği’nin dağılıp Küba’nın sosyalist ülkelerle tercihli ithalat-ihracat ilişkisinin çökmesiyle daha da ağırlaştı. Sovyetler Birliği’ne tercihli tarifelerle şeker sağlayıp karşılığında petrol alan Küba bu avantajını yitirirken, eş zamanlı olarak ABD ambargosunun şiddetlenmesiyle ve bu ülkenin her alanda artan düşmanlığıyla karşı karşıyaydı. Bu koşullar altında, 1990 yılında, Fidel Castro tarafından “periodo especial” (özel (olağanüstü) dönem) ilan edildi. Küba üretiminin ve ihracatının dibe vurmasıyla, 1993 yılına gelindiğinde her Kübalının ortalama günlük besini 1863 kilokaloriye düştü, bu besinin 46 gramı proteinden, 26 gramı da yağdan oluşuyordu ve bütün bu rakamlar günlük sağlıklı beslenme için FAO’nun tavsiye ettiği asgari miktarların çok altındaydı.
Bir şey yapılması gerektiği çok açıktı, ama, besin maddelerinin ya da gıda üretimi için gereken girdilerin ithalatını kısa sürede artırmak söz konusu bile değildi. Gıda güvenliği, zorunlu olarak, kendi kaynaklarına dayanmak ve olabildiği kadar kendi kendine yeterli olmakla eş anlamlıdır. Bu, bütün Karayipler ekonomisi için söylemesi kolay yapması zor bir iştir, hele Küba gibi güçlü bir komşunun düşmanca ablukası altında bulunan bir ülke için daha da zordur.
Küba, (1) doğrudan yerli girdiler kullanarak gıda üretmek, (2) gıda ürünleri ve (tütün, şeker ve kahve gibi) diğer gelir getiren ürünler ihraç ederek karşılığında döviz kazanmak ve/veya (3) gıda üretimi için (petrol gibi) o zamana dek ithal edilen girdileri kendisi üreterek sınırlı ithalat kaynaklarını süttozu gibi zorunlu maddelerin ithalatına ayırarak gıda güvenliğini sağlamak için tarımla ilgili olası bütün kaynakları tam ve etkin bir şekildekullanmak zorundaydı.
Son on yıl boyunca bu genel stratejileri hayata geçirmek için pek çok yöntem kullanılmıştır. İlk yöntem, atıl toprakları tesbit edip kullanıma sokmak olmuştur. Bu kimi zaman dahiyane yollarla gerçekleştirilmiştir. İkinci yöntem, tarımsal emeği hem nitelik hem nicelikçe harekete geçirip etkin bir şekilde çalıştırmak için iş örgütlenmesinde, fiyatlandırma mekanizmalarında ve teşviklerde yeni yollar geliştirmekti. Üçüncü yöntem ise yeni çalışma yöntemleri ve yeni teknolojilerin araştırılması, geliştirilmesi ve yaygın bir şekilde hayata geçirilmesiydi. Bu bağlamda petrol ve yüksek protein içeren hayvan yemi gibi nakit döviz çıkışı gerektiren girdilere olan ihtiyacı asgariye indirmenin yolları arandı. Bu tür döviz harcamaları bütünüyle ortadan kaldırılamayacağı için, aynı zamanda, tarım ürünlerinde yeni dış pazarlara sızmak için çaba gösterildi. Bu tür tarım ürünlerinin satılmasından sağlanan dolarların (ya da hiç olmazsa bu dolarlardan devletin payına düşenin) bir kısmı yine tarım ve dolayısıyla gıda üretimi için gereken girdilerin temini ya da doğrudan doğruya halkın gıda ihtiyacının karşılanması için kullanılabildi.

“Yeni Topraklar” Yarattılar

Küba nüfusunun yüzde 80’i kentlerde yaşar. Küba Hükümeti, Tarım Bakanlığı bünyesindeki Kentsel Tarım Dairesi (1994’te kuruldu) ve daha sonra oluşturulan Ulusal Kentsel Tarım Grubu aracılığıyla başkent Havana ve diğer kentlerin gıda sorununa yerel çözümler bulmak amacıyla ekilebilecek “yeni araziler” yaratmayı hedefleyen bir girişim başlattı.
Bu amaçla üç çeşit “yeni” arazi yaratıldı. Bunlardan birincisi, organoponicos denen ve asfalt ya da taş döşeli verimsiz kentsel alanlara yerleştirilen konteynırlara (çoğu kez başka yerlerden getirilerek) doldurulan gübre ve kompostla zenginleştirilmiş topraktan oluşan bir tür saksı-bahçelerdi.
Arazi yaratmanın ikinci yolu, nadasa bırakılmış yahut boş alanlar ya da park ve avlular şeklinde işletmelerin/kolektiflerin elinde bulunan verimli ancak tarımsal amaçla işletilmeyen toprak parçalarının gıda üretimine yönlendirilmesiydi. Genellikle kamuya ait olan bu topraklarda gıda üretimi ya piyasada satılmak üzere granjalar (çiftlikler) ya ihtiyaç sahiplerine dağıtması veya başka amaçlar için kullanması için devlete teslim edilmek üzere empresas estatales (devlet işletmeleri) eliyle yapılır, yahut da autoconsumo, yani, bu kuruluşlarda çalışan işçilerin kendi ihtiyaçlarını karşılamak üzere üretildiği yerde tüketilir.
Yeni toprak yaratmanın üçüncü yolu ise, insanların kendi evlerinin avlularını ekip biçmesini öngörüyordu.
Beslenme sorununu çözmek için getirilen bir başka yenilik de küçük arazilerden azami miktarda ürün almak için yoğun bahçıvanlık yöntemlerinin kullanılmasını içeren huerto intinsivo (yoğun bahçeler) idi. Bu yöntemde duvarlarla böl��nmemiş arazilerde sıkışık düzende hazırlanmış tarhlara çeşitli sebzeler ekiliyor ve bu bitkilerin yetişmesi için gereken organik maddeler sağlanıyordu.
Bu girişimler esas olarak devlet, kolektifler ya da kooperatifler tarafndan yürütülmektedir. Bununla birlikte, yerel yönetimler özel kişilerin kullanımı için halk bahçeleri adı verilen parseller (parcelos) şeklinde arazi de tahsis etmektedir. Bu parselleri alanlar, toprağı işledikleri sürece kullanma hakkına sahiptirler. Hatta, özel araziler bile, sahipleri bunları altı ay içinde üretime geçirmezse bu işe talip olan çiftçi ya da bahçıvanların kullanımına verilebilmektedir.
Son olarak, Devrimi Savunma Komiteleri (DSK) adı altında her mahallede örgütlenen mahalle inisiyatiflerinin önderliğinde patios denen ev bahçeciliğinde bir patlama yaşanmıştır. ABD’de II. Dünya Savaşı yıllarındaki “zafer bahçeleri” hareketini hatırlatan bu girişim sonucunda bu türden ev bahçelerinin sayısı 2003 yılı yazında 300 bine ulaşmıştır. Gelecekte sayılarının yarım milyona çıkarılması hedeflenen bu ev bahçeleri Küba halkının meyve ihtiyacını karşılamaya ciddi bir katkıda bulunmaktadır..
Bütün bu yöntemlerle, onbeşin üzerinde evden oluşan her yerleşim biriminin -organiponicos, grup bahçeleri ya da özel parseller, ne yolla olursa olsun- kendi gıda ihtiyacının hiç olmazsa bir kısmını kendisinin karşılaması şeklinde belirlenen hedefe 2002 yılında tamamıyle ulaşılmıştır. Bu yöntemlerle, kentsel tarım kavramıyla kentlerin içinde ya
da yakın çevresinde ekilip biçilen tarım arazisi 18 bin hektarı aşmıştır.
Tam-kullanım politikası kentsel alanlar dışında da sürdürülmüş ve kırlardaki boş bırakılan ya da yeterince işlenmeyen topraklar bunları işletmeyi isteyenlerin kullanımına verilmiştir. Bu şekilde yüzbinlerce hektarlık alanda kahve, kakao, tütün gibi ihraç ürünleri ya da pirinç gibi gıda bitkileri yetiştirilmektedir.
Yeni toprak yaratmanın son ve alışılmamış bir yolu daha bulundu. Küba hükümeti, 2002 yılında şeker fabrikalarının sayısını hemen hemen yarı yarıya azaltmaya ve böylece şimdiye dek şeker kamışı yetiştirilen yaklaşık 1 milyon hektarlık araziyi gıda bitkileri ve orman yetiştirmeye tahsis etmeye karar verdi. Bu karar, pirinç dışındaki gıda bitkilerinin üretimine ayrılan arazinin 246 bin hektar ya da yüzde 73 oranında artması anlamına gelmektedir.

Emeği Daha Verimli Bir Tarzda Kullandılar

Emek sürecinin yeniden örgütlenmesi ve işçilere uygun teşvikler sağlanması emek verimliğini artırmanın başlıca yolu olmuştur. Tarım işletmeleri 1998 yılından itibaren diğer işletmelere paralel olarak Sistema de Perfeccionamiento Empresarial ( İşletme Sistemi-ÇN ) denen yeni tipte bir işletme sürecine girdiler. Bu sistemde işletmeler daha ayrıntılı kayıt tutmaya başladılar. Ardından, mevcut yetersizlikleri teşhis edip olası çözüm yollarını saptadılar. Son olarak da emek ve ücret politikalarıyla işletim yapıları hakkında planlar önerip sağlayacakları ilerlemeyi değerlendirmenin ölçütü olarak kullanılacak ekonomik ve verimlilik göstergeleri hakkındaki tercihlerini bildirdiler.
Bir milyondan fazla Kübalının çalıştığı kooperatif ve kolektif tarımsal üretim alanında adil sosyalist bölüşüm normlarını belirlemek için elbirliğiyle çaba gösterilmektedir. Bu konudaki ilke “pago por los resultadis finales” (Nihai sonuca göre ödeme) sloganıyla ifade edilmektedir: ne kadar üretirsen o kadar ücret alırsın. Tarım sektöründe temel dürtü bu yaklaşımı mümkün kılacak örgütlenme biçimlerinin yaratılması olmuştur. Devlet çiftliklerini daha küçük kooperatif çiftliklere bölerek “insanları toprakla ilişkilendirmeyi” öngören 1993 programının esas nedeni budur.
Devlet çiftliklerinin parçalanması belli bir toprak parçasındaki üretimden bireylerin ya da küçük çalışma gruplarının tümüyle sorumlu olmasını sağlayarak gelirlerinin bu toprakta üretilen gerçek ürün miktarına bağlanması mümkün kıldı. Hala devletçe işletilen tarım işletmelerinin yanı sıra (genellikle aile temelinde) az sayıda işçinin çalıştığı küçük çiftlikler kuruldu. Bu çiftlikler doğrudan doğruya daha büyük devlet çiftliğinin emrindedir ve bunlarda çalışan işçilere elde ettikleri ürün oranında ücret ödenir.
Emeği bireylerin ya da küçük grupların sorumluluğu etrafında örgütlemekle, kuşkusuz, uygun maddi teşviklerin ne şekilde sağlanacağı sorunu çözülmüş olmaz. Sonuca göre öde, tamam da, bu ödeme tam olarak ne kadar olacaktır? Tarımsal ürünler için ödenen fiyatlar hala maddi teşviklerin esasını oluşturmaktadır. 1994 yılından itibaren, karne sistemiyle dağıtılanlar dışında, halka satılan gıda maddelerinin fiyatları serbest kılınmıştır. Gıda maddeleri her türlü üreticinin -devlet işletmeleri, kooperatifler, özel çiftlikler- mallarını arz-talep ilişkisiyle belirlemekte serbest olan piyasalardan temin edilmektedir. Devlete satılan malların fiyatları süt, baklagiller, kahve ve tütün gibi seçilmiş ürünler için artmıştır. Tarım ürünlerinin üretilen ve kentlerde pazarlanan miktarının artmasını teşvik etmek için vergi politikalarından da yararlanılmaktadır. Bu politikalar arasında, küçük çiftçiler için vergi bağışıklıkları ve indirimleri sağlanması, ülke genelinde satılan tarım ürünlerinden yüzde 15 vergi alınırken ürünlerini Havana pazarında satan çiftçilerden sadece yüzde 5 vergi alınması gibi uygulamalar bulunmaktadır.
Küba ekonomisinin peso ve dolar olarak ikili bir ekonomi özelliği taşımasından ötürü, bazı işçilere ücretlerinin bir kısmı dolar olarak ödenmekte, ya da, ancak dolarla alış veriş yapılan mağazalardan alabilecekleri bisiklet, iş tulumu, ayakkabı gibi çeşitli tüketim malları devletçe sağlanmaktadır. Üretimi canlandırmak için daha iyi ev, daha iyi tatil ve dinlenme imkanları gibi teşviklere de baş vurulmaktadır.

İthalat Yerine Yeni Teknolojiler Geliştirdiler

Küba’nın içine düştüğü krizin hayırlı sonuçlarından biri de tarımda geleneksel yöntemler yerine organik yöntemler benimsemek zorunda kalmasıdır. Küba, on yıl önce, Sovyetler Birliği ve müttefikleriyle olan tercihli ticaret anlaşmasının ortadan kalkmasıyla uluslararası piyasalardan yeterli petrol sağlamaya güç yetiremez olunca, petrol ve petrol türevleri kullanmaksızın çiftçilik yapmak için dev bir laboratuvara dönüştü. Zararlılarla mücadeleden, gübrelemeye, gübrelemeden toprağın ekime hazırlanmasına, tarım sürecinin her aşamasında kimyasal yöntemler gözden çıkarıldı, yerlerini biyolojik yöntemler aldı. Küba Hasat Koruma Kurumu ülke çapında 220 merkezde çiftçilere tarım zararlılarına karşı kullanmak üzere ucuz ve yeterli miktarda yararlı böcek ve mikroorganizma sağlamaktadır. Yüzlerce kompost üretim merkezinde solucanlar toprağı organik atıklarla zenginleştirmektedir. 2003 yılından itibaren bu yolla yılda bir milyon ton doğal kompost elde edilmektedir ve bu, çiftçilerin kentsel ve kırsal tarım topraklarının kalitesini yükseltmek için buldukları yeni usullerden sadece birisidir. Doğal kompost üretmenin bir çok farklı yolu geliştirilmiş ve üretilen doğal kompost miktarı 2001 yılından 2002 yılına dek 7 kat artış göstererek 2003 yılında yılda 15 milyon tona yükselmiştir. Tarım Bakanlığı bu gelişmeyi bir dağıtım görevlileri ve dağıtım merkezleri ağıyla desteklemektedir. Sadece Havana’da daha 1997 yılına dek bu görevlilerin sayısı 67’ye, tohum evleri denen merkezlerin sayısı da 12’ye ulaşmıştı. Şimdilerdeyse, Havana’da bu çalışma tiendas consultario agricola (TCA) yani tarımsal danışma mağazaları çevresinde odaklanmıştır. TCA’ların sayısının 50’ye ulaşması ve bunlarda beşyüz profesyonel uzman ve teknisyenin çalışması beklenmektedir. TCA’lar çiftçilere tohum, toprak islah edicileri, biyolojik ürünler ve teknik kitapların yanı sıra, teknik uzmanlık da sağlamaktadır. Söz konusu dağıtım görevlileri TCA’ların sağladığı hizmetler hakkında halkı bilgilendirmekte ve kent tarımcıları arasında yeni bilimsel bilgileri yaymakta vaz geçilmez bir rol oynamaktadır. Bütün Küba’da kentli tarımcılara hizmet sunan uzmanların sayısı on bine, teknisyenlerin sayısı da kırk bine yakındır.
Kırsaldaki temel tarım üretim bölgelerinde de ilerlemeler sağlanmıştır. Özellikle patates ve pirinç üretiminde önemli artış olmuştur. Pirinç yetiştirmekte yeni bir yaklaşımın benimsenmesi çok cesaret verici bir teknolojik gelişmedir. Bu yaklaşım, Cornell Uluslararası Gıda Tarım ve Kalkınma Kurumu’nca dünya çapında yaygınlaştırılan (PYS) Pirinç Yoğunlaştırma Sistemidir. Uygulama henüz başlangıç aşamasında olmakla birlikte, üçüncü dünyanın diğer yerlerinde olduğu gibi Küba’da da, denendiği yerlerde bu sistem, hem sulama, tohum ve petrol ihtiyaçlarını önemli ölçüde azaltmış, hem de pirinç üretimini iki hatta üç kat artırmıştır. Bazı iyimser uzmanlar, Küba’nın potansiyel olarak pirinç üretiminde kendine yeterli düzeye gelme yoluna gird
iğini, hatta, gelecekte, üretim fazlasını hayvan yemi üretiminde kullanma olanağı bulacağını iddia etmektedir. Patates üretimi de, -bir organik tarım numunesi olmamakla birlikte- bir başka başarı hikayesidir. Küba, patates üretimi için hala yapay gübreye bağımlıdır. Elde edilen ürün tropikal bir ada ülkesi için etkileyici miktardadır: Küba, 1999’da hektar başına 23 ton ürünle Latin Amerika’da hektar başına 25-27 ton ile birinci sırada bulunan Arjantin’in ardından ikinci sırayı almış ve Rusya hariç tutulursa, Avrupa’nın hektar başına ortalama üretimini geride bırakmıştır. Bir karşılaştırma yapmak gerekirse, Kanada hektar başına 27-28 ton patates elde etmektedir. Yeni sulama teknikleri gibi (patates üretiminin yüzde 89’u sulanan arazilerde yapılmaktadır) yeni geliştirilen teknolojiler ve yeni patates çeşitlerinin yetiştirilmesi sayesinde Küba bu ürünün üretimini büyük ölçüde artırmıştır.
Organik tarım uygulamalarına geçiş ve koşum hayvanlarına geri dönüş (Havana ilinde koşum hayvanı olarak 2,400 çift öküz bulunmaktadır) ithal edilen enerjiden ve diğer petrol türevlerinden muazzam bir tasarruf sağlamıştır. Tarım Bakanlığı 2003 yılında 1989 yılına oranla yüzde 50 daha az mazot, yüzde 10 daha az kimyevi gübre ve yüzde 7 daha az sentetik haşere öldürücü kullanmıştır. Gerçekten, gıda üretiminin her alanında enerji tasarrufu için günü birlik savaşlar verilmektedir!

Döviz (ABD Doları) Getiren Yeni Pazarlara Sızdılar

Küba’da gıda güvenliğinin sağlanabilmesi için gereken dolar girişine şeker dışındaki tarımsal üretimin katkıda bulunabileceği en azından üç mekanizma vardır ve Kübalılar döviz kazançlarında önceliğin halkın gıda ihtiyaçlarının karşılanması olduğunu daima vurgulamaktadır.
İlk olarak, turistlere ve yerli halka dolar karşılığında mal satan mağazalar bulunmaktadır. Kübalılar, 1993 yılından beri yasal olarak ABD Doları bulundurup kullanabilmektedir. Kübalılar ya yurtdışında (esas olarak ABD’de) yaşayan akrabalarının para yollaması yoluyla dolar elde etmekte ya da ülke içinde (başka şeyler yanında turistlerin bıraktığı bahşişler gibi) dolar kazanmaktadır. Bu mağazalara, tiendas de recaudacion de divisa (TRD) (döviz yakalama mağazaları-ÇN) adı verilmektedir.
TRDlerde gıda ve diğer tarımsal ürün satışlarının parasal karşılığı yılda 200 milyon doları aşmaktadır. Müşteri çekebilmek için hiçbir fırsat kaçırılmamaktadır -2000 yılının ilk 10 ayı içinde sırf Ciego de Avila ilinin arıcıları dolarla satış yapılan mağazalar ve turistik otellerdeki dükkanlarda pazarladıkları bal ve (kozmetik, arı sütü, polen gibi) bal türevlerinden ülkeye 22 bin dolar kazandırmıştır-.
İkinci mekanizma, turizm sektörüne girdi sağlamaktır. Küba’nın hızla gelişen turizm sanayiinin (2002 yılında ülkeye aşağı yukarı 1.7 milyon turist gelmiştir) sorunlarından biri ülkeye çektiği dövizleri ülkede tutabilmektir. 1990’ların ilk yıllarında başlatılan turizm hamlesinin başlangıcında, yiyecek de dahil, sektörde kullanılan girdilerin büyük çoğunluğu dışarıdan getirtilmekteydi. İlke olarak, Küba otellerinde servise sunulan süs çiçeklerinin, salatalıkların, mangoların Küba’da üretilmemesi için hiçbir sebep yoktur. Tarım Bakanlığı, turistik otellere kaliteli ve güvenilebilir gıda ikmalinde bazı başarılar elde etmiştir, ancak, elde edilen sonuç hala potansiyelin çok altındadır. 2001 yılı itibariyle turizm sanayiinde kullanılan bütün girdilerin sadece yüzde 61’i Küba kaynaklıdır.
Devletin döviz kazanmasının son yolu tarım ürünü ihracıdır. Tütün ve kahve gibi geleneksel ihraç ürünlerine ek olarak, turunçgiller, arıcılık ürünleri, deniz kabukluları gibi yeni kalemler ihracat gelirlerine katkı yapmaktadır. Gıda ihtiyacını karşılamakta baskı altında bulunan bir ülkenin gıda güvenliğini sağlamak için g��da maddeleri ihraç etmesi ilk bakışta garip gözükebilir. Ancak, deniz kabukluları ve bal gibi fiyatı yüksek malların ihraç edilmesinin daha ucuz gıda ürünlerinin elde edilen miktarını artıracağı göz önüne alınınca görünüşteki bu çelişki ortadan kalkar. Gerçekten, 2001 yılında Küba’nın gıda ihracatı ve gıda ithalatı değer bakımından neredeyse eşitlenmiştir.

Gıdaya Erişmek

Önceki bölümde Küba’nın halkını beslemek için yeterli miktarda gıda temin edebilmek için gereken gıdayı -üretim ve ithalat yoluyla- güvenceye alabilmek için sarf ettiği çabaları inceledik. Şimdiyse, Küba’nın eğer daha da önemli değilse en azından eşit önem taşıyan bir başka hedefe, yani, gıda arzını bütün nüfus için erişilebilir kılma hedefine ulaşmak için neler yaptığını göreceğiz. Kuşkusuz, bir halkın yeterince beslenebildiğini söyleyebilmek için bir ülkenin kişi başına yeterli gıda hedefini tutturması yeterli değildir. Bunu söyleyebilmek için o ülkede her gerçek kişinin yeterli gıda alması gereklidir. Kişi başına yeterli gıda miktarını tutturan pek çok toplumda, gıdanın uygun ve adil dağıtımı sağlanamadığı için yetersiz beslenenen hatta açlık çeken büyük topluluklar bulunabildiği gözlenmektedir.
Küba, bütün nüfusunun yeterli beslenme imkanına ekonomik ve fiziksel olarak erişebilmesi için bir çok usul geliştirmiştir. Bunlardan en önemlisi karne sistemidir. Küba Devrimi, ta başından beri gıda dağıtımında eşitliği sağlamanın bir aracı olarak karne sisteminden yararlanmıştır. 1998 yılında, karne sistemi her Küba vatandaşının ayda 5 libre (1 libre 456 gram, yani yaklaşık yarım kilodur ç.n.) pirinç, 1 libre fasulye ve 3 libre şeker almasını garantiliyordu. Sistem, daha düzensiz aralıklarla ve az miktarlarda olsa bile halkın bedava denilebilecek göstermelik fiyatlarla tavuk, balık, domuz eti, soya fasulyesi ile patates, domates ve diğer sebzeleri almasını sağlamaktadır. Ayrıca, devletin, devlet çiftliklerinin ürünlerinden her ay, hastanelere yatak başına 28 libre, kreşlere çocuk başına 13 libre, okullara da öğrenci başına 10 libre gıda maddesi sağladığı belirtilmelidir.
Ayrıca, özellikle halk bahçelerinden yani parsellerden elde edilen üründen yapılan gönüllü gıda dağıtımları da vardır. Bu “gönüllü” dağıtımların bir kısmı, insanlarca özellikle hasta ve yaşlı komşulara yardım şeklinde toplumsal dayanışma gereği gerçekten gönüllü ve kendiliğinden bir şekilde yapılmaktadır. Bir kısmı ise belediyelerin bu tür bahçıvanları mahallelerindeki hastanelere ve okullara “bağışta bulunmaya ikna etmeleriyle” gerçekleşmektedir. Bireysel parseller ya da halk bahçeleri kamu malı olan toprağı kira ödemeden kullandıkları için bu tür “mecburi gönüllü bağışlar” bir çeşit toplumsal rant olarak meşru görülmektedir.
Gıda fiyatlarını halkın ödeyebileceği sınırlar içinde tutabilmek için hükümet dikkatle planlanmış yöntemler geliştirmiştir. 1994 yılından itibaren çiftçi pazarlarının açılmasına ve yayılmasına izin vermek üreticileri teşvik etmiş ve satışa çıkarılan ürün çeşidini olağanüstü biçimde çeşitlendirmiş olsa da, bu pazarlarda geçerli fiyatlar, Küba halkının çoğunluğunun değilse bile çok önemli bir bölümünün ödeyebileceğinin çok üzerindedir.
Çiftçi pazarlarındaki yüksek fiyat sorununa kısmi bir çözüm bu pazarlara rakip devlet pazarları kurulması olmuştur. Tarım Bakanlığı, 1998 yılında devlet işletmelerinin ürünlerinin satıldığı bir pazarlar zinciri kurmaya başladı. Placitas topadas (narhlı fiyat) pazarları denen bu pazarlarda sunulan mal çeşitleri daha sınırlı olsa da, fiyatlar aynı malların çiftçi pazarl
arındaki fiyatlarının daha altındadır.
Hükümetin ekonomik politikaları daha önce yurtdışından para gönderen yakınları olan ya da turizm sektöründe çalışıp dolar cinsinden bahşişler alan Kübalıların elde edebildiği ABD Dolarını daha geniş kesimler için ulaşılabilir kılmıştır. Hükümet, doğrudan dolar kazanmayan iş kollarındaki bazı işçileri teşvik olarak maaşlarının bir bölümünü ABD Doları şeklinde ödemektedir. Havana genelinde dolarla pesonun piyasa fiyatları üzerinden değişildiği (şimdilerde 1 dolar 26 peso etmektedir) bir çok döviz bürosu açılmıştır. Bunun sonucunda, toplumun dolar elde edebilen ve bu sayede pesonun geçerli olduğu pazarlarda bulunamayan (yiyecek dahil) tüketim mallarını alabilme olanağına sahip olan kesimi 1996’da nüfusun yüzde 44’ünü oluştururken, bu oran 1999’da yüzde 62’ye çıkmıştır.
Son olarak, gıdaya erişmek, gıda üretmenin başlıca aracına, yani, toprağa bedava erişme imkanının sağlanmasıyla kolaylaştırılmıştır. Bu ilke uyarınca, devlet çiftlikleri, sınai kuruluşlar, okullar, hastaneler çevrelerindeki boş topraklarıda bitki ve hayvan üretimine geçerek kendi işçilerinin gıda ihtiyacını önemli ölçüde karşılayabilmektedir. Uygulama, emeklileri gibi, doğrudan doğruya tarım işgücü içinde yer almayan bireylere de kendi ihtiyaçlarını karşılamak için küçük parseller isteyebilme hakkı tanımaktadır.

Sonuç Ne?

Küba’da ortaya çıkan bütün bu çabaların ve politikaların mevyvesi ne oldu? Belki en tartışmasız başarı sebze, nişastalı yumrular ve plantin (muzgillerden, ancak meyve olarak tüketilmeyip, pişirilerek yemeği yapılan bir bitki ç.n.) üretiminde elde edilmiştir. Ülke, 2000 yılında, bu bitkilerin üretiminde kriz öncesi son yıl olan 1989 elde edilen üretim miktarını geride bırakmıştır.
Bu konudaki başarıda en büyük pay, kuşkusuz, krizin zorladığı bir çare olan kentsel tarım uygulamalarına aittir. Krizin başlarında Havana’da ortaya çıkan ve dinamik bir şekilde ülke geneline yayılan kentsel tarım, gıda üretimine hatırı sayılır katkı yapmakla kalmayıp kent nüfusu için önemli bir istihdam ve gelir kaynağı yaratmıştır. 2003 yılı itibariyle kentsel tarım sektöründe 200 bin işçi istihdam ediliyordu, bir önceki yıl sektörde 35 bin yeni çalışana iş sağlanmıştı ve bu rakam Küba ekonomisinde açılan yeni istihdamın yüzde 22’sini oluşturuyordu.
Genel olarak bakıldığında, üretimin ve verimliliğin artışına dair çok cesaret verici işaretler görülmektedir. 1999 yılında, 18 temel tarım ürünün 16’sında üretim miktarlarının yükseldiği saptanmıştır. Üretimi artan ürünler sebzeler, nişastalı yumrular ve plantinden ibaret değildir, kahve, bakliyat, pirinç, mısır, meyve ve kahve üretiminde de artış kaydedilmiştir. Küba’nın bütün illerinde sebze, nişastalı yumru ve plantin üretimi artmış, 13 il bu alanda tarihsel rekorlarını kırmıştır. Sebze üretim rakamlarını vermek kaydedilen ilerlemeyi göstermeye yeter: (milyon ton olarak) 1997’de 0.1; 1999’da 0.9; 2000’de 1.7 ve 2002’de 3 milyon tonun üzerinde. Bu yazı hazırlandığında henüz kesinleşmemiş bulunan 2003 rakamlarının daha da yüksek olması beklenmektedir, söz konusu yılın ilk altı ayında 1.7 milyon ton sebze elde edilmiştir.
Sonuçta, 2000 yılının ortasında ülke çapında satılan sebze ve yeşilliği miktarı kişi başına 469 grama ulaşmıştır ki bu miktar FAO’nun uygun gördüğü günlük 300 gramın çok üzerindedir.
Kuşkusuz, başta süt, et ve yumurta olmak üzere büyük sorunlar yaşanan alanlar vardır. Bu ürünler, hayvan yemi ithaline bağımlıdır ve bu Küba’nın altından kalkamayacağı bir parasal yüktür. Esas olarak devlet çiftliklerinde yapılan pirinç üretiminde de kaydedilen artışa rağmen, elde edilen miktar daima planlanan miktarın altında kalmaktadır.
Ancak bu alanlarda da bazı ilerlemeler kaydedilmiştir ve gelecek için umut vardır. Örneğin, pirinç üretiminde yukarıda sözü edilen PYS teknolojisine bağlı beklentilerden öte, kentsel tarım uygulamalarından ilham alan ve aynı başarıları pirinç üretimine taşımayı amaçlayan “halkın pirinci” hareketi iyi bir başlangıç yapmıştır. 1999 yılında 172 bin ton olan pirinç üretimi 2003 yılında 300 bin tona ulaşmış ve Küba’nın pirinç ithalatı yarıdan fazla azalmıştır.
Bütün bu dönüşümlerin ortasında, içinde bulunduğumuz neoliberal dönemde bir çok üçüncü dünya ülkesinde devletin rolü küçülürken, Küba’da devletin ve ekonomik örgütlenmenin diğer kolektif biçimlerinin gerek üretim, gerek uygulama ve gerek desteklemede büyük rol oynadığını belirtmek önemlidir. En önemli sonuç, 2000 yılı sonunda Küba’nın kişi başına günlük 2,600 kalori ve 68 gramdan fazla protein sağlamayı başardığıdır: Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü, günde 2,400 kalori ve 72 gram proteini yeterli beslenme olarak görmektedir. Varlığını sürdüren sorunlara rağmen, Küba beslenme krizini geride bırakmıştır. Küba toplumu, dikkate değer bir sabır ve kahramanca çabalar sonunda kendi halkı için gıda güvenliğini sağlamıştır ve belki de başka toplumlara da yol göstermiştir. Venezüella Devlet Başkanı Hugo Chavez, 31 Mart 2003’te, başkent Caracas’da Küba büyükelçisinin ve FAO temsilcisinin hazır bulunduğu bir törenle Vienezüella’nın ilk organoponico merkezinin açılışını yaptı. Küba örneğinden başka üçüncü dünya ülkeleri de, pek çok ülkenin yeterli gıda üretebileceği ve bütün vatandaşlarına sağlıklı beslenme olanağı sağlayabileceği dersini çıkaracaktır.