Savaş Gölgesinde Seçim Oyunu

Irak yönetiminin BM’nin tüm taleplerini anında kabul etmesi ve nükleer silah üretildiği iddia edilen tesislerin basına ve BM denetçilerine açılması bile ABD’nin saldırı kararını pek etkilemedi. Görünen o ki ABD’li savaş tanrılarının bu savaşa ekmek ve su kadar ihtiyacı var ve savaş egemenler açısından kaçınılmaz bir süreç olarak giderek yaklaşıyor!..Ülke egemenleri ise bu savaşta Kuzey Irak konusunda gardını almış ve bu gerekçesini meşrulaştırmaya çalışarak bir şekilde -ama aktif, ama üs ve hava desteği vererek- katılacak. Kuzey Irak’taki gelişmeler üzerine başta Ecevit’in açıklamaları ve ona destek veren açıklamaların ardından yine en net tavrı Yılmaz ortaya koydu: Ve ‘bir koyup üç alma’ temelindeki Özal’ın faydacı yaklaşımının kötü bir kopyasını sergiledi. Bu açıklamalarda seçimlerin yaratmış olduğu ‘politik’ ortamın etkili olduğu görünse dahi savaştan ve sonrasındaki pastadan pay kapma anlayışının egemenler nezdinde baki olduğunu bir kez daha kanıtlamış oldu. Dünyada yükselen savaş karşıtı eylemlerin de belli bir dinamiği temsil ettiği ancak yetersiz olduğu ise gözden kaçmaması gereken bir olgudur.

Bu arada IMF heyetinin yeni gözden geçirme çalışmalarının ardından seçim sonrası oluşacak siyasi tablonun daha da belirleyici bir hale geldiği bir süreç de başlamış oldu. IMF’nin 1,6 milyar dolarlık kredi dilimini seçim sonrasına ertelemesi seçim sonrası oluşacak hükümet kompozisyonunun elini kolunu şimdiden bağladı. Öyle ki; IMF’nin iki şartı var: işçi çıkarmanın hızla yürürlüğe konulması ve sosyal güvenlik konusunda yeterli düzenlemelerin hemen ve ayak sürümeden gerçekleştirilmesi seçim sonrası hükümetin elini yakacak derecede ateşli iki konu olarak şimdiden dayatıldı. Seçimden sonra yenilenecek hükümet dinamik bir şekilde bir süre daha programın can yakıcı kısımlarını daha hararetle ve hızla yerine getirmek zorunda. Gelecek başbakan adaylarının eski seçimlerdeki gibi 100-200 gün değil, asgari üç yıl içinde IMF’den kurtulacağını belirtmesi de zaten bu durumun utangaç bir şekilde kabulü anlamına geliyor.

Tüm bu toz duman içinde AB ilerleme raporunun olumsuz bir şekilde açıklanması, nispeten bir sükunet ve mesafeli bir yaklaşımla karşılandı. Öyle ki ANAP tarafından ‘Avrupa düşmanı’ olarak damgalanan MHP bile AB sürecinde kendilerinin de önemli payı bulunduğunu kürsüden dile getirmek zorunda kaldı. Artık herkes biliyor ki bu ülkede AB yandaşlığı dışında bir siyasi hat egemenler nezdinde kabul görmeyecektir.

Tayyip Erdoğan’ın seçime girmesinin yasaklanması AKP’yi dizginleme operasyonunun bir ifadesi olarak dururken batık bankacılarla yapılan görüşmeler de tabii ki bu operasyonda acemice yapılmış hatalar olarak anında değerlendirildi. Bu arada CHP’ye de yumuşak karın din ve laiklik konusunda bir dondurma ve yoklama çekilmesi de ihmal edilmedi. DEHAP’ın seçimlere girmesinin engellenmeye çalışılması da rejimin Kürt muhalefeti konusunda hala hassas bir noktada bulunduğunun ifadesidir. Bir yandan uyum yasaları çıkarılırken diğer yandan kantarın topuzu kaçmasın misali gerekli müdahaleler ihal edilmiyor. Bu potansiyelin egemenler nezdinde hala bir temsil olanağının yaratılamamış olması bu sorunu daha uzunca bir süre eski yöntemlerle yürüteceğinin işareti olarak algılanabilir.

Savaşın arefesinde seçim süreci hızla ilerlerken egemenlerin, seçim sonrası oluşması muhtemel siyasi tablo konusunda hala bir iç huzurlarının olmadığını söyleyebiliriz.Değiştiğini iddia eden siyasal islam ve kendileri açısından Derviş dışında hiçbir iler tutar yanı olmayan ‘sol’ etiketli bir partiden müteşekkil, müstakbel hükümet adayları soru işaretlerinin temelini oluşturuyor. Emekçiler ve ezilenler ise kendi örgütlülüklerinden alabildiğine yalıtık ve edilgen bir konumda olup bitenin seyircisi konumundan, ancak yeni bir dönemece girildiğinin bilincine varılarak yaratılacak olan yeni hareket tarzlarıyla ve örgütlülük biçimiyle sıyrılarak tarihsel rollerini oynayabileceklerdir.