Sendikal haklar korunmalıdır – İzzettin Önder

Bunun dahi bir adım olduğu düşüncesi yanında, böyle bir yasanın varlığının ileriki adımları geciktirebileceği de iddia edilebilir. Var olan statü bu olduğuna göre, statüyü daha ileri düzeylere taşıyabilmek için mücadeleyi sürdürmekle birlikte, şimdilik buna göre davranmaktan başka yapacak bir şey gözükmemektedir.

Bu statüde kamu emekçilerinin bir hak elde ettiği fazla iddia edilemez. Zira, toplugörüşme sonucunda ortaya çıkan ihtilafı yine işveren çözeceği gibi (!) nasıl olsa son kararı veren de Bakanlar Kurulu olacaktır. Bu durumda, işveren (daha doğru ifadeyle, işveren temsilcisi) tarafının sırtı yere gelmez.

Grev hakkı barındırmayan, işveren tarafını bu derece kayıran bir sendikal hak göstermelikten başka bir şey değildir. Emekçiler çok haklı olarak bu eşitsiz durumu, tek kozları olan çalışma hızını değiştirerek veya gösteri yaparak protesto edebilirler ya da kısmen lehlerine çevirebilirler. Etrafa zarar vermeden, ancak durumlarını yansıtıcı davranışlarla çevreyle iletişim kurmak emekçilerin en doğal haklarıdır. Etrafa zarar vermek demek, kırmak dökmek demektir. Ama emekçilerin içinde bulundukları durumu yansıtıcı iletişim kurmak demek, örneğin iş yavaşlatma uygulaması çevre ile iletişim kurmaktır. Böylece çevre, emekçilerin sıkıntıları üzerinde düşünme şoku almış olur ve hiç değilse bu konuda bir fikir üretebilir. Böyle bir etkileşimle emekçilerin durumu tüm toplumda yaygınlaştırılmış, sorunlar paylaşılmış ve karar merkezleri üzerinde etki ve baskı oluşturulmuş olur. Emekçiler en doğal haklarını kullanırken, doğal olarak iş aksamaları olacaktır. Bu durum eylemin sonucu değil, amacıdır. Zira, itfaiye, sağlık ya da polis gibi yaşamsal alanlar dışındaki bazı alanlarda günlük işleyişi aksatan protestolar yolu ile kamu emekçileri toplumun bilincini uyarabilir. Kamu yöneticilerinin bu durum karşısında takındıkları tavır, onların zihniyetini ve soruna yaklaşımını yansıtır. Emekçilerin protesto haklarını kullanmalarının çeşitli idari baskılarla yöneticiler tarafından engellenmesi, hukuku korumak değil, sivil hakları baskılamaktır.

Kamu emekçilerinin haklarını aramada onların yanında olmak sadece hakkaniyet gereği değildir. Kamu emekçilerinin yanında olmak, etkinlik açısından da fevkalade gereklidir. Ücretlerin ve maaşların eridiği bir ortamda, toplumun başka kesimi bir gecede memurun bir aylık maaşını havaya savurursa, o ülkede ne verimli çalışmadan, ne adaletten, ne dürüstlükten, ne de toplumsal barıştan söz edilebilir.

Bu konuda kamu idarecilerinin şu iki konuyu da dikkate almaları gerekmektedir. Birincisi, kamu üst düzey yöneticileri de asıl işveren olmayıp, bir bakıma işveren adına hareket eden memurlardır. Kamu yöneticisi, söz konusu statüsünü, asıl işveren adına mağdur olanları baskılamakta kullanırken hem hakkaniyet hem de etkinlik açılarından çok ciddi olarak düşünmelidir. İkincisi, Hazine ihalelerinde faiz haddini düşük bulup beğenmeyerek ihaleye girmeyen ve böylece Hazine’yi zor duruma sokan finans çevrelerine bu memurlar bir şey yapamamaktadır. Demek ki, kamu üst düzey yöneticileri güç ilişkilerine göre tetiklenebilmektedir. Doğal protesto hakkını kullanan kamu emekçilerini idari yollarla engellemeye kalkan üst düzey memurlar, bir kez de bu durum için davranışlarını düşünmek durumunda olmalıdırlar.