Devletin Merkeziliği – J. Petras

Dünyanın bütün bölgelerinde (emperyal, kapitalist ya da yeni sömürge, hangisi olursa olsun) devlet güçlendi, faaliyet alanını genişletti, ekonomi ve sivil topluma müdahalesini yaygınlaştırdı. Bizim emperyal devlet dedigimiz, emperyalist ülkelerdeki devlet, özellikle ülke içinde iktidarın yogunlaştırılmasında ve (bu iktidarın) denizaşırı bir dizi kurum ve ekonomik ve politik durumda izdüşümünün yaratılması ve geniş nüfuz ve hakimiyet alanlarının kurulmasında hala faaldir. ABD emperyal devleti yolu açar, Almanya ve Fransa önderliginde Avrupa Birligi ve Japonya onu izler. Emperyal devletin iktidarı, Uluslararası Para Fonu (lMF), Dünya Bankası (DB), Asya Bankası (AB), Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) gibi uluslararası finans kuruluşlarına dek uzanır. Emperyal devletler, bu uluslararası finans kuruluşlarının fonlarının çogunu sağlar, başkanlarını atar ve onları kendi ü1kelerinin çokuluslu şirketlerinin lehine politikalar uygulamakla yükümlü tutarlar.

Ulus-devletlerin artık varolmadığı bir dünya fikrinin savunucuları ya da küreselleşme teorisyenleri, uluslararası finans kuruluşlarının, ulus-devletin ötesinde daha gelişkin ya da yeni bir hükümet biçimi olmayıp, güçlerini emperyal devletlerden alan kuruluşlar olduklarını bir türlü kavrayamıyorlar.

Bu çalışma, küreselleşmeci teorilerin mesnetsiz iddialarını tanışmaya açacak ve onlan eleştirerek devletin bugünün dünyasındaki, bölgesel ve yerel ekonomilerdeki(2) önemini ayrıntılı olarak incelemeye çalışacak. Tartışmanın üçüncü bölümünde ise, dünyadaki neo-liberal ekonomiler yükselen devletçiliğin nedenlerinin açıklanması üzerinde duracak.

‘ULUS-DEVLETSİZ DÜNYA’ MİTİNİN İDDİALARI

Bizim ”küreselleşmeci teorisyenler” diyecegimiz ”ulus-devletsiz dünya” tezinin savunucuları, çok kuşkulu bir dizi varsayımdan yola çıkar. Kuşkusuz aralarında çeşitli farklılık ve nüanslar bulunuyor. Örneğin kimileri ulus-devletin bir anakronizm olduğunu ileri sürerken, kimileri inişte oldugunu iddia ediyor, kimileri de artık bir gerçeklik olmaktan çıktığını”söylüyor. Bu görüş farklılıkları tartışmayı kışkırtmaya devam etse de, daha önemli olan, küreselci teorileştirmeyi biçimlendiren onak varsayımlardır.
Bu kuşkulu varsayımlardan bazılan şunlardır:

1. Varsayım: Çokuluslu şirketler, belirli herhangi bir ulus-devlette özgül bir yerleri olmayan küresel şirketlerdir. Bu şirketler, ulusal denetimlerden kurtulmuş yeni bir dünya ekonomisi oluşturur ve yeni bir dünya yönetici sınıfının parçasıdırlar.
Bu varsayım, geniş ölçekli şirketlerin bir dizi ülkede faaliyet gôstermeleri, hareketli olmaları ve bir çok ulusal hukuksal yaptırım ve vergilendirmeden kaçabilecek güçte olmalarına dayanır. Bu varsayımda bir kaç kavramsal ve ampirik sorun vardır.

İlk olarak, çokuluslu şirketlerin pek çok ülkede faaliyet göstermesi stratejik kararların, yöneticilerin ve karların büyük kısmının yogunlaştığı şirket genel merkezlerinin ABD, AB ve Japonya’da bulunduğu gerçegini asla değiştirmez.(3)

İkinci olarak, şirketlerin hareketli oluşlan, emperyal devletlerde üslenmiş şirket genel merkezlerindeki yöneticilerin aldığı stratejik kararlara dayanır. Bu kararlar, emperyal devlet ve onun uluslararası finans kuruluşlarındaki temsilcileri tarafından oluşturulan siyasal ve ekonomik koşullara bağlıdır ve devletlerarası ilişkilerle belirlenir.

Üçüncü olarak, vergilendirme ve hukuksal yaptırımlardan kaçabilme, emperyal devletler ve onların çokuluslu bankalarındaki kasıtlı politikalar sayesinde olanaklı olabilmektedir.(4) Örneğin yeni sömürge ülkelerden elde edilen yasadışı kazançların emperyal devletlere transferini engelleyecek yasaların uygulanmaması, emperyal ekonomilerin harici hesaplarını kabartarak zenginliğin geniş ölçekte merkezileşmesini sağlayan bir devlet faaliyeti biçimidir. Çokuluslu şirketlerin, yeni sömürge devletin düzenlemelerini çiğneyebilmesi, emperyal-yeni sömürge devlet ilişkilerine sıkı sıkıya bağlı daha geniş bir iktidar ilişkileri ağının parçasıdır.

2. Varsayım: Eski ulus-devlet hükümetlerinin yerini, uluslararası finans kuruluşları, DTÖ ve çokuluslu şirketlerin başındaki kişilerden oluşan yeni bir dünya hükümeti aldı. Bu varsayım, iktidar yapısına ilişkin daha derin bir analitik görüşten ziyade tali bir fenomenin yüzeysel tanışmasına dayanır. Uluslararası finans kuruluşlarının pek çok coğrafi mahalde önemli ekonomik ve toplumsal kesimleri etkileyen çok sayıda önemli karar aldığı doğru olsa da, bu kararlar ve kararları alanlar, emperyal devletler ve onları etkileyen çokuluslu şirkerlerle yakından bağlantılıdır. Uluslararası finans kuruluşlarının tüm üst düzey yetkilileri kendi ulusal/emperyal hükümetleri tarafından atanır. Bu kurumların kredilerini ve kredi açma koşullarını dikte ettiren can alıcı politika ilkelerinin tümü, emperyal devletlerin maliye, hazine ve ekonomi bakanları tarafından tespit edilir. Uluslararası finans kuruluşlarının fonlarının çok büyük bölümü emperyal devletlerden gelir, bu kuruluşların yönetim kurullarında temsil, emperyal devletlerin sağladıkları fonların oranına dayanır. IMF ve Dünya Bankası’nı daima ABD’li ya da AB’li kişiler yönetmiştir.(5)

Uluslararası finans kuruluşlarının iktidarına ilişkin küreselcilerin görüşü, onun emperyal devlet kaynağına degil, bir türev iktidar tartışmasına dayanır. Bu anlamda, uluslararası iktidar, ulusüstü varlıklarda degil, emperyal devletlerde temellenir. Ulusüstü varlıklar kavramı, uluslararası finans kuruluşlarının özerkliğini fazla, onların emperyal devletlere tabi oluşunu ise eksik değerlendirir. Uluslararası finans kuruluşlarının gerçek önemi, emperyal devletlerin ikridarını nasıl büyüttükleri, genişlettikleri ve derinleşrirdiklerinde ve emperyal devletler arasındaki rekabet alanı haline nasıl geldiklerinde yatar. Uluslararası finans kuruluşlan eski devletlerin yerini almak şöyle dursun, onların konumlarını güçlendirmişrir.

3. Varsayım: Küreselci teorisyenlerin en yaygın argümanlarından biri, devlet sınırlarını ortadan kaldıran ve yeni bir küresel ekonomi yaratan bir enformasyon devriminin gerçekleşmekte olduğudur. Küreselci teorisyenler, yeni bir teknolojik devrimin, üretici güçlere yeni bir itki sağlayarak kapitalizmi dönüştürdüğünü ileri sürüyor. Enformasyon teknolojilerinin ekonomilerde köklü değişiklikler yaparak ulus devlerlerin ve ulusal ekonomilerin fazlalık haline geldiği yeni bir küresel ekonomi yarattığı iddialan son derece kuşkuludur.

Örneğin ABD’de geçen yarım yüzyıldaki üretkenlik artışına ilişkin bir karşılaştırma, küreselci argümanı desteklemez. ABD’deki sözde enformasyon devrimi öncesi 19s3-73 yıllarında, üretkenlik ortalama yüzde 2.6 arttı; 1972-9s arasında bilgisayarların üretim sürecine sokulmasına ragmen üretkenlik artışı bunun yarısından az oldu.(6) 199s-99 arasındaki sözde patlama döneminde bile, üretkenlik anışı, yüzde 2.2 ile hala bilgisayar öncesi dönemin altındaydı.

Öte yandan bilgisayar ve robotlardan en yaygın biçimde yararlanan Japonya, on yıllık bir durgunluk ve kriz dönemine tanık oldu. 2000-2001’de, enformasyon sekrörü derin bir krize girdi, on binlerce kişi işten çıkarıldı, yüzlerce firma iflas etti, hisse senetleri yüzde 80 civarında değer kaybetti. Sözde enformasyon ekonomisini karakterize eden spekülatif balon patladı. Dahası, küreselcilerin iddia ettigi büyük üretkenlik artışının kaynağı, bilgisayar üretim alanının kendisinin bilgisayarlaştırılmas