Yeni devlet anlayışı ve maceracı dış politika

İttihat Terakkin’nin dış politika anlayışının bir benzerini yeni resmi devlet anlayışı uygulamaya çalışıyor. Yani yeni bir maceracı politika ile bu atak anlayış yeni trajedilere kapı açabilir. O dönemin Sovyet devriminin yarattığı korku ile emperyalist devletler bu süreçte geri çekilerek uzlaşma yolunu tutmuşlardı. Oysa günümüzde süreci dengeleyecek bir unsur olmadığı gibi bir bataklığa da saplanılabilinir

Yeni devlet anlayışı ve maceracı dış politika

15 Temmuz sonrası Yenikapı Mitingi’yle başlayan süreç yeni bir resmi devlet anlayışının şekillendiği bir döneme işaret ediyor. İstanbul’un kurtuluşu vesilesi ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İstanbul valisi Ali Yerlikaya ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na tebrik mesajı yollamasını bu sürecin başlangıcı olarak da tanımlayabiliriz. Tek adam rejiminin Yenikapı anlayışı birkaç yıl önce kurulmuş olsa da asıl niteliğini belediye seçimlerinden sonra kazandığını söyleyebiliriz.

Sosyal demokrat partiler olsun, sağ merkez partiler olsun, parlamenter de olsa resmi devlet anlayışının dışına çıkamıyorlardı. Yeni devlet anlayışında da aynı gerçekliği görebiliyoruz. Belediye başkanları olsun, parti başkanları olsun artık parlamenter sistemi çokça dillendirmiyorlar. Parlamenter sistemin ana teması azınlıkta kalanın temsiliyetine dayandığından, asıl hedef tahtasına da solcular ve muhalifler konuyordu. Başta HDP olmak üzere tüm sol birleşenler bu süreçte kriminalize edilerek bir şekilde bertaraf edilirken hedeflenen de sadece tek adam ve tek anlayış üzerinden yeni devlet anlayışının tesis edilmesiydi. Erdoğan’ın İstanbul’un kurtuluşu vesilesi ile yayınladığı mesajı bu şekilde okumak gerekir diye düşünüyorum.

Yeni devlet anlayışını tanımlarken diğer kurumların bu yapıya uyum göstermeye çalışılması aslında bu sürecin tamamlandığını da göstermektedir. Yeni resmi devlet anlayışı, aktif, her süreçte mobilize olabilen, risk almada daha atak, politikasını pragmatik tarzda değiştirebilen ve güçler dengesini kendi lehine çevirmeye çalışan bir görüntü verse de bu böyle midir? Yoksa görünen şey farklı mıdır? Bir göz atmakta fayda var.

İttihat Terakki de böyle davranırdı

Bu davranışları İttihat ve Terakki’de de görmek mümkündü. Osmanlı ordusunu Almancı dış politikaya endeksli olarak, birçok cepheye sürmüş ve telef olmalarına neden olmuşlardı. İttihat ve Terakki’nin Almancı politikası sonucu, Osmanlı ordusunun Sarıkamış’ta Ruslara markaj unsuru olarak kullanılması bir trajedinin yaşanmasına neden olmuştu. Yemen’de İngilizlere markaj unsuru olarak kullanılarak yine birçok trajedinin yaşanmasına neden olarak dış politikada maceracı tutumlarını bu halkın evlatları cephelerde yaşamlarını yitirerek ödemişlerdi. Yüce Alman politikasının çökmesiyle bu süreç hüsrana uğramış Türkiye toprakları emperyalist devletlerce işgal edilmişti. Bu dış politika anlayışının bir benzerini  bu yeni resmi devlet anlayışı uygulamaya çalışıyor. Yani yeni bir maceracı politika ile bu atak, mobilize olabilen anlayış yeni trajedilere kapı açabilir. O dönemin Sovyet devriminin yarattığı korku ile emperyalist devletler bu süreçte geri çekilerek uzlaşma yolunu tutmuşlardı. Oysa günümüzde süreci dengeleyecek bir unsur olmadığı gibi bir bataklığa da saplanılabilinir.

Anadolu’da var olmanın temel kriteri demokrasidir ve bunun zemin bulacağı siyasal anlayış da parlamenter sistemdedir. Farklılıkların temsiliyet hakkı bulacağı ve bir arada yaşamanın en verimli zeminidir bu sistem.

Örneğin İran’ın toplumsal yapısı inançsal ögeler üzerine kuruludur. Farklı milliyetlerden oluşsa da İran’ı bir arada tutan maya dine dayalı aynı mezhebin çoğunlukta olmasındandır. Çünkü İran feodal ve inançsal bir sosyolojiye sahiptir. Var oluş nedenlerini din üzerinden şekillendiriyorlar. Oysa Türkiye’nin farklı milliyetleri var oluş sebeplerini ulus kimlik üzerinden ifade ettiklerinden buradaki ortak maya demokrasi ve buna dayanan temsiliyet inancıdır.

Türkiye’nin dış ve iç politikası bu yüzden barış politikası ve demokrasi üzerine şekillenmelidir. Maceracı politikadan uzak durulmalıdır.