Üstümüzde bir ceset kokuyor

Nadira Kadirova’nın kanı yerden bağırıyor. İktidarın sessizliği ise çaresizliğinden. Tek çaresi bizim sessizliğimiz. Sessiz kalmayalım

Üstümüzde bir ceset kokuyor

Tepemize çöreklenmiş bir ceset var. Henüz üstümüzden atamadığımız için bir “yaşayan ölü” olarak hayatımıza hükmediyor.

Yarını olmadığı, yalnızca bugünü olduğu için sürekli günü kurtarmaya çalışıyor. Bir canlının mantıki hareketleriyle değil, öngörülemez, mantık dışı hamlelerle, korkmadan, çekinmeden saldırıyor.

Ölümden rahatsız olmuyor, ölümden besleniyor.

Beton kuleleri, her yıl binleri bulan iş cinayetlerinde dökülen işçi kanı üzerinde yükseliyor.

Erkekliği kadın cinayetleri üzerinde yükseliyor.

Sarayı asker tabutları üzerinde yükseliyor.

Ay-sipiç-kürsüdeki sesi skor niyetine saydığı Kürt cesetleri üzerinde yükseliyor.

Önce gözkapaklarının ardına, sonra da insanlığın epey uzaklarına kayan gözleri, Türkiye’den Yunanistan’a kaçarken boğulan çocuk cesetlerini göremeyecek bir yükseklikte geziniyor.

Çürüyor. Gittikçe de daha beter kokuyor. Öyle bir koku ki hiçbir pislikten rahatsız olmuyor.

Hükmünü kendisi gibi kokuşmuş cesetlerden kurduğu bir koalisyona borçlu. Birbirlerinin pisliğinden beslenen, birbirilerinin pisliğinin üstüne yatan, kendi kokuşmuşluklarıyla ortaklarının kokuşmuşluğunu perdeleyen bu koalisyonun damarlarında kanalizasyon dolaşıyor.

***

Şirin Ünal… Kimin kime çattığını, kimin kimi sattığını henüz tam olarak anlayamadığımız 15 Temmuz 2016 darbe içinde darbesinden yalnızca saatler önce darbenin merkez karargâhında görüntülenen… Çok eskilerin sıkı Erdoğan muhalifi… Bir vakit Taraf’a askeri bilgiler sızdırmakla suçlanan… 2011’den bugüne AKP milletvekili… Muhtemel ki dosyalar tutmuş, dosyaları tutulmuş, yol arkadaşlarına bu dosyalarla tutunmuş…

Şimdi onun dosyasına bir ek daha yapılıyor ama saklı değil, halkın gözü önünde.

Evinde çalışan 23 yaşındaki genç göçmen kadın Nadira Kadirova, 23 Eylül’de ölüyor. Ünal’ın tabancasından çıkan kurşunla, kalbinin üstünden vurularak ölüyor. Deliller karartılıyor, düzgün bir soruşturma yürütülmüyor, olay “intihar” diye geçiştirilmeye çalışılıyor.

Ünal’ın twitter hesabında o günden itibaren daha önce görülmeyen yoğunlukta Erdoğan övgüleri akmaya başlıyor. Peş peşe 10 kere “#OurVoiceErdoğan” (Bizim Sesimiz Erdoğan) etiketiyle Erdoğan’ın sözlerinin yer aldığı görseller paylaşıyor. Sonra terörü kınıyor. Sonra yine Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu konuşmasından bir video paylaşıyor ve Kadirova’nın ölüm haberi yayılırken Ünal sessizliğe gömülüyor.

Ünal’ın paylaştığı videoda Erdoğan dünyadaki adaletsizlikten şikâyet ediyor, Ege kıyılarına vuran Aylan bebeğin fotoğrafını gösteriyor. İki gün sonra Ege’de AKP’den Yunanistan’a kaçan 19 T.C. vatandaşının yer aldığı bot batıyor ve 5’i çocuk 7 kişi ölüyor, kurtulanlar FETÖ’cülükle suçlanıp ihraç edilen akademisyenler, karşı yakada iltica başvuruları yapılıyor.

Ne Kadirova ne Ege’de boğulan çocuklar AKP’li vekillerin gündeminde ya da AKP medyasında yer bulabiliyor. Mutlak bir sessizlik. Ölüm sessizliği.

Kadirova’nın abisi konuşuyor: “Leyla diye bir arkadaşıyla konuşmuş. Bunu bana kardeşim öldükten sonra söylediler. Kız kardeşim o kadar ağlamış ki, kardeşim gece 2’ye kadar konuşmuş. ‘Ne oldu, anlat bana demiş’ Leyla. ‘Odama girdi, kitledi, arkamdan sarılmaya başladı diyor, Şirin Ünal Bey’ diyor.”

Savcılık Kadirova’nın arkadaşı Leyla’ya taciz iddiasını soracağına, “Siz Nadira Kadirova’yı fuhuşa mı götürüp getiriyormuşsunuz?” diye soruyor.

“Belki Adalet Bakanı olurum” hülyalarına kapılmış olacak, Barolar Birliği Başkanı susuyor, “yargı reformu” masallarıyla herkes sussun istiyor. Devlet hasta yatıyor. AKP ve medyası susuyor.

Ne din iman ne parti ne dava ne ilke… Bu bir suç örgütü. Birbirlerinin suçları hakkında konuşmamak üzere anlaşmış, biri konuşsa diğeri susmayacak, her an birbirini satmaya hazır, kokuşmuş, yaşayan ölülerden oluşan bir suç örgütü…

Sessizlikleri, körlükleri, kokuşmuşlukları ve hala tehlike arz ediyor oluşları biraz da bundan.

Bu suç örgütü dağıtılmadıkça, bu ceset üstümüzden atılıp yerin dibine gömülmedikçe, çürümenin de sonu gelmeyecek.

Cesetle el sıkışarak poz veren devletli muhalefetin sıkı sıkıya bağlı olduğu devlette süreklilik ilkesi, çürümeyi taze bedenlerle besliyor. Onlardan da beklenen hayır gelmeyecek.

Biliyoruz kolay olmayacak ama bu cesedi üstümüzden kaldırıp atmak için halkın kendisinden başka kurtarıcı gelmeyecek.

Nadira Kadirova’nın kanı yerden bağırıyor. İktidarın sessizliği ise çaresizliğinden. Tek çaresi bizim sessizliğimiz. Sessiz kalmayalım.

Suç örgütü dağılsın, bu ceset artık gömülsün.

* Bu yazı Yeni Yaşam gazetesi ile eş zamanlı olarak yayımlanmaktadır.