Belirsizlik sarmış dört bir yanı – Ali Rıza Güngen (Gazete Duvar)

Gelecekte elde edilecek hak iddialarını simgeleyen finansal araçların değeri değişken. Günümüzün baş döndürücü finansal gelişmeleri ve oynaklığı ile sağlam dayanaklar arayışı ve bunun lider kültüne yol vermesi arasında bir münasebet var. Değerler kadar güçlü liderlerin gücünün de son derece kırılgan olduğunu fark etmekte fayda var

Belirsizlik sarmış dört bir yanı – Ali Rıza Güngen (Gazete Duvar)

Küresel piyasalarda negatif faizli tahvil hacminin 15 trilyon doları aşması sonrası küresel kriz beklentisi artıyor. Almanya ekonomisinin resesyona girmesi beklentisi yaygın, Brexit sonrasında ya da muhtemel bir seçim öncesinde İngiltere ekonomisinde ne kadar daralma gerçekleşeceği tartışması sürüyor. ABD’de 10 yıllık tahvil getirisinin iki yıllık tahviller altına inmesi sonrasında daha önceki 50 yılda gözlemlendiği üzere yine resesyon deneyimlenmesi ihtimali mevcut.

Bu sorunlara ek olarak 2007-09 uluslararası finansal krizi ve sonrasında kalan miras nedeniyle de derin bir çalkantı beklemeye hakkımız var. ABD’de 45 milyon borçluyu doğrudan ilgilendiren öğrenci borçları menkul kıymetleştirildikleri kadarıyla küresel finansal sistemin de başında bir ağrı. 2007-09 sonrası, krizin ortaya çıkmasında etkide bulunmuş olan yeni finansal mimarinin varlığını koruması kriz beklentisini güçlendiren gerekçelerden.

Büyük resesyon buhrana dönüşmedi

ABD’de 1929 borsa çöküşünün ekonomik buhrana dönüşmesinin arkasında olası emek sömürüsüyle ekonomik canlılığı sürdürmek için gerekli genişleme oranı arasındaki uçurumun arttıkça artması yatıyordu. Bu çöküş sonrasında izlenen ve para birimlerinin değerini savunma amaçlı politikalar finansal sektörün çıkarlarını koruma amacı güderken, ekonomik daralmanın bir buhrana dönüşmesinin de yolunu döşedi.

Finansal sektör gelecekte elde edilecek değerlerle bugün üretilenler arasında bağlantının kurulmasına yarayan bir köprü. Ancak bu köprü her zaman sağlam ayaklara dayanamıyor. Gelecekte elde edilecek değer üzerinde hak iddiasını simgeleyen finansal araçların beklentiler ve gerçekleşecek başka işlemler üzerinden fiyatlandırılması doğrudan firmaların kârlılığını ve üretim faaliyetlerini yansıtmak durumunda olmuyor. 1929 borsa çöküşünde ve sonrasındaki onlarca çöküşte olduğu üzere “hayali sermaye”lerin uçuculaşmasını, likit olduğu düşünülen varlıkların donmasını deneyimleyebiliyoruz.

Ancak 1930’ların Büyük Buhranı’ndan piyasa düzenleyicilerin çıkarttığı büyük bir ders var. 2007-09 uluslararası finansal krizi sonrasındaki miktarsal genişleme olarak adlandırılan politikalar para arzının artmasını sağladı, deyim yerindeyse steroid desteğiyle kredi çöküşünün bir buhrana dönüşmesi engellendi. Büyük Resesyon yeni bir Büyük Buhran’a dönüşmedi, fakat belki de daha büyüklerinin zeminini hazırladı.

Bugünün dünyasında müdahale

Yeni Anlaşma teriminin 2008 sonrasında Yeşil Yeni Anlaşma şeklinde de olsa dolaşıma sokulmasından ekonomik korumacılığın daha da artma ihtimalinin konuşuluyor olmasına kadar birçok gelişme 1930’lar dünyasının çeşitli kavramlarının bugünün söylemlerine etkide bulunduğunu gösteriyor. Ancak 1930’lar dünyasıyla farklılıkların önemli olduğunu ve kriz beklentilerinin yoğunlaşmasına karşın bu farklılıklara dikkat çekmek gerektiğini düşünüyorum.

Bugün yeni biçimler almakta olan komşu kuyusunu kazma politikalarına karşın daha önceki dönemlerle karşılaştırılamayacak bir karşılıklı bağımlılık içindeyiz. Yeni finansal araçlar ve türev işlemler risk yönetim araçları olarak sermaye sahiplerine büyük bir imkan sunuyor. Aynı zamanda farklı ekonomik birimler arasında daha önce görülmeyen bir bağlantılar zinciri yaratıyor. Bu farklılık kriz karşıtı mücadelenin layıkıyla verilebilmesi için, uluslararası ayaklara sahip olmayı ve uluslararası bir gündeme uzanmayı da gerektiriyor. Kısacası Türkiye’deki tartışma ortamının kısırlığına kapılmamakta fayda var. Şirketlerin egemen devlet fonksiyonlarını üstlenmesi ihtimalinden şirketlerin parasının küresel para haline gelmesine kadar birçok distopik senaryo güncelliğini korurken ekonomi politikaları tartışmasını Türkiye’deki vur-kaç siyasetine sıkıştırmak aynı zamanda muhalefetin zaafını teşkil ediyor.

Küresel kapitalizmin çelişkileri nedeniyle her daim eşikte olan kriz karşısında da, Türkiye’nin mevcut krizi karşısında da alternatif bir ekonomi yönetimi anlayışının görünürde olmadığını biliyoruz. Türkiye’de sermaye grupları zaten alternatiflerin gerçek dışılığını göstermek için özel bir çaba göstermeye de gerek duymuyorlar, çünkü akıl danışmak için kendi kapılarından ayrılmayan partiler işlerini kolaylaştırıyor.

Kredi çöküşleri sırasında kamusal fayda doğrultusunda kredi politikalarının biçimlenmesi yönlü vurguların zayıflığı da bir başka sorun. Her türlü gelir akışının bir sermayenin ürünüymüş gibi göründüğü bu tersine dünyada gelecek bugüne finansal sistem aracılığıyla taşınıyor. Gelecek vaatleri arasında finansal alanı nasıl dizginleyeceğine ikna edici bir şekilde yer vermeyen muhalif odaklar kendilerini güçten düşürüyorlar. Tekrar belirtmek gerekirse, bu olumsuzluklar Türkiye’ye has da değiller.

Ödeme sisteminde bir aksama olmaması, gelir akışlarının devamını sağlamak için devletlerin kullanabileceği çok sayıda imkan bulunuyor. 1930’lar ile aradaki farklardan birisinin bu olduğunu da söyleyebiliriz. Kabaca 90 yıl öncesine göre ekonomik çevrimleri çok daha yakından ve daha doğru izleyebilen kapitalist devlet her dem müdahale ediyor ve sürekli olarak riskleri toplumsallaştırıyor. Günümüzün kapitalist devletleri finansal araçların el değiştireceği ortamların inşası ve kollanmasının yanı sıra geleceğin bugüne aktarılmasına bugünün geleceğe aktarılmasıyla da yanıt veriyor.

Ancak sürekli iş başında olan devletler, ulus ötesi aktörlerin çabalarına karşın sömürünün genişleyerek sürdürülmesi ve ekonomik canlılığın genişleyerek devam etmesi gerekliliği, krizleri kaçınılmaz kılıyor. Bugünün otoriter ve faşizan liderlerinin bu oynaklıkta her türlü taviz ve çirkeflikle yönettiklerini, siyasal kokuşmuşluğun Türkiye’ye has bir olgu olmadığını görmek gerekiyor.

Değer de, güç de muallakta

Arapça “ılk” kelimesi değerli şey anlamına geldiği gibi muallak kelimesinin de kökeni. Başka bir ifadeyle muallak olan değer taşıyan anlamına geliyor. Muallaka olarak adlandırılan İslam öncesi dönem şiirlerinden başarılı bulunanların Kabe civarına asıldığını ya da panayırlardaki yarışmalarda seçilenlerin “askıda” kaldığını biliyoruz. Muallak(a) bu nedenle askıda kalan demek. Söz konusu eserlerin askıda bulunma nedeni değerinin bilinmemesi ya da belirsiz olması değil, takdis edilmesi.

Bugün kullandığımız muallakta kalma ise belirsizliği işaret ediyor. Dilde geçirdiği dönüşümle kavuştuğu bu anlam günümüz belirsizlikler dünyasına son derece uygun. Değerlerin akıbeti belirsiz. Gelecekte elde edilecek hak iddialarını simgeleyen finansal araçların değeri değişken. Günümüzün baş döndürücü finansal gelişmeleri ve oynaklığı ile sağlam dayanaklar arayışı ve bunun lider kültüne yol vermesi arasında bir münasebet var. Değerler kadar güçlü liderlerin gücünün de son derece kırılgan olduğunu fark etmekte fayda var.

Kısacası günümüz dünyasında belirsizlikleri ya da vahşeti işaret ederek vicdanlara seslenmekten vazgeçip, ekonomik model tartışması yapan ve kazanılacak bir dünya olduğunu ikna edici bir şekilde vaat edenler gerçekten kazanabilirler. Küresel gündeme ve küresel mücadelelere eklemlenmeyen, çıkar siyaseti gütmeyen projeler sürekli kurtarıcı arayışlarına ya da çaresizlik hissiyatına yol verecekler.

Daralmadan sıyrılmış duran ve fakat durgunluk sarmalına girmek üzere olan Türkiye ekonomisini yönetenlerin yazının başında belirttiğim olasılıklar ve gelişmeler karşısında bir tedbiri yok. Bu tespiti yaparsak, rasyonel olmayan tepkileri ve karşılaşacağımız yeni absürtlükleri daha iyi kavrayabiliriz.

Kaynak: Gazete Duvar