12 Eylül, emek hareketi ve DİSK

“DİSK’in geçmişinin nesnel bir değerlendirilmesi, sadece yergi ya da övgü düzeyinde yapılamaz. Bu değerlendirmeyi sadece yergi düzeyinde ele alanlar, olgunun bir yanını görmek gibi bir yöntem hatasına düşerler ve DİSK’in işçi sınıfı tarihindeki meşruiyetini ve kazanımlarını açıklayamazlar. Yine DİSK tarihinin değerlendirilmesini basit bir güzelleme biçiminde yapanlar aynı hatayla maluldürler ve bu tutumla… yaşananları sadece 12 Eylül zulmüyle ya da işçilerin duyarsızlığıyla açıklamaları mümkün değildir”

12 Eylül, emek hareketi ve DİSK

39. yılına giren ve uygulamalarıyla hala devam eden 12 Eylül açık faşizmi sola ve emek hareketine ağır bedeller ödetmekle beraber, bu dönemde hedefe konan ve en fazla mağdur edilen sendikal örgütü DİSK/Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu oldu. Sermayenin ve IMF’nin politikalarının yaşama geçirilmesi için işçi sınıfının ve tüm demokratik güçlerin susturulması isteniyordu. 12 Eylül bu amaca ulaşmak için yapıldı.

Bu dönemde yaşananlara baktığımızda özetle:

  • 12 Eylül’e giden süreçte DİSK’in kurucusu ve T. Maden-İş Genel Başkanı Kemal Türkler, 22 Temmuz 1980’de evinin önünde faşist caniler tarafından katledildi.
  • İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı, 14 Eylül 1980’de yayınladığı 4 No’lu bildiri ile DİSK yöneticilerini “güvence” için teslim olmaya çağırdı.
  • Yüzlerce işçi ve sendika temsilcisine gözaltında işkenceler yapıldı.
  • 17 Eylül 1980’de gözaltı süresi 90 güne çıkarıldı. DİSK yöneticileri ve üyeleri uzun süre yargıç önüne çıkarılmadı.
  • Milli Güvenlik Konseyi, 18 Eylül 1980’de yayınlanan 8 No’lu kararı ile DİSK’in taşınır ve taşınmaz mal varlıklarına el koyduğunu açıkladı
  • DİSK Bursa Bölge Temsilciliği Avukatı Ahmet Hilmi Veziroğlu, 2 Ekim 1980’de gözaltında tutulduğu Bursa Emniyeti’nin beşinci katından atılarak öldürüldü.
  • 11 Kasım 1980’de DİSK üyesi sendikaların yönetimine Sıkıyönetim Komutanlarınca belirlenen kayyımlar atandı.
  • 7 Aralık 1980’den itibaren 2364 sayılı Yasa ile tüm sendika üyelerini kapsayan Yüksek Hakem Kurulu uygulamasına geçildi. 12 Eylül’de gözaltına alınan 67 DİSK yöneticisi tutuklandı.
  • Aralarında DİSK Genel Başkanı Abdullah Baştürk’ün de bulunduğu 52 DİSK yöneticisi hakkında idam cezası istemiyle dava açılacağı açıklandı.
  • DİSK üyesi Deri-İş Sendikası Genel Başkanı Kenan Budak, 25 Temmuz 1981’de polis tarafından kurulan bir pusuyla sokak ortasında öldürüldü.
  • DİSK Davası 24 Aralık 1981’de İstanbul Sıkıyönetim Mahkemesi’nde başladı. Yüz altmış dosya birleştirildi, toplam sanık sayısı 1477, hakkında idam istenilenlerin sayısı 78’e çıkarıldı.

12 Eylül ve DİSK

DİSK savunulmadan ve sahiplenilmeden sadece eleştirilecek bir sendikal örgüt değildir. DİSK’in 1967 yılındaki kuruluşu işçi sınıfının başını dik tutmasını getirmiştir. 1952 yılında kurulan Türk-İş’in, kuruluşundan beri ABD emperyalizmine ve burjuvaziye bağımlı olarak izlediği “partiler üstü politika” çizgisine karşı yapılan mücadele daha sonra DİSK’in doğuşuna giden yolun önünü açmıştı. Tabii ki, 1961 yılından itibaren yükselen devrimci mücadelenin diğer alanlarının da sürece katkısını unutmamak gerekir.

12 Eylül’le sonuçlanan sürece gidişte DİSK’in eksikliklerinin ve yanlışlarının sıralanmasının ötesinde Türk-İş başta olmak üzere kurulu düzene ve sermaye rejimine sadık olan sendikaların açık faşizme nasıl payanda yapıldığına kısaca bakmak gerekir.

  • Hak-İş’i bir tarafa bırakarak sayısal olarak en büyük işçi kuruluşu konumunda olan Türk-İş 12 Eylül faşizmine açık destek vermekten geri kalmadı. En başta Çalışma Bakanlığı koltuğuna Genel Sekreterini vererek tüm işçilere karşı yapılan sınıfsal saldırıların başına geçmiş oldu.
  • 15-16 Haziran Direnişiyle sonuçlanan süreçte Türk-İş, DİSK’e karşı diğer sermaye partileriyle birlikte düzenlediği saldırılardan elde edemediği sonucu 12 Eylül’ün suç ortağı olarak elde etti. Bu dönemde çıkarılan yasalar ve fiilen izlenen baskılarla tüm DİSK üyeleri başta Türk-İş’e ve diğer sendikalara gitmeye zorlandı.

12 Eylül’e giden süreçte DİSK’in eksiklikleri nelerdi?

1975 yılından itibaren giderek derinleşen çatışmaların sonuçta DİSK’e de yöneleceği görülebiliyordu. 1976 yılında kutlanan 1 Mayıs’ın görkemi egemenlerde rahatsızlık yaratırken, yüzbinlerce işçinin katıldığı 1 Mayıs 1977 kutlamalarının bitiminde kimliği açıklanamayan kişilerin açtığı ateş sonucu Taksim alanı kana bulandı. “1 Mayıs katliamı” olarak anılan olayda 36 kişi yaşamını yitirdi.

Özellikle Maraş Katliamı’nın ardından girilen süreçte sermaye tarafından sıkıştırılan Ecevit Hükümeti’nin işçilere dayattığı “toplumsal uzlaşma” açıklamasının işçi sınıfının hak kayıplarına yol açacağı öngörülmekteydi. DİSK, Ören toplantılarında bu arayışa karşı nelerin yapılacağını tartışma ihtiyacı duymuştu.

Bu noktadan itibaren yeni bir başlıkla DİSK’in dönem içindeki hatalarına daha yakından bakmak gerekir. DİSK’in faşizmi değerlendirmesindeki yanlışlığı, faşizmi sadece sivil faşistler ve MHP ile sınırlandırması, faşizmin devletin yapılanmasında mevcut olduğunun değerlendirilmemesi 12 Eylül’ü ve sonrasını karşılamada verilmesi gereken mücadeleyi önemli oranda etkilemiştir. DİSK’in 12 Eylül öncesinde son Genel Kurulu 25-30 Haziran 1980 tarihinde Harbiye Şehir Tiyatrosu’nda yapıldı. Bu genel kurulda özellikle yönetim anlayışına muhalif delegelerin yaptığı konuşmalarının önemli kısmı faşizme karşı mücadele ekseninde oldu. DİSK’in faşizme karşı vermesi gereken mücadele için yeniden yapılanması, üyesi sendikaların tabelalarının indirilerek faaliyetlerine son verilmesi halinde nasıl bir yol izleneceği üzerinde duruldu. Ancak, DİSK’te delege sayısı bakımından etkin ve çoğunluk olan sendikalar konuya gerekli değeri vermedikleri gibi öneri getiren muhalif delegeleri yalnızlaştırmak için ellerinden geleni yaptılar. Önerileri dinlemek ve sonuçlandırmak yerine, klasik genel kurul yapmayı tercih ettiler.

Tarih muhalif devrimci delegeleri haklı çıkardı

12 Eylül yargılamalarının ardından tekrar faaliyete başlayan DİSK yeni yol haritası için 20-26 Haziran 1992 tarihleri arasında Ören’de genişletilmiş bir toplantı yaptı. Toplantıya 12 Eylül öncesinden gelen birliktelikle davranan değişik işkollarından 12 sendika toplantıya ortak bir değerlendirmeyle katıldılar. Söz konusu “İşçilerin DİSK’i” broşüründe konuya ilişkin şu görüşlere yer verilmişti: “DİSK’in geçmişinin nesnel bir değerlendirilmesi, sadece yergi ya da övgü düzeyinde yapılamaz. Bu değerlendirmeyi sadece yergi düzeyinde ele alanlar, olgunun bir yanını görmek gibi bir yöntem hatasına düşerler ve DİSK’in işçi sınıfı tarihindeki meşruiyetini ve kazanımlarını açıklayamazlar. Yine DİSK tarihinin değerlendirilmesini basit bir güzelleme biçiminde yapanlar aynı hatayla maluldürler ve bu tutumla, son 12 yılda yaşananları sadece 12 Eylül zulmüyle ya da işçilerin duyarsızlığıyla açıklamaları mümkün değildir. Gerçek bir değerlendirme yapmak için öncelikle Türkiye sendikal hareketinin genel özelliklerini irdelemek ve DİSK’i bu tarih içinde ele almak gerekmektedir” denilmekteydi.

Biliyoruz ki, Türkiye sendikal hareketinin tarihi ağırlıklı olarak devletin bürokratik sendikalar kanalıyla işçi sınıfını denetim altına alma çabasının tarihidir. Bu denetim altına alma çabasının Türkiye sendikal hareketine damgasını vurduğu özelliklerin başında oluşan sendikal bürokrasidir. Sendikal bürokrasi sendikal demokrasinin gelişip güçlenmesine hiçbir biçimde izin vermemiş ve işçileri ücret mücadelesinin izleyicisi haline getirmiştir.

Broşürden alıntıyla devam ederek özetleyelim:

DİSK deneyimi

“DİSK, 1960’lı yıllar boyunca, ulusal ve uluslararası ölçekte yaşanan değişime paralel olarak, işçi sınıfının kendiliğinden hareketindeki yükseliş ve bağımsızlaşma potansiyeliyle, bürokratik sendikacılık kurumlarının bu yükseliş karşısında statükoyu koruyabilmek ve denetimlerini sürdürebilmek bir kopuşa zorlanan yeni sendikacılık tarzının kesiştiği tarihsel konakta kurulmuştur.

DİSK’in kuruluşu sendikal politikalar açısından işçi sınıfının, sermayenin politikalarından ve geleneksel sendikacılık tarzından gerçek kurtuluşu yönünde köklü bir bağımsızlaşmayı temsil etmiyorsa da işçi sınıfı hareketinin bürokratik sendikacılık yöntemlerinden ciddi bir özgürleşme potansiyelin ifade etmektedir. Ama DİSK’in ilk yıllarda yaşanan, sınıfla yeni sendikal anlayışın çakışması fazla uzun sürmemiştir. 15-16 Haziran olaylarında işçi sınıfının eylemleriyle sendikal kurumların politikaları arasında gözlenen çatışma DİSK’in, ilk yıllarda barındırdığı olumlulukları içselleştirmediğini göstermiştir. Bundan sonraki bütün tarihsel konaklarda farklı sınıf politikalarında kendini gösteren iki DİSK ortaya çıkmıştır: İşçilerin DİSK’i ve sendikacıların DİSK’i.”

Sonuç itibariyle 12 Eylül’e giden süreçte örgütsel yapısında, sendikal anlayışında köklü bir değişime gitmeden, kısacası faşizme giden süreci görmesine rağmen değişimi sağlayamayan DİSK, açıldığı yeni döneminde benzeri politikaları sürdürmektedir. 12 Eylül’den 12 yıl sonra sunulan alternatif öneriler halen geçerliliğini korumakta olduğundan İşçilerin DİSK’i broşürden alıntıyla değerlendirmeyi kapatalım:

“Bugün gerek uluslararası sendikal hareketin gerekse ülkemizdeki sendikal hareketin yaşadığı kriz, bugüne kadar sendikal kurumların yönetiminde bulunan ve sınıfın gerçek kurtuluşunu hedeflemeyen günübirlikçi-iyileştirmeci önderliklerin açık iflasının göstergesidir. On yıllardır işçi sınıfının mücadelesine hiçbir kalıcı kazanım sağlamayan politikaları oluşturan ve uygulayan; emperyalizmin zaferi karşısında alternatif sendikal politikalar oluşturmayarak işçi sınıfının yenilgisinde sorumluluk sahibi olan önderliklerin artık işçilere söyleyebilecekleri bir şey yoktur. Şimdi konuşma hakkı öncelikle işçilerin dünyasını yaratmak için, DİSK’i işçilerin DİSK’i yapmak için, bağımsız sınıf politikaları etrafında işçi sınıfının devrimci mücadelesini örgütlemeye girişenlerindir.”

 

*Doğan Halis: Dev Sağlık-İş eski Genel Başkanı ve DİSK eski Yönetim Kurulu Üyesi