Yarın soluk alabilecek miyim? Belki…

O kaçak ocaklarda çalışan insanların temel derdi “soluk” alabilmek ama sadece bugün “soluk” alabilmek. Çünkü “Yarın soluk alabilecek miyim?” sorusunun yanıtı pek çoğu için “Belki”!                                                          

Yarın soluk alabilecek miyim? Belki…

2016 yılındaki 11. Uluslararası İşçi Filmleri Festivali’nin açılış filmi “Soluk”[1], maden katırlarının izlerini takip ederek Türkiye’nin görmezden geldiği kaçak maden ocaklarının hikâyesini Metin Kaya’nın kamerasından gözler önüne seriyor.

12 Eylül sonrası işçi sınıfının ilk büyük başkaldırışı Zonguldak’taki madenci grevini ve Büyük Ankara Yürüyüşü’nü konu alan “100 Bin Kişiydiler” ile 92 yılında Kozlu’da yaşanan maden faciasını anlatan “263” belgesellerinin yönetmeni Metin Kaya, bu kez tamamı kayıtdışı olan kaçak maden ocaklarının hikâyesini seyirciyle buluşturdu.

Metin Kaya, sorumlularının cezalandırılmadığı ve halen yaraların sarılmadığı Soma ve Ermenek’te de yaşanan iş cinayetlerinden daha da ilkel çalışma koşullarına sahip kaçak madenlerle ilgili gerçeklere ayna tutuyor.                                                                      

Bu madenlerde 1900’lü yıllara özgü bir üretim yönetimi kullanılarak, çoğunluğu birbiriyle akraba olan işçilerin güvenliksiz ve güvencesiz emek serüvenine tanık oluyoruz.                                                                      

“Soluk”, doğal diyalog sesleri ve sadece kamerayla anlatımı benimseyerek klasik belgesel yönteminin dışına çıkıyor. Belgesel, maden katırlarıyla başlayan, maden işçileri ve katırcı çocukların hikâyesi ile devam eden ve kaçak kömür taşıyan kırmızı Dodgelarla sona eren bir gerçekliğe ışık tutuyor.                                                          

Sevim Işık, festival gazetesi için Metin Kaya ile görüşmüştü. Bu söyleşi 2016’da festival gazetesinde yayımlandı ve internet ortamında ilk defa Sinematek köşesinde paylaşıyoruz.       


 

Bize “Soluk” filminin yapım serüveninin nasıl başladığını anlatır mısınız?

Zonguldak’ta bir arkadaşımın, Alaaddin Kara’nın “Şehrin Arka Yüzü” adlı fotoğraf sergisini geziyordum. Sergideki bir fotoğraf, maden katırlarına aitti. Arkadaşıma “Eski bir fotoğraf mı? Eskiden kullandıkları maden katırları mı?” diye sorduğumda, “Hayır halen var bu üretim!” cevabını aldım. Bu cevabı aldığımda ilk hissettiğim duygu “utanç” oldu. Uzun yıllardır bu kentte yaşayan ve maden işçilerinin belgesellerini yapan biri olarak utandım. Zira kentin önünde yaşayıp “şehrin arka yüzü”nde olanlara arkamızı döndüğümüzün somut kanıtıydı bu! Bir yandan da her belgeselci gibi iyi bir proje bulmanın heyecanı içeresindeydim…

Bütün hikâye buradan başladı. Arkadaşımın yardımı ile halen maden katırlarıyla üretimin sürdüğü ilk mekânı ziyaret ettiğimizde çekim süreci başlamış oldu. Bu başlangıç beni kaçak üretimin sürdüğü “kaçak maden ocaklarına”, bu üretimin devamı olan bambaşka mekânlara götürdü. Bu çerçevede 2 yıl boyunca 9 hikâye çektik, üretim alanında ocak içinde çalışan maden katırları, çocuk taşıyıcılar ve kaçak “aile” maden ocaklarından oluşan hikâyeler ortaya çıktı.

Filmin adı neden “Soluk”?               

O kaçak ocaklarda çalışan insanların temel derdi “soluk” alabilmek ama sadece bugün “soluk” alabilmek. Çünkü “Yarın soluk alabilecek miyim?” sorusunun yanıtı pek çoğu için “Belki”!

“Soluk” filmini sizin yönettiğiniz diğer belgesel yapımlardan ayıran nedir? Neden böyle bir yöntem izlemeyi tercih ettiniz?

Daha önce çektiğim iki film de “100 Bin Kişiydiler” ve “Derin Çığlık 263” sözlü tarih filmleri idi. Bu filmlerde işlenenleri anlatabilmenin tek yöntemi tanıkların anlattıklarına odaklanmak ve belgeler üzerinden yürümekti. Bu yüzden röportaj ağırlıklı filmlerdi. Bu filmde ise daha farklı bir yöntem kullandım. “Bu filmi sadece kameram ile anlatacağım” dedim. Belki biraz iddialı gelebilir ama eski bir fotoğrafçı olmam işimi kolaylaştırdı. Filmin şu veya bu sinema akımına benzemesi gibi bir çabam olmadı böyle bir derdim de yoktu zaten zira ben hep kameranın gücüne inanmış bir insanım. Bu aşamada gerçeği kirletmeyen bir kamera ve hikâyesine karakterlerine sadakatinden ödün vermeyen bir yönetim gerekiyor, disiplinim bu saydıklarımın dışına hiç çıkmadı… Sonuç olarak ortaya izlemeye çok alışık olmadığımız bir film çıktı. Bunun farkındayım. Belki biraz Avangart belki biraz art house belki de hiçbiri ama beni mutlu ettiği kesin. Bu yöntem üzerinden mutlak geliştirerek yürünecek çok yol var ve yürümeye devam edeceğim.

Filmin yapımı sürecinde karşılaştığınız zorluklar nelerdi? Bu zorlukların üstünden nasıl geldiniz?

Çekim yaptığımız ya da yapmak istediğimiz mekânlar adı üzerinde “kaçak” oldukları için çekime izin vermeleri başlangıçta sorun oldu. İnsanları ikna etmemiz uzun zamanımızı aldı. Bir kısmını kişisel ilişkilerimizle ikna ettik. Bir kısmını da süreç içerisinde onlara zarar vermeyeceğimiz, mekânları deşifre etmeyeceğimiz konusunda ikna etmeyi başardık. Bunun dışında çekimler sırasında çok ciddi işçi sağlığı ve iş güvenliği sorunları gözlemledik, deneyimledik. Ancak bunları burada anlatırsam işçiler aleyhine kullanılabilirler. Bu yüzden anlatmayacağım! Kurgu aşamasında çok yorulduğumuzu itiraf etmeliyim. Zira birden fazla hikâye ve karakterin yer aldığı çekimlerin ortak noktası; aynı coğrafyada yaşıyor olmaları ve hayatta kalabilmek amacıyla ölümcül koşullarda çalışmaları. Filmin yapım ve kurgu aşamasında desteğini hiç esirgemeyen değerli dostum Ercan Kesal ve yapımcım Mahmut Fazıl Coşkun’a şükranlarımı sunuyorum. Hem çok büyük destek verdiler, katkı sağladılar, hem de özgür çalışmamın önünü hiç kesmediler. Ben de kafamdaki filmi yapabildim. Bu arada yeri gelmiş iken kurgucularım Erkan Erdem ve Burçak Yurdakul’a çok teşekkür ediyorum.

Film şimdiye kadar hangi festivallerde gösterildi?

İtalya/Roma 16. Asiatica Filmleri Festivali’nden en iyi belgesel ödülüyle döndük. SİYAD 2015’te en iyi belgesel adaylarından biriydik. İKSV 34-35. İstanbul Film festivali Ulusal Belgesel Yarışması’nın parçasıyız. 34. festival boykot nedeniyle yapılmadı, 35. festival halen devam ediyor. Ve tabii “yarışmasız” 11. İşçi Filmleri Festivali’nin İstanbul açılış filmi…

Ben yıllardır işçinin sinemasını yapıyorum tam da bu yüzden; yarışmasız, sponsorsuz, ücretsiz İşçi Filmleri Festivali’nde açılış yapması ve festival kapsamında izleyiciyle ücretsiz buluşması, benim için filmin aldığı veya alacağı tüm ödüller den kıymetlidir…

Dipnot:

[1] “Soluk” filmini sinematek.tv’de izlemek için tıklayınız!