Seçimlerden sonra İBB’de emek mücadelesi

Pek çoğu AKP referansı ile işe alınsa da zorla üye yapıldıkları Bem Bir Sen’e mahkûm olmadıklarını gören emekçiler, 25 yıldır büyük bir azimle direnen ve başka bir seçeneğin mümkün olduğunu gösteren Tüm Bel-Sen’le geçmişte olmayan bir biçimde diyalog kurmaya başladılar. 31 Mart seçimi öncesi 487 olan üye sayımız 23 Haziran seçimlerinin ardından dördüncü haftanın sonuna doğru 1500’e ulaştı ancak istediğimiz sayının hala uzağındayız

Seçimlerden sonra İBB’de emek mücadelesi

AKP döneminde İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) emekçilerine özgür iradeleriyle sendika tercih hakkı tanınmıyordu. Eğer Tüm Bel-Sen’li (KESK) iseniz sürgün, terfi edememek gibi birçok olumsuzluğu göze almak zorundaydınız. Personel daha işe yeni girerken işe giriş evraklarının arasına yandaş sendika Bem Bir Sen’in (Memur Sen) üyelik formları koyuluyordu. 31 Mart-23 Haziran arası süreçte emekçiler, AKP’nin uzantısı olarak çalışan bu sendikanın emekçilerin haklarını savunmadığını, yalan söylediğini, iktidar partisinin çıkarlarını savunduğunu ve AKP’nin çıkarları ile kendi çıkarlarının örtüşmediğini gördü.

Pek çoğu AKP referansı ile işe alınsa da zorla üye yapıldıkları Bem Bir Sen’e mahkûm olmadıklarını gören emekçiler, 25 yıldır büyük bir azimle direnen ve başka bir seçeneğin mümkün olduğunu gösteren Tüm Bel-Sen’le geçmişte olmayan bir biçimde diyalog kurmaya başladılar. 31 Mart seçimi öncesi 487 olan üye sayımız 23 Haziran seçimlerinin ardından dördüncü haftanın sonuna doğru 1500’e ulaştı ancak istediğimiz sayının hala uzağındayız. Çünkü müdürler henüz değişmedi ve emekçiler eski baskıcı yönetimin kalıntılarından çekiniyorlar. Ancak ellerinde Tüm Bel-Sen’e üyelik formları hazır bekliyorlar. Gemisi su alan iktidar sendikası ise çözülmeyi yavaşlatmak için “İmamoğlu bizimle çalışacak” gibi söylentiler yayıyor.

Aynı anlayışın tekrarı olmayacağız

AKP’li yönetimin Memur Sen ve Hak İş’le kurduğu bir tabiyet ilişkisi vardı. Bizim yeni yönetimle kurduğumuz ilişki aynı biçimin farklı aktörlerle tekrarı değil. Öncelikle yönetimle karşılıklı olarak işveren-çalışanlar düzleminde ilişki kuruyoruz. Yönetim işveren konumunda, biz de ona karşı işçilerin haklarını savunuyoruz. Tüm işyeri ziyaretlerimizde hiçbir partinin arka bahçesi olmadığımızı; giden, gelen ve gelecek olan tüm yönetimlerin bizler için işveren olduğunu söylüyoruz.

CHP’li belediyelerde de yönetime en çok dava açan sendika olduğumuzu belirtmeliyim. Çünkü AKP’nin yandaş sendikası belediye yönetimiyle ters düşmemek adına bugüne kadar neredeyse hiç dava açmadı.

Tüm Bel-Sen 30 yıllık bir sendika. Çok badireler atlattı, siyasal ve kişisel çıkarları için gelen insanlar her dönemde olmuştur ancak biz sendikamızı sınıf mücadelesi ekseninde, amacından sapmadan büyütmeye devam edeceğiz.

İBB’de bugüne kadar Bem Bir-Sen’e üye olanlar bırakın sendikalarını denetlemeyi, karar almayı ve hak talebinde bulunmayı, orada kendilerini ifade dahi edemediler. Ancak bizde durum tam tersi. Son olarak İzmir şubemiz yaptığı Toplu İş Sözleşmesi’ni (TİS) sandık kurarak emekçilere sordu ve bu sözleşme yüzde 95 oranında kabul oyuyla geçti. Biz de burada aynı süreci işletmeyi düşünüyoruz. Üyelerimizden gelen bir talep doğrultusunda TİS görüşmelerini şeffaflık ilkesine dayanarak sosyal medyadan canlı yayınlamayı da düşünüyoruz. Bizler başka bir dünyanın mümkün olduğuna inanıyoruz ve bu muhakkak örgütlü bir mücadeleyle, kolektif bir akılla olacaktır.

Biz zaman kaybetmeden işyerlerini gezmeye başladık ve yol aldık ancak bu süreçte maalesef DİSK Genel-İş çok geride kaldı. Hala örgütlenme sürecine girebilmiş değil. Gittiğimiz yerlerde işçiler hangi sendikaya üye olabileceklerini sorduklarında onlara adres gösteremedik. Her birime girilmeli ve işyeri temsilcilikleri oluşturarak mümkün olan en kısa sürede çalışanlarla organik ilişkiler kurulmalı ve bu ilişkiler zamanla işyeri meclislerine evrilmeli.

Nasıl bir yerel yönetim istiyoruz?

Bu yerel seçimler sadece yerel yöneticileri belirleme ile sınırlı bir role sahip olmaktan çıkmış, neoliberal ve gerici politikaların bugünkü koçbaşı olan AKP açısından ciddi bir meydan okuma haline gelmiştir. Gücünü halktan, emekçilerden alan, her alanda kooperatif ve benzeri kolektif üretim ve kolektif tüketim yöntemlerini değerlendiren, halkın barınma, ulaşım, su, enerji, sağlık, eğitim gibi temel kamusal haklarını koruyan, “yerel doğrudan demokrasiyi” inşa etmeyi hedefleyen bir anlayışı her koşulda oturtmak zorundayız. Temel hizmetleri verirken kâr amacı güden, rant dağıtan, sermayenin çıkarlarını esas alan bir belediyecilik anlayışı karşısında halkçı, sosyal bir belediyecilik anlayışını savunuyoruz. Bu alanda birikimlerimiz, duyarlılıklarımız ve öğrendiklerimizle yerel yönetim bizlerin asli işidir. Yerel yönetimleri birinci elden bilen, sorunlarını yaşayanların çözüm önerilerinin de önemli olacağı düşünüyoruz.

Bundan sonra da, kentsel olanaklardan herkesin, kökeni, inancı, cinsel yönelimi ve siyasi düşüncesi nedeniyle ayrıma uğramaksızın eşit yararlandığı; kentsel hizmetlerin verilişini kamusal fayda ilkesi çerçevesinde gören; bu hizmetlere ticari nitelik atfetmeyen; sadaka zihniyetini dışlayarak, yoksullara yardım yerine yoksulluğu ortadan kaldırmayı hedefleyen; toplumsal dayanışmaya duyarlı; kentlerin estetik bütünlüğüne saygılı; örgütlü toplumsal kesimlerle diyaloğa açık; tarihsel ve kültürel değerlere saygılı; sağlıklı bir çevre için sorumluluk almaya hazır; yerel yönetimlerin kamusal niteliğini bilerek, bu hizmeti veren emekçilerin örgütlenme ve toplu sözleşme haklarını tanıyan; sendikayı yerel yönetimler için olmazsa olmaz gören bir yerel yönetim anlayışını güçlendirmeye çalışacağız.

Üreten biziz, yöneten de biz olacağız!