Saray’dan İdlip açıklaması: “9. gözlem noktasının taşınması veya kapatılması söz konusu değil”

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, çatışmaların sürdüğü İdlip’in güneyinde Suriye ordusu kuşatması altında olan TSK’nin 9 nolu gözlem noktasının taşınması veya kapatılmasının söz konusu olmadığını söyledi

Saray’dan İdlip açıklaması: “9. gözlem noktasının taşınması veya kapatılması söz konusu değil”

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Tayyip Erdoğan başkanlığında Saray’da gerçekleşen Cumhurbaşkanlığı Kabine Toplantısı devam ederken açıklamalarda bulundu, basın mensuplarının gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.

Çatışmaların sürdüğü İdlip’in güneyinde Suriye ordusu kuşatması altında olan TSK’nin 9 nolu gözlem noktasının taşınması veya kapatılmasının söz konusu olmadığını söyleyen Kalın, “Oranın güvenliğini artırmak için tahkikatlarımız devam ediyor. Biz bunu Rusya ve diğer aktörlerle koordine etmeye devam ediyoruz” dedi.

Tayyip Erdoğan’ın önümüzdeki günlerde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le telefon görüşmesi gerçekleştireceğini belirten Kalın, Astana süreci kapsamında Türkiye, Rusya ve İran arasındaki üçlü zirvenin de 16 Eylül’de gerçekleştirileceğini açıkladı.

Erdoğan, Putinle görüşecek

Toplantıda İdlip konusunda değerlendirmelerin yapıldığını belirten Kalın, “Oradaki durumun kritik bir hassasiyet arz ettiğini ifade edebilirim. Bununla ilgili özellikle 9. gözlem noktamızın intikal yoluna yapılan saldırı ve o konvoyda hayatını kaybeden Suriyeliler ve yaralanan diğer sivillerle ilgili olarak da tepkilerimizi Rus tarafına ilettik. Bununla ilgili de ilgili birimlerimiz görüşmelerini ve temaslarını sürdürüyorlar. Önümüzdeki birkaç gün içerisinde de Sayın Cumhurbaşkanımızın Sayın Putin’le bir telefon görüşmesi olacak. Bu konuyu da etraflı bir şekilde orada konuşma imkânları olacak” dedi.

Kalın sözlerini şöyle sürdürdü:

Zira bildiğiniz gibi İdlip mutabakatı çerçevesinde orada özellikle bizim 12 gözlem noktamızın bulunduğu noktalarda güvenliğin tam olarak sağlanması, buralarda herhangi bir askeri hareketliliğin, operasyonun olmaması konusunda mutabık kalınmış idi. Bu mutabakata uyulmasını biz bekliyoruz. Bununla ilgili de girişimlerimiz çeşitli düzeylerde devam etmektedir. Özellikle o bölgede silahlardan arındırılmış ve çatışmasızlık bölgesi olarak ilan edilmiş sınırların korunması büyük önem arz ediyor. Aksi halde hem bu mutabakatın ihlali hem de buradan doğacak bir insani dramın ortaya çıkması kaçınılmaz hale gelecektir. Bununla ilgili de çok yönlü değerlendirmelerimiz ve girişimlerimiz devam ediyor. Tabii buradan özellikle rejimin bu ihlallerine derhal son vermesi çağrısını da yenilemek istiyoruz. Ve zira geçtiğimiz mayıs ayından beri İdlip bölgesine yapılan bu saldırılar neticesinde 500 civarında sivil insan hayatını kaybetti orada, 1000’in üzerinde yaralı var. Dahası da yaklaşık 500 bin yerlerinden göç etmek zorunda kaldılar.

“Somut uygulamaları hep birlikte göreceğiz”

Bir gazetecinin “Güvenli bölge ve müşterek harekât merkezi ile ilgili çalışmaların sürdüğünü” belirtip “Müşterek harekât merkezi bu hafta çalışmaya başlayacak mı? Güvenli bölge noktasında bölgede ilk fiziki adım ne zaman atılacak? ABD ve Türk askerleri beraber devriyeye çıkacak mı? Derinlik ve uzunluk konusunda son bir karara varıldı mı?” şeklindeki sorusunu yanıtlayan Kalın, bununla ilgili belirli bir takvimin bulunduğunu belirtti.

Belirli periyotlar içerisinde harekât merkezinin kurulması, ortak devriyelerin başlaması ve gerekli askeri planlamaların Suriye sahasında yapılmasıyla ilgili 3-4 aşamalı bir takvimin söz konusu olduğunu ancak takvimin detaylarını şimdi paylaşmayacağını aktaran Kalın, şöyle devam etti:

Uygulama gerçekleştikçe onları zaten göreceksiniz. Ama bu plan çerçevesinde önümüzdeki haftalar içerisinde aylar değil, bunun somut uygulamalarını hep birlikte göreceğiz. Suriye tarafında Fırat’ın doğusunda Türk ve Amerikan askerleriyle birlikte ortak devriyeler yakın zamanda başlayacak. Zaten şu anda İHA’larımız orada uçmaya başladı. Bununla ilgili başka uygulamalar da söz konusu olabilir. Derinlik ve kapsamla ilgili olarak da müzakereler hala devam etmekle birlikte bizim zihnimizdeki çerçeve son derece net. Daha önce Sayın Trump’ın da ifade ettiği 20 mil yani yaklaşık 30-32 kilometrelik bir alan, biz belki bunun daha ileri gitmesini de görebiliriz. Bu da olabilir. Coğrafyanın şartlarına göre burada birtakım daralmalar, genişlemeler söz konusu olabilir. Çünkü biz orada özellikle yerel halkın huzurunu, barışını dikkate alacak şekilde de bir planlama yapıyoruz. Buranın kontrolü bu güvenli bölge çerçevesinde bize geçtiğinde de yerel halkla beraber koordinasyon halinde buranın yerel yönetimini sağlamaya devam edeceğiz ki bu hem orayı güvenli bir bölge haline getirecek hem de Suriyeli mültecilerin oraya gönüllü, onurlu, izzetli bir şekilde kendi evlerine, vatanlarına, köylerine, kasabalarına dönmelerini sağlayacak.

Üçlü zirve 16 Eylül’de

Kalın, ayrıca Astana süreci kapsamında Türkiye, Rusya ve İran arasındaki üçlü zirvenin 16 Eylül’de gerçekleştirileceğini açıkladı:

Sayın Cumhurbaşkanımızın ev sahipliğinde 16 Eylül’de Ankara’da üçlü bir zirve gerçekleştireceğiz, Rusya Federasyonu ve İran’ın da katılımıyla. Bu zirve de daha önce başlattığımız Astana toplantılarının bir devamı olarak Ankara’da Sayın Cumhurbaşkanımızın başkanlığında gerçekleştirilecek. Burada da bu konuyu özellikle İdlib Mutabakatı’nın uygulanmasını, Anayasa Komisyonunun kurulması ve bundan sonraki siyasi sürecin nasıl işleyeceğine dair ana parametreleri etraflı bir şekilde ele alma imkânımız olacak.

“9. noktası gözlem yerinde duruyor”

Bir gazetecinin, Suriye ordusu tarafından kuşatılan Morek’teki 9 nolu gözlem noktasının akıbetine ilişkin soruyu Kalın, “9. gözlem noktasının kapatılması, yahut bir başka noktaya kaydırılması diye bir şey söz konusu değil. 9. gözlem noktası yerinde duruyor, başta planladığımız ve İdlip Mutabakatı çerçevesinde kurduğumuz bütün gözlem noktaları bulundukları yerlerde faaliyet göstermeye devam edecekler” yanıtını verdi.

Güvenliği artırmak, etrafın asayişini sağlamak için tahkimatların sürdüğünü söyleyen Kalın, bu konuyu Rusya ve diğer aktörlerle paylaşmayı ve koordine etmeyi sürdüreceklerini belirterek şunları kaydetti:

Orada önceliğimiz, askerlerimizin bulundukları yerlerde kalmaları ve güvenlikleri sağlamaları. Dolayısıyla başka bir yere intikal veya oranın kapatılması diye bir şey söz konusu değil. Öyle bir arayış içinde değiliz. Yaptığımız bir anlaşma var, bu anlaşma çerçevesinde sadece 9’uncu değil bütün gözlem noktaları bulundukları yerlerde faaliyet göstermeye devam edecektir. Buradan tekrar tabii ki rejime ve ona destek veren Rusya Federasyonu’na da bu ihlalleri sonlandırmaları yönünde çağrımızı tekrar etmek istiyorum. Bununla ilgili Rus makamları ile görüşmelerimiz devam ediyor, bundan sonra da devam edecek.

“Cerablus’u, El-Bab’ı, Azez’i, Afrin’i, İdlib’i işgal etmedik”

Kalın, “Güvenli bölgede derinlik konusunda ve kontrolün kimde olacağı noktasında uzun süreli bir tartışma var. ‘Kontrol bize geçtiğinde’ ifadesini’ kullandınız. Kontrolün Türkiye’de olacağına dair bir anlaşmaya varıldı mı?” sorusuna şu yanıtı verdi:

Bu, bizim bu anlaşmayla ilgili temel beklentimiz ve öngörümüz. Müzakere dediğim de zaten bu unsurları da ihtiva eden bir şey. Derinlik meselesi de öyle. Şu anda tabii ki bir adım atıldı. Önemli bir adım. Beklentilerimizi belki bütünüyle karşılamamakla beraber olumlu yönde atılmış bir adım. Cerablus, El-Bab ve Afrin bölgesinde olduğu gibi bu bölgenin de kontrolünün Türkiye’de olması güvenli bölgenin tanımı gereği olması gereken bir şeydir. Buranın başka terör örgütleri için bir güvenli bölge ya da bir güvenli geçiş alanı haline gelmemesi için bu kontrolün Türkiye’de olması esastır. Türkiye’de olması derken, bazen birileri bunu alıp işte “Türkiye işgale geliyor” gibi yerlere çekmeye çalışıyorlar. Biz Cerablus’u, El-Bab’ı, Azez’i işgal etmedik. Afrin’i de İdlib’i de işgal etmedik. Oraları teröristlerden temizledikten sonra buraların yönetimini yerel halka bıraktık. Orada aslında güzel bir fiili güvenli bölge alanı oluşmuş durumda. Adı her ne kadar böyle konmasa da bu bölge güvenli bölge haline gelmiş durumda. Neden? Burada PKK, PYD, YPG, DEAŞ yok. Burada rejim de yok. Burada yerel halk kendi imkânlarıyla orada kendini yönetmekte, asayişini sağlamakta. Fırat’ın doğusunda da bizim temel öngörümüz ve beklentimiz, benzer bir modelin orada da hayata geçirilmesi.

İlgili haberler:

Sendika.Org