Oğlum iki üniversite bitirmişti, şimdi bu torbada taşıyorum…

Hâkime ve oradaki çalışanlara yutkunarak şöyle seslendim: “Eğer onları katiller katletmeseydi, onlar da belki bu kürsülerde oturup görev yapacaklardı. Suruç’a gidenlerin çoğu yüksek okul mezunuydu, mühendisti, öğretmendi, doktordu… Benim oğlum da iki üniversite bitirmişti ama şimdi bu torbada taşıyorum”

Oğlum iki üniversite bitirmişti, şimdi bu torbada taşıyorum…

Yaklaşık iki ay önce bu torba içerisinde bu devletin adaletini ve vicdanını taşıdım. Urfa’nın Suruç ilçesinde 20 Temmuz 2015 günü yaşanan katliamda yitirdiğimiz 33 düş yolcusundan biri olan oğlumun, Çağdaş Aydın’ımızın ayakkabılarını, pantolonunu, gömleğini, kol saatini, kurumuş kan kokulu elbiselerini, cüzdanını, cüzdanının içerisinde IŞİD bilyeleriyle parçalanmış hâlde bulduğum öğrenci pasosunu, bankamatik kartını, resimlerini bana bir çuval içinde teslim ettiler.

Hâkime sordum: “Çağdaş’ımın telefonu vardı, onu da almak istiyorum. Çünkü o bizim için çok değerliydi. İçinde can dostlarının, yoldaşlarının resimlerinden oluşan hatıraları vardı.”

Ama o telefondan eser yoktu. Bana vermediler. Ne oldu bilemiyorum. Torbanın içerisinde olup olmadığını sorduğumda listede telefon olmadığını söylediler.

Torbayı teslim aldığımda hâkime ve oradaki çalışanlara yutkunarak şöyle seslendim: “Eğer onları katiller katletmeseydi, onlar da belki bu kürsülerde oturup görev yapacaklardı. Suruç’a gidenlerin çoğu yüksek okul mezunuydu, mühendisti, öğretmendi, doktordu… Benim oğlum da iki üniversite bitirmişti ama şimdi bu torbada taşıyorum.”

Bir şey demediler ve elime alıp torbayı Bakırköy Adliyesi’nden çıktım.

Bir an nerde olduğumu, nereye gideceğimi şaşırdım. Bahçedeki banka oturdum, nefes almak istedim.

Aklıma Diyarbakır Zindanı’nda işkencede katledilen İbrahim Kaypakkaya’nın babasının anlattıkları geldi. Baba uzun uğraşlardan sonra İbrahim’in bir çuval içinde konularak teslim edilen ölü bedeniyle karşılaşıyor. Bir an aklıma geldi, “O zaman baba ne düşündü, ne yaşadı, bu sonuca nasıl katlanabildi?”

Şimdi de bu utanç birilerini hiç rahatsız etmiyor ama şundan eminim ki halkın geniş bir kesimini rahatsız ediyor, kaygılandırıyor. Katiller halkın vicdanında mahkûm edildi ve er ya da geç katillerden hesap sorulacak, o günler de gelecek.

Şairin dediği gibi, güzel günler göreceğiz, motorları ışıklı maviliklere süreceğiz.

O güzel günlerde yaşamak üzere…