Halk kavramı üzerine

Mouffe'lerin kavramı doğrudan halkın kimlikler temelinde bölünmesini, parçalar haline gelmesini sağlamıştır. Tüm sol radikal söylemine rağmen emperyalizmin ideolojisidir. Çayan ve DY'nin ''halk'' anlayışı ise tam tersine emperyalizme karşı mücadelenin gereği geliştirilmiştir

Halk kavramı üzerine

Radikal demokrasinin önemli simalarından Chantall Mouffe’nin son kitabı “Sol Popülizm” üzerine yazdığı yazıda, İhsan Gülhan, THKP-C ve Devrimci Yol’da ”halk” kavramına atıfta bulunmuş, ben bu konuyu tartışmak istiyorum.

Devrimci Yol ya da Mahir Çayan’ın “halk” kavramı, Mouffe gibilerin kullandığı “halk” kavramı ile taban tabana zıttır. Post Marksistler kimlikler kavramını, işçi sınıfı kavramından kaçmak için kullanmışlar, bu yüzden de emperyalist ülkelerde akademiyanın desteğine mazhar olmuşlardı. Onlar, ortaya çıkan yeni toplumsal hareketleri (siyahların mücadelesi, kadın hakları, LGBTİ mücadelesi, yani her türlü kimlik hareketleri) halkın sınıf kimliklerinin bastırılıp yerine tek düze kimliklerin ikamesi için kullanmışlardı. Emekçilerin sınıf kimliklerini ya görmezden gelmişler (işçilik de bir kimliktir ama sınıf kimliğidir ve ben işçi kimliğini destekleyen Post Marksist’e daha rastlamadım) ya da doğrudan reddetmişler. Her bir emekçinin sayısız derece çok olan kimliklerini tek kimliğe indirgeyerek (kadın, gay, siyah, göçmen vb) onları bireysel olarak kültürel açıdan parçalamışlardı.

Emperyalistler dünyanın her tarafında bu kimlik hareketlerinin önünü, devrimci talepler içermediği sürece hızla açtı. Emekçilerin kimlikler temelinde bölünmesi, bir yandan emperyalistlere demokrat görünme imkânı kazandırırken, diğer yandan muhalefeti hızla etkisizleştirmişti. Yani Mouffe’lerin kavramı doğrudan halkın kimlikler temelinde bölünmesini, parçalar haline gelmesini sağlamıştır. Tüm sol radikal söylemine rağmen emperyalizmin ideolojisidir.

Çayan ve DY’nin ”halk” anlayışı ise tam tersine emperyalizme karşı mücadelenin gereği geliştirilmiştir. Üstelik geliştiren Çayan da değildir, diğer ülke devrimcilerinden almıştır bu kavramı. Emperyalizm öncesi dönemde (yani kapitalizmin hala serbest rekabetçi dönemini yaşadığı dönem) köylülerin kapitalizmle fazla bir sorunları yoktu. Elbette tarım kapitalistleştiği oranda, bazı çiftçiler kapitalistleşecek bazıları da işçileşecekti, (bunlar artık tarım kapitalisti ve işçi olacaklar) ama hala bağımsız kalan köylülerin en önemli önceliği kapitalizm değildi. Dahası her küçük tarım üreticisi bir gün tarım kapitalisti olma hayali ile yaşadığı için kapitalizme sempatileri daha fazlaydı. Sıradan çiftçilerin kapitalist şirketlerle ilişkileri onlara tarım malları satma ve onlardan sanayi malları alma üzerine kurulu idi. Bu malların fiyatları ise tekeller tarafından değil ama piyasa tarafından belirleniyordu. Bu noktada kapitalizme karşı tepki köylüler arasında oldukça azdı.

Bundan dolayı bu dönemde sosyalist hareketlerin işçiler arasında güçlü tabanları oluşmasına rağmen, köylü ya da farklı halk tabakaları arasında bir tabanları yoktu. Bolşevikler bile, köylüye toprak talebi gibi ancak demokratik devrimin talepleri ile yaklaşıyorlardı. Tüm devrimciler devrim umutlarını işçi sınıfına bağlamışlardı. Emperyalizm dönemi ile bu durum değişti.

Emperyalizm ekonomide tekellerin egemenliği demektir ve bu egemenlik tüm dünyaya yayılmıştır. Tekeller sadece işçileri sömürmezler, tekel güçleri onları halkın tüm kesimlerini kontrol altına almak ve sömürmek imkânı verir. Emperyalist dönemde kapitalist tekeller sadece işçileri değil ama tüm halk kesimlerini sömürürler. Mesela bir kapitalist tekel, çiftçinin malını eskiden piyasada oluşan fiyatlardan satın alırken, oluşturduğu satın alma tekeli ile kendi dayattığı daha ucuz fiyatlardan almaya başlar. Sattığı mallar da tabii tekel fiyatları ile daha pahalı satılır. Yani köylüler emperyalist tekeller tarafından hem malını satarken hem de mal alırken iki kez sömürülür. Küçük zanaatçı, esnaf, hatta doktor, avukat gibi bir dönem için ayrıcalıklı sayılan meslekleri yapanlar için de durum aynıdır.

Bu yüzden emperyalizm döneminde devrimde çıkarı olan sınıf ve katmanlar hızla artmıştır. Köylüler emperyalizm altında kurtuluşlarının ancak işçi sınıfı ile birlikte sosyalizmde olduğunu kavramaya başladılar. Bunun yansıması ise köylülerin İtalya’dan Çin’e, Latin Amerika’dan, Türkiye’ye kadar hızla radikalleşmesi ve devrimcilerle aynı saflarda yer almaları olmuştur. Hitler ordularını Avrupa ülkelerinde felç edenlerin bel kemiğini köylüler oluşturur. Keza 1950 sonrası devrimlerin birçoğu da köylülerin aktif katılımı ile gerçekleşmiştir. Çin, Küba, Yugoslavya, Arnavutluk vb hemen tüm devrimlerde köylüler devrimci kuvvetlerin temelini oluştururlar. İşçiler sayısal olarak bu devrimlerin hepsinde azınlığı oluştururlar ama uğrunda savaştıkları hedef işçi sınıfı ideolojisi olan sosyalizmdir.

Bu noktada Çayan, halkı devrimde çıkarı olan tüm halk sınıf ve katmanları olarak tanımlarken, yapmaya çalıştığı emperyalizme ve oligarşiye karşı tüm halk kesimlerinin ortak mücadelesinin mümkün olduğunu göstermeye çalışmaktı. Çayan bir sosyalistti ve hedefi sosyalizm idi ancak devrimde temel güç olarak köylülüğü tespit etmişti.

Mahir Çayan öldürüleli neredeyse elli yıl, DY yok olalı neredeyse kırk yıl oldu. Dünya ve Türkiye çok fazla değişti. Dünyada işçi sınıfının sayısı niceliksel olarak hızla arttı. Türkiye’den, Çin’e, Endonezya’dan Hindistan’a kadar eski köylü uluslar hızla sanayileşiyorlar. Sadece Türkiye’de işçi sayısı 14 milyonu geçmiş durumda. Çiftçi sayısı ise 4 milyon civarına düşmüş ve sayı hızla düşmeye devam ediyor. Bu azalma, esnaf zanaatkar sayısında da görülüyor. Şu an bir buçuk milyon civarında esnaf var. Yani Türkiye’de işçiler artık ağırlıklı sınıf ve bu sayı hızla artıyor. Bu noktada Türkiye’de toplumsal mücadelede işçiler artık temel güçtür. Aslında Gezi’de bu durum açığa çıkmıştı ama zihinleri post Marksist saçmalarla dolu olan sol bu durumu görmekte zorlandı.

Emperyalizme ve faşizme karşı mücadele ancak tüm halk güçlerinin ortak mücadelesi ile başarıya ulaşacaktır. Kaz Dağları’nda halkın altın madenine karşı mücadelesi, metal işçilerinin mücadelesi ile, fındık üreticilerinin mücadelesi ile, ya da Alevi, Kürt halkının özgürlük ve demokrasi mücadeleleri, LBGT ve kadın hakları vb mücadelelerle birleştiği noktada zafere ulaşacağız. Ama bu mücadelede asıl ağırlık artık işçi sınıfına düşmektedir. Kadın, LBGT, Kürt, Alevi vb. her kimlikten emekçiyi bir araya getiren ortak kimlik onların işçi kimliğidir artık.

Post Marksistlerin görevi halkı kimlikler politikası temelinde ayrıştırmak bölmek idi, sosyalist bloğun çökmesinin de yardımı ile bunda başarılı oldular. Türkiye’de toplumsal halk muhalefeti tarihte olmadığı kadar güçlü ancak bunlar tek tek kimlikler etrafında atomize olmuş durumdalar. Sosyalistler bu durumu aşıp tüm halk güçlerini sosyalizm programı altında bir araya getirmediği sürece, parçalanmış muhalefetin emperyalizmi ve faşizmi geriletme şansı yoktur.