Gezegeni de kadınlar kurtaracak!

Dünyanın en büyük köylü örgütü Via Campesina’nın kadın örgütlenmesi ve Afrika’da ekolojik yıkıma ve kazımacılık –doğal kaynak yağmacılığı endüstrisine karşı büyüyen kadın hareketleriyle birlikte, hem uluslararası kadın hareketinin hem de ekoloji hareketinin gündemine önümüzdeki dönemde daha fazla damgasını vuracak bir belirlemeyi yaygınlaştırıyor.

Gezegeni de  kadınlar kurtaracak!

Bundan bir yıl önce, 2018 Ağustos’unda, 15 yaşında İsveçli bir kız çocuğu, Greta Thunberg, İsveç Parlamentosu önünde iklim değişikliği için acil eylem çağrısı yaparak, iklim krizi için okul grevlerini başlattı.  O zamandan bu yana yerküre üzerindeki 1,5 milyonu aşkın çocuk, her Cuma günü sokak eylemleri eşliğinde gerçekleştirilen ve büyük bir çoğunluğu genç kızların önderliğinde başlatılan okul grevlerine katılarak dünyanın bugüne kadarki en büyük iklim eylemi hareketini yarattılar. İklim krizi için okul grevlerine paralel olarak 2018 Ekim ayında İngiltere’nin birçok kentinde bu kez Kaygılı Yurttaşlar Hareketi tarafından başlatılan Yok Oluş İsyanı, “yeryüzündeki yaşamın görülmemiş bir acil tehlike” karşısında bulunduğunu söyleyerek başlattığı işgal ve yol kesme eylemleriyle uluslararası bir harekete dönüştü.

Greta, 11 yaşından beri otizmin bir türü olan “asperger sendromu” teşhisi ile yaşayan bir çocuk: Yani yalan söyleyemiyor; “Ben gerçekten ‘sosyal oyuna” katılmayı sevmiyorum ve bir şey söyleyip söylediğimin aksini yapamıyorum” diyor. Sadece gerekli olduğunda konuşuyor ve Fransa Ulusal Meclisi’nde yaptığı konuşmaya Fransız aşırı sağının önde gelen isimleri tarafından gösterilen “iyi bir dayağı hak etti” tepkilerine sakince, “Sonuçta bilimi dinlemek zorundasınız” diyerek yanıt veriyor. Çocukların iklim krizi eylemleri konusundaki öncülüğünü ise, “Siz yetişkinler öyle olgunluktan yoksun kişilersiniz ki, bu sorunun çözümünü de biz çocukların sırtına yüklediniz” sözleriyle ifade ediyor. Greta, iklim ve hava üzerindeki etkileri yüzünden uçağa binmeyi reddettiği için, 14 Ağustos’ta duşu ve tuvaleti olmayan bir yelkenliyle Eylül ayı sonunda Amerika kıtasında düzenlenecek iklim eylem ve etkinliklerine katılmak için Avrupa kıtasından Atlantik’e açıldı. Çünkü son bir yıldır okul grevleriyle, yok oluş isyanlarıyla büyüyen hareket, 20-27 Eylül tarihleri arasında dünyanın en büyük küresel iklim grevine hazırlanıyor.

2016’dan bu yana dünyanın dört bir yanında yayılan feminist grev hareketi,  dünyanın birçok ülkesinde küresel iklim grevinin en dinamik parçalarından birisini oluşturuyor. 2016 yılından bu yana kadınların bedenini, emeğini ve yaşam alanlarını savunmak için evde, işyerinde ve yaşamın her alanında görünmeyen emeğini büyük bir dönüştürücü güç olarak görünür kılmak amacıyla gerçekleştirilen feminist grevler, şimdi yerkürenin maruz kaldığı büyük tehdide karşı büyüyen hareketin en önemli öznelerinden birisi. Nedeni basit: Çünkü iklim kriziyle birlikte, savunmamız gereken “yaşam alanı” yeryüzünün, gezegenin ta kendisi haline geldi. 2019 uluslararası feminist grev hareketinin en aktif olduğu İspanya ve Latin Amerika ülkelerinde feminist grev hareketi ile iklim grevi hareketi arasında köprü oluşturan eko-feminist hareketler, dünyanın en büyük köylü örgütü Via Campesina’nın kadın örgütlenmesi ve Afrika’da ekolojik yıkıma ve kazımacılık –doğal kaynak yağmacılığı endüstrisine karşı büyüyen kadın hareketleriyle birlikte, hem uluslararası kadın hareketinin hem de ekoloji hareketinin gündemine önümüzdeki dönemde daha fazla damgasını vuracak bir belirlemeyi yaygınlaştırıyor: “Hayatı, gezegeni, yaşam alanlarımızı savunmak feminist bir meseledir.”

Bunun nedeni ne “kadınların hayatı ve toplumu üretenler” olarak “doğal olarak” doğaya daha yakın olmaları; ne de günümüzün küresel feminist grev hareketinin en önemli parçalarını oluşturan ekofeminist hareketler, kadınların ekoloji mücadelesinin önde gelen öznesi haline gelmesinin, cinsiyetçi işbölümü içinde kadınlara düşen rollerin “doğallaştırılması”, kadınların geleneksel rollerine hapsedilmesi gibi zorunlu sonuçları olacağına inanıyor. O kadar doğa-kültür/cinsiyet-toplumsal cinsiyet tartışmasını, ne iyi ki sadece sosyal medya alemlerinin kalemşörleri değil, Latin Amerika Amazonlarında mücadele eden yerli kadınlardan Afrikalı kadınlara kadar hareketin parçası olan (cis olan-olmayan) tüm kadınlar yapıyor! Tersine küresel grevci ekofeminist hareket, “patriyarkal egemenlik, kapitalist üretim ve doğanın hiyerarşik biçimde ayrıştırılıp mülk edinilmesine dayalı günümüz uygarlığının, aslında son derece dinamik, karşılıklı bağlantı ve çok boyutlu bir karmaşıklığa sahip olan maddi dünyayı, ikili yapılara indirgeyerek basitleştiren aynı hayali ve kültürel sembolik kökenlere sahip olduğunu” vurguluyor. İnsani dünya ile maddi/doğal dünya arasındaki bu kibirli ayrıştırma, “kadınlığı” kuran ev içi ilişkiler ve emek rolleri ile “erkekliği” kuran kamusal ilişkiler ve emek rolleri gibi yapay, keyfi ve kadınların toplumsal cinsiyetlendirilmiş bedenleri ve hayatları üzerinde son derece yıkıcı etkiler yaratıyor.

Bu öylesine yıkıcı bir dünya ki, sadece Afrika’da kadınlar kuraklık yüzünden yılda kırk milyar saatlerini su taşıyarak sarf etmek zorundalar. İç savaş öncesinde hızlanan iklim değişikliklerinin etkisiyle bir zamanlar ülke milli gelirinin yüzde otuzunun üretildiği verimli topraklarını çölleşme nedeniyle terk etmek zorunda kalan ve tarihin ilk “iklim mültecileri” olan Suriyeli kadın ve çocuklar, mülteciliğin sonuçlarını en ağır biçimde tecrübe eden nüfus kesimleri. 2018 yılında iklim değişiklikleri nedeniyle hayatı etkilenen 60 milyon insanın yüzde seksenini kadınlar oluşturuyor. Ve tıpkı maden ocaklarına alarm olarak konulan kanaryaların ilk grizu sızıntısını haber vererek ölüvermeleri gibi, “iklim krizinin kanaryaları çocuklar” tarihte görülmemiş çapta “çocuk astımı” salgınlarına maruz kalıyor.

2030 belki simgesel bir tarihtir; belki daha erken, belki daha geç ama kesin olan doğanın ve yaşam alanlarının acımasız bir kapitalist kazımacılık endüstrisi tarafından çitlenip kapitalist birikim için özel mülkiyete dönüştürüldüğü bir dünyada, kadınlar sadece bu yaşam alanlarının dışına sürülmekle kalmaz, aynı zamanda bedenleri, emekleri ve hayatları da bu yaşam alanlarıyla birlikte piyasanın ve erkeklerin yağması için serbest bir kaynağa dönüştürülür. Bu yüzden işte gezegeni de kadınlar kurtaracak.