Denetimci beyaz yakalılarda işin rengi iç karartıcı

Denetimde asistanlardan müdürlere kadar çalışanların şık giyimli olduğuna bakıp sakın aldanmayın. İşe başlama ücreti genellikle 2000-2500 TL arası bir rakamdır. Oysa uluslararası denetim şirketleri çok kâr eden şirketler arasında olduğu gibi patronları da dünyanın sayılı zenginleri arasında yer alır. Aynı şirketin örneğin Yunanistan’daki bürosunda 100 kişinin yaptığı işi, Türkiye’de 10-15 kişi yapar

Denetimci beyaz yakalılarda işin rengi iç karartıcı

Sermaye ilişkilerinin uluslararası boyutunun düne göre daha yoğun ve organize bir bütünlük içinde olduğu bilinen bir durum. Yer yer kullanılan “azgın kapitalizm” ilişkilerdeki yoğunlaşmanın, dayatmanın da bir şekilde ifadesine denk düşmektedir. Sömürünün azgınlığı ise salt fiziksel güç ve çaba gerektiren ağır ve tehlikeli çalışma alanlarında değildir elbet. İnsan gücünü fiziksel ve psikolojik açıdan zorlayan bir iş için illa ki yerin altına inmek ya da kepçe aracıyla tepelere tırmanmak gerekmiyor.

Bugün “beyaz yakalı” dediğimiz masa ve bilgisayar başındaki işlerde de yasa, kural, insan hakkını hiçe sayan çalışma alanları çoğalmıştır. İnsana gücünün ve onun normal olması gereken yaşam standartlarına karşı yapılan baskılama sermayenin kendi cephesinde çok iyi bir örgütlenme ve yönetim mekanizması oluşturmuş bulunması anlamına da gelir. Hal böyle olunca mağazada bir tezgahtar olarak çalışmak ile hayati riskleri daha çok olan alanlarda çalışmak açısından biçimsel fark dışında bir mesafe kalmamaktadır. Günümüzde sermayenin büro, satış, dolaşım, tüketim, finans vs. gibi pek çokça alanında beyaz yakalı çalışanların sayısı gittikçe daha çok artmakta ve sermaye eleman yoğunluğuna sahip her alanda işgücü maliyetini en ucuza kapatmaya çalışmaktadır. Yani işgücünün beyaz yakalı kesiminde çalışan için durum, rengi gibi parlak değildir.

Önce umut, sonra kendi kendini söndüren hayaller

Türkiye’de “denetim sektörü” denilen, şirketlerin mali denetimini, finansal raporlamasını yapan şirket çalışanları için durum tam da yukarıda değinildiği gibidir. Üstelik denetim alanında yoğun sömürünün başını uluslararası firmalar (PwC, Ernst&Young, KPMC, Deloitte, Grant Thornton…) çekmektedir.

Belli başlı üniversitelerin iktisat, işletme, siyasal gibi bölümlerinden başta İngilizce bilen eleman alan bu şirketler genellikle, yeni mezun gençleri çekebilmek için fakültelerin amfilerine denetim işiyle ilgili ders vermek için dahi gitmektedirler. Kravatlı takım elbiseli erkekler ya da aynı resmiyette şık giyimli kadınların ekip okula yanaşması bile mezun olduğunda iş bulma kaygısı taşıyan öğrenci üzerinde bir etki yapma amacı taşır.

Yabancı dili yanında iyi bir diploma derecesine karşılık, daha önce denetim işine başvurmayı hiç düşünmemiş bir genç, etkileyici bir manzara ve vaatler karşısında neden başvurmasın ki? Üstelik yabancı şirketlerin sağlayacağı kariyer ve prestij büyük… Asistan olarak başlayacağı işinde müdür yardımcılığı, müdür gibi basamaklara yükselmesi de kolay. Hatta dünyanın her yerinde denetim yapan bu yabancı denetim ve danışmanlık şirketlerinin örneğin Amerika ya da Avrupa’daki bir bürosuna da geçiş yapma imkânı bile varken. Tüm bunların yanında denetim raporu yapmayı öğrendiğinde, denetim şirketinin denetlediği firmanın finansal raporlama biriminde iyi bir ücretle geçiş yapması da kolay olacaktır. Denetimin cazip görünen manzarası ilk bakışta böyledir.

İşin cazibelerine karşın her isteyen denetim firmasında iş bulamaz tabii. Girmek öyle kolay değildir. Üniversitelerin ilgili bölümlerinde mezun sayısı arttıkça denetim firmalarına başvuru sayısı da artmakta; işin içine kılıkırkyarma, müdürlerden ya da yöneticilerden birinden torpil bulma vb. yollar söz konusu olmaktadır. Diyelim müracaat ettiniz. Eğer sözlü sınava çağrılıyorsanız şanslısınız demektir. Beyaz yakalı müdürler ıcığından cıcığına kadar tüm yeteneklerinizle sizi sorguya çeker. Belki de denetçi yetkililerin işleri dışında eğlenip sosyalleştikleri an, bu sözlü sınavlar olsa gerek!

Sıkı durun! Heyecanınızı ve takım kravat kuşanmış sözlüdesiniz… “Kitap okuyor musun?” “En son hangi kitabı okudun?”, “Müzikle aran nasıl, enstrüman çalıyor musun?”, “Hangi spor dallarıyla ilgilendin?”, “Sinemaya gider misin?”, “Sigara, içki?”… Beyazı bulmak açısından ölçüm soruları böyle uzayıp gider. Soruların karşılık bulacağı olumlu tutumun işe girmede pek bir faydası yoktur. Çünkü torpilli olan işi kapar. “Sana haber vereceğiz” denilen işçi adayına da bir kırık umut kalır.

Kanuna göre iş yapan denetimin ayarı çalışanlar için kanunsuzluktur

Denetimde asistanlardan müdürlere kadar çalışanların şık giyimli olduğuna bakıp sakın aldanmayın. İşe başlama ücreti genellikle 2000-2500 TL arası bir rakamdır. Oysa uluslararası denetim şirketleri çok kâr eden şirketler arasında olduğu gibi patronları da dünyanın sayılı zenginleri arasında yer alır. Ama çok kazanan bu patronlar, dinamik, genç mezunları ucuza çalıştırmada aralarında gizli bir anlaşma yapmış gibidirler. En çok kâr eden şirketle, alanda en az kazanan şirket arasındaki ücret farkı 100 ila 500 gibi bir seviye arasında gidip gelmektedir. Biri çalışanına aylık toplu taşım ücreti ödemiyorsa diğeri de ödemez. İlk baştan görüldüğü gibi çalışanların kariyer denilen basamağa yükselmesi hiç kolay değildir. Büyük bir gayretle işe başlayan denetim elemanı bir yılı doldurduğunda nefesinin azaldığını, yorulduğunu hissetmeye başlar. Şirketin denetlediği firma sayısı arttıkça, denetim elemanının iş yükü de o kadar artar. Normal olarak çalışan denetlenen firmaların gelir-gider, bilanço hesapları üzerinden finansman raporu hazırlaması gerekirken, firmalarda bu hazırlığı yapacak birim bulunmaz. Bu halde denetim patronu elemanları firmalara o işleri üstlenmeye de gönderir. Yük bu durumda iki kat artar.

Ya çalışma saatleri? İşte zurnanın zırt denilen noktası buradadır. Çalışma saatleri dünyanın en çok kazanan denetim firmasının Türkiye ayağında da, ondan daha az kazananlarda da belli değildir. Sabah sekizde veya dokuzda mı işbaşı yapıldı, akşam çıkış saati belli değildir. Denetçiler arasında saat gece on bir, on iki, bir, iki… şeklinde işyerinden ayrılmak normal bir durum haline gelmiştir. Eldeki işi bitince evine gidecek ya da firmada sabahlayabileceklerdir. Cumartesi pazar çalışması da buna dahildir.

Oldu ya kariyer basamaklarında bir iki kat ilerledin! Yine fark etmez. Denetim şirketinde çalışma 4-5 ya da 7-8 kişilik ekipler şeklindedir. Bunların içinde biri de müdürdür. Müdür 14, 17, 18… saat çalışıyorsa asistan da onu beklemek, onunla birlikte çalışmak zorundadır. Yani müdür olmak da bir avantaj değildir. Asistan gibi onun da çalışma zamanı sınırsızdır.

Aynı şirketin örneğin Yunanistan’daki bürosunda 100 kişinin yaptığı işi, Türkiye’de 10-15 kişi yapar. Veya Amerika’da PwC’de sabah dokuzda işbaşı yapan denetçi akşam altıda paydos eder. Türkiye’de çalışma saatleri uzun demekten öte belirsiz denilebilecek sektör, plazalara çok pahalı kiralarla yuvalanmış denetim sektörüdür. Çalışma zamanın ağırlığı denetim asistanları ve onların ekip başı ya da müdür diyebileceğimiz üstleri için başlı başına mobbing oluşturur. Bunun adı fazla mesai de değildir. Kimi şirket fazla saat hesabı yapmak yerine çalışanına senede 3-5 bin lira gibi kabala bir hesapla para ödeyerek olayı kapatmış görünür. Asıl olarak denetim alanında fazla mesai para ile ölçülmeyecek kadar ağır bir çalışma zamanıdır. Çalışanlar evinde yemek yiyemez, ailesi ile birlikte olamaz, dinlenme ve uyku saatinde şirketin işlerini bitirmekle uğraşır. İşe girişte müzik ilgisini, kitap okuma ve spor yapma alışkanlığını ölçen işveren çalışanına eğer varsa bu tür alışkanlıklarını adeta unutturur. Başta iş kariyerini geliştirebileceğini düşünen asistanlık aşamasındaki denetçinin sosyal yaşamı iş yükü ve çalışma saatlerinin altında kaldığı gibi mesleği ile ilgili yasa ve mevzuatı öğrenmeye dahi fırsatı kalmaz.

Denetim elemanları ağır çalışma koşullarıyla ilgili genellikle basına açık beyanda bulanmaktan çekinirler. Çünkü çalıştıkları şirketten hem atılmaktan hem de başka firmalara alınamayacaklarından çekinirler. Nitekim denetim alanında işler bugün olduğu kadar yoğun değilken bile Hürriyet’ten Zeynep Mengi’ye (09.01.2012) röportaj veren denetim elemanları açık isimlerini ve firmalarını gizlemişlerdir. Oysa aynı haberde muhabirin sorusuna yanıt veren İngiltere asıllı Grant Thornton firmasının genel müdür yardımcısı Nazım Hikmet’in şirket ortağı olarak tuzu öyle kurudur ki “Burası tatil kampı değil, burada çok ağır çalışacaksın, 4-5 yıl çalıştıktan sonra, mali müşavir olduktan sonra gitmek istersen gideceksin” şeklinde rahat konuşur ve devam eder: “Denetim raporunu alacak olan müşteri, o raporu ne zaman istiyorsa o güne hazırlanıyor. Bizde saat 6 oldu, servis kalkacak, hadi bana müsaade yok. Çalışma saatleri değişken. Bazen iş olmaz, erken çıkmak için izin alırlar. Ama iş varsa, ben burada kalıp çalışıyorsam onlar da kalacak. Metrobüsle mi evine gidecek, yağmur mu var, kar mı var hiç fark etmez.”

Denetim şirketi patronunun beklentileri, alanda çalışanların iş yoğunluğu ile anlaşılacağı gibi bire bir örtüşüyor. Öyle de denetim elemanının geleceğe ilişkin beklentisi de buna bağlı olarak kısa sürede sönükleşiyor. Sektörde bir yıl çalışanlar fiziksel ve psikolojik olarak kendilerini dört beş yıl gibi çalışmış olarak hissetmekteler. Daha fazla ağırlığa dayanamayana çıkış kapısı açıktır. Çünkü her yıl o kapıdan gidenlere karşılık giriş kapısında yeni yeni mezunlar yeni hayaller ve aynı seçmece usullerle işe girmeye çalışmaktadır.