Boşlukta siyaset – Metin Çulhaoğlu (İleri Haber)

İşin “propaganda yanını” bir yana bırakırsak, kayyum operasyonlarının batıdaki ve güneydeki CHP’li belediyelere kadar uzanacağını tahmin etmiyoruz. Rejimin asıl niyeti bir “şeytan”, bir “şer odağı” olarak HDP’yi izole etmek, bir dahaki seçimlerde etken bir unsur olmaktan çıkarmaksa, böyle bir adımın ters tepeceğini kestirememesi mümkün değildir

Boşlukta siyaset – Metin Çulhaoğlu (İleri Haber)

Haftaya damgasını vuran en önemli siyasal gelişme, üç ilin seçilmiş belediye başkanlarının yerine kayyum atanmasıydı.

Rejimin bu adımını kendi başına yorumlayıp bir yere oturmak mümkün olsa da önce günümüz Türkiye’sinde istisnasız tüm siyasal aktörleri belirleyen genel ortamı tanımlamaya çalışalım.

***

Türkiye’nin önünde “normalleşme” (restorasyon) yoktur ve gerilemesine, güç ve etki yitirmiş olmasına rağmen rejim de öyle kendi erozyonuyla “gidici” falan değildir.

Yukarıda söylediğimiz, mevcut rejimin genel bir planı ya da vizyonu olduğu anlamına gelmemektedir. Tersine, bunlar (artık) hiç yoktur ve yaşanan belirsizlikler, el yordamıyla girişilen siyasal hamleler de bundan kaynaklanmaktadır. Başka türlü söylersek, kimi özel alanlarda belirli bir mantığa oturuyor, bir niyete işaret ediyor gibi görünen hamleler bile hemen kendi zıddını belirgin biçimde tetiklemekte, bu da ülkede siyaseti bir boşluğun içine itmektedir.

İlginç denilebilecek nokta, siyasal süreçteki her uğrağın, biri “normalleşme” diğeri “her anlamda mutlak saray rejimi” olmak üzere en azından belirli bir “oturmuşluğa” işaret eden iki olasılığı da sürekli daha ötelere itmesi, imkânsız kılmasıdır.

Bize göre, bu durumun bir açıklaması vardır.

“Tarihsel blok” kavramını biraz serbest kullanırsak, Türkiye’de çok partili rejimin üç tarihsel bloka tanıklık ettiğini söyleyebiliriz. İlki, 1946’da kurulup 1950’de iktidara gelen Demokrat Parti’nin temsil ettiği bloktur. İkincisi, 1983’te başlayan Özal döneminde ortaya çıkmıştır. Sonuncusunu da 2002 yılında iktidar olan AKP’nin ilk dönemine yazabiliriz.

Burada tarihsel blok kavramını olumlu ya da olumsuz herhangi bir değer atfetmeden kullanıyoruz. Kastedilen, “toplumsal sınıfların, ekonomik yapıların ve bunlara tekabül eden ideolojik üstyapıların” belirli bir uyum sergileyen özel birlikteliğidir. Gelişmiş kapitalist toplumlarda çok daha uzun zaman aralıklarına yayılan “tarihsel bloklar” Türkiye’de hem daha sık ortaya çıkmakta hem de her birinin ömrü daha kısa olmaktadır.

Fazla uzatmadan sonuca gelirsek: 2002 yılında belirli bir tarihsel blokun temsilcisi olarak iktidara gelen AKP bu özelliğini artık yitirmiştir; bugün sadece ve sadece bir iktidar blokunu temsil etmektedir. Karşısındaki muhalefet ise yeni bir tarihsel blokun temsilcisi olmak şöyle dursun, bir “muhalefet bloku” bile sayılamaz.

Bir tarihsel bloku temsil özelliğini yitirdiği halde elinde aşırı güç toplamış bir iktidar ve onun karşısında henüz bir alternatif iktidar bloku olma özelliği bile taşımayan muhalefet…

Dahası, Türkiye’de mevcut düzenin AKP’li ya da AKP’siz, bugünkü Saray rejimiyle ya da onsuz, kendi içinden yeni bir tarihsel blok yaratma imkânı da kalmamıştır.

Boşluk, belirsizlik, kaos için bundan daha uygun ortam olabilir mi?

***

“Kayyum” meselesine gelince…

Söylenmesi gereken pek çok şey söylenmiş durumda.

Bizim ekleyebileceğimiz ise şu: Bugünkü rejimin ya da iktidar blokunun “Kürt sorunu” bağlamındaki baş hedefi PKK’den çok HDP’dir. Rejim, PKK’yi giderek daha fazla bir “dış” ya da “bölgesel” düşman, bir “askeri hedef”  bağlamına oturttuğu ölçüde, elbette onun adına da atıfta bulunarak, ağırlığı HDP’nin etkisizleştirilmesine tanımaktadır. Tekrarlanan İstanbul seçimleri öncesinde denenen kimi yolların sonuç vermemesi, rejimi özel olarak HDP’ye yüklenmeye yöneltmiştir.

“Daha fazlası” denirse, zamanla ortaya çıkacaktır.

İşin “propaganda yanını” bir yana bırakırsak, kayyum operasyonlarının batıdaki ve güneydeki CHP’li belediyelere kadar uzanacağını tahmin etmiyoruz. Rejimin asıl niyeti bir “şeytan”, bir “şer odağı” olarak HDP’yi izole etmek, bir dahaki seçimlerde etken bir unsur olmaktan çıkarmaksa, böyle bir adımın ters tepeceğini kestirememesi mümkün değildir.

Neticede “kayyum operasyonu” da rejimin mevcut boşlukta el yordamıyla giriştiği, önceden belirlenmiş somut sonuçlardan çok “bakalım ne olacak” diye yaklaştığı bir tasarruf gibi görünmektedir.

“O zaman iş değişir” dedirtebilecek tek bir olasılık vardır; o da kayyum operasyonunun Suriye’nin kuzeyindeki mutasavver birtakım girişimlerle ilişkilendirilmesidir.

O da kısa sürede ortaya çıkacaktır.

Kaynak: İleri Haber