Bir egemenlik mekanı olarak Saray – Çiğdem Toker (Sözcü)

Beştepe'deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı, egemenliğin yeni mekanıdır. Bilen biliyor: Bir yerde yeni saraylar yaptırılıyorsa, orada demokrasiden söz edilemez. Otoriter rejimlerin, monarşilerin, krallıkların, şahlıkların mekanıdır çünkü saray

Bir egemenlik mekanı olarak Saray – Çiğdem Toker (Sözcü)

Hazine, yılın ilk yedi ayında 98 milyar TL net borç aldı. Oysa yasal borçlanma limiti 78.7 milyar TL’ydi. (Bütçe açık tahmini kadar.)

Kanun, Hazine’ye şu imkanı tanıyor:

Eğer bütçe açığı tahminlerin üzerine çıkar da borçlanma yetmezse, iki kez yüzde 5’lik ek hak veriyor. İlki otomatik. Ama ikinci için Cumhurbaşkanı kararı gerekiyor.

İlk yüzde 5’lik hakka göre Hazine 82.6 milyar TL’ye kadar borçlanabiliyor. Borçlanma 98 milyar TL’ye ulaştığına göre, limit 11 milyar TL aşılmış.

İkinci ek borç için karar var mı? Yok.

Bu hesapları bizim için yapan eski Hazine Müsteşar Yardımcısı Hakan Özyıldız’ın önerisi şu:

“Geç kalınmakla beraber, yapılması gereken, acilen TBMM’yi toplantıya çağırıp ek borçlanma yetkisi almak. Aksi halde bir yandan Yüce Meclis’in ‘bütçe hakkı’ yok edilirken, diğer yandan yasaya karşı işlem yapanların yasal sorumlulukları olacaktır.”

Egemenlik kimin

Doğru olsa da öneri insanı acı acı gülümsetiyor. TBMM’den ek borçlanma yetkisi almak gibi bir derdin olmadığı ortada. Geç kalmak, iş işten geçtikten sonra yapmak ilgilisinin umurunda değil.

Güçler ayrılığı ilkesi anlamsızlaşalı çok oldu.

Beştepe’deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı, egemenliğin yeni mekanıdır. Bilen biliyor: Bir yerde yeni saraylar yaptırılıyorsa, orada demokrasiden söz edilemez. Otoriter rejimlerin, monarşilerin, krallıkların, şahlıkların mekanıdır çünkü saray. Bu hakikati ben değil tarih söylüyor. O yüzden Cumhurbaşkanlığı, hiç alakası olmadığı halde Saray’ı Külliye diye anıp öyle anılmasını telkin ediyor.

Adli Yıl Açılış töreninin Saray’da yapılmasının Atatürk Orman Çiftliği parseli üzerinde kurulu yeni egemenlik mekanını pekiştirmek anlamına geleceği açıktır.

Adli Yıl açılış törenleri eskiden gerçekten Yargıtay’ın mütevazı konferans salonunda yapılırdı. O küçük salonun günümüzde güvenlik, kalabalık vs gibi nedenlerle ihtiyaca cevap vermeyeceği doğrudur. Ama bu realite, törenin partili Cumhurbaşkanı mekanında yapılmasını gerektirmiyor. Dolayısıyla Yargıtay’ın daveti protesto eden baroları insafsızlıkla itham etmesinin anlaşılır bir yanı yok.

Baroları, tören sanki kendi salonunda yapılacak gibi davet eden Yargıtay ile Cumhurbaşkanlığı’nı aynı ortak paydada buluşturan ilginç ayrıntıyı hatırlatarak bitirelim:

Yargıtay’ın yapımı süren yeni binası ile Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nı (21/b ile) yapan müteahhit firma aynı: REC Uluslararası İnşaat ve Yatırım.

Alamos Gold’a soru

Kanadalı maden şirketi Alamos Gold’un Kirazlı’daki ağaç katliamına dönük tepkiler bayram tatiline rağmen durmadı. Madencilik verilerini konu alan bir internet sitesine rastladım: Adı miningdataonline.com. Orada Alamos Gold’un Kanada’daki faaliyetiyle ilgili sayfa çok çarpıcı.

Ontario bölgesinde Island Gold Mine adlı projenin künyesinde madencilik tipi için “Underground” demişler. Yani yer altı. Kirazlı’nın halini gözünüzün önüne getirin. Türk hafriyat taşeronların “sözleşmeli” işbirliğiyle yaptıkları katliam sonrası güzelim doğa dımdızlak kalmış.

Soralım Bay McCluskey’ye: “Ülkenizde ağaç imha ettiğiniz, YERÜSTÜ madencilik yaptığınız bir Kanada dağı var mı?”

“Murat Dağı yok olmasın”

Murat Dağı Ege Bölgesi’nin ikinci en yüksek dağı. (2309 m.) Gediz havzası için büyük bir öneme sahip. Volkanik bir dağ olduğu için toprakları bereketli. Anadolu coğrafyasındaki su kaynaklarının yüzde 40’ına tek başına sahip. Büyük Menderes ile Sakarya nehirlerini besliyor.

Murat Dağı’nda endemik bitkiler yetişiyor. Güzellikleri bir yana ilaç sanayinde kullanılan bitkiler.

Murat Dağı özetle bir hayat kaynağı.

Anadolu Export şirketi burada madencilik faaliyetiyle meşgul.

Şirket, Eski Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın yeğeni Bahattin Özal’ın sahibi olduğu Odaş Enerji’ye bağlı.

Şirketin altın madenciliği yapması için ÇED (Çevresel Etki Değerlendirme) “olumlu” kararı verildi. Yani girilsin, kazılsın, patlatılsın, kesilsin, talan edilsin. Bu raporlar son yıllarda adeta şirketlerin doğayı katletmelerinin meşruiyet aracına dönüştü. ÇED raporu Murat Dağı’nın ölüm fermanı gibi çıkınca, iptali için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na dava açıldı.

Köy muhtarlıkları, TMMOB, Kütahya Barosu, Uşak Barosu’nun yer aldığı tam 53 davacı.

Bugün mahkemenin atadığı bilirkişi Karaağaç köyüne gelip inceleme yapacak.

“Murat Dağı Yok Olmasın” platformu orada olacak. Doğa savunucuları ve milletvekilleri de.

Murat Dağı altına kurban edilmemeli.

Kaynak: Sözcü