Yeni “çözüm” süreci: ABD’nin zorlaması ile…

Bahçeli gibi yeminli Kürt düşmanlarına bile “MHP’yi kim Kürt düşmanı gösteriyorsa, bilinmelidir ki, alçaktır, haindir, sütünde haram, kanında irin vardır. Kürt kökenli kardeşlerimiz bizdir, bizim eşit ve saygın vatandaşımız, kardeşimiz, kader ortağımızdır. Kalleşlere ise buradan ekmek çıkmayacaktır” dedirten şey seçim pragmatizmi değil ama Amerikan emperyalizminin gölgesidir

Yeni “çözüm” süreci: ABD’nin zorlaması ile…

Yeni çözüm süreci, Suriye savaşı sorunları ile ilgili olarak ABD inisiyatifi ve dayatması ile başladı ve amacı ne barış ne de de demokrasidir. Tam aksine, yeni çözüm sürecinin hedefi Suriye savaşında tıkanan ABD politikalarının önünü açmak, işgali ve savaşı derinleştirmektir. Bir politikanın asıl amacı bilinmezse varılacak sonuçlar da yanlış olacaktır.

Basındaki yorumlar bu süreci, genellikle, Türkiye iç politikası ile açıklamaya çalışıyor. Kimisi Erdoğan’ın MHP ortaklığından bıktığını ve Kürtlerle yeni bir ittifak denemesine giriştiğini iddia ediyor. Peki yeminli bir Kürt düşmanı olan Bahçeli bu sürece neden en az Erdoğan kadar hevesle katılıyor? Basındaki tepkilerden anlaşıldığı kadarıyla, kendi arasında ciddi çatışmalar yaşayan hükümet ve kontrgerilla arasında bu konuda ihtilaf yok gibi. Bahçeli gibi yeminli Kürt düşmanlarına bile “MHP’yi kim Kürt düşmanı gösteriyorsa, bilinmelidir ki, alçaktır, haindir, sütünde haram, kanında irin vardır. Kürt kökenli kardeşlerimiz bizdir, bizim eşit ve saygın vatandaşımız, kardeşimiz, kader ortağımızdır. Kalleşlere ise buradan ekmek çıkmayacaktır” dedirten şey seçim pragmatizmi değil ama Amerikan emperyalizminin gölgesidir.

Kimisi ise PKK’ye karşı savaşın tıkandığını, Erdoğan’ın HDP oylarına ihtiyaç duyduğunu, bu yüzden bu süreci başlattığını ileri sürüyor. Eğer öyle ise neden bir tane bile, HDP’li içerden bırakılmadı? Neden hala Kürtler en ufak eylemde vahşice dövülüyor? Neden HDP’li vekiller, belediye başkanları, meclis üyeleri, hem de binlercesi, başta Demirtaş hala içerde? Öcalan’a karşı gördüğümüz yumuşamanın kırıntısı bile HDP’ye gösterilmiyor? Açık ki yeni sürecin demokrasi ile, tutuklu HDP’lilerle bir alakası yok. Belki sonuçta bu sürecin bir parçası olarak farklı muameleye tabi tutulabilirler. YPG ve PKK ile anlaşmanın bir parçası olarak üzerlerindeki baskı hafifleyebilir, o kadar. Bir önceki açılım sürecinde içerde tutulan binlerce HDP’li politikacı ve aydına bakılacak olursa bu bile zayıf bir ihtimaldir.

“ABD’nin tezi de büyük ölçüde böyle”

Bu süreç bazı akil insanların Oslo’da toplanması ile başladı. Toplantıya katılanlardan Ufuk Uras’ın toplantıya ilişkin bir soruya verdiği cevap her şeyi özetliyor aslında. “ABD’nin tezi de büyük ölçüde böyle” dedikten sonra ekliyor. “Anladığım kadarıyla Suriye’nin yeni, federatif modelinde Kürtlere belli bölgede otonomi sağlanması ve Türkiye’nin de bunu kabul etmesi… PKK’nin silah bırakması değil ama Türkiye’den çıkması gibi şeyler tartışılıyor. Bunu Türkiye kabul eder mi? PYD ve diğer unsurlar eder mi?.. Kestirmek güç.”[1] Uras bu röportajda çözüm sürecinin hedefini ve kapsamını kısa ve öz bir şekilde dile getirmiş aslında.

Oslo toplantısından 2 hafta sonra, 14 Aralık 2018 tarihli Trump-Erdoğan telefon görüşmesinde Türkiye ile YPG arasında bir “anlaşma”nın gerekliliği açığa çıkmıştı. Trump bu görüşmeye ilişkin kısaca, ABD ordusunun Suriye’den çekileceğini ve yerini Türk ordusunun dolduracağını ilan etti. Tabii, dünya kamuoyu açısından bu hamleyi kabul edilir kılmak için, Türkiye’nin IŞİD’e karşı kullanılacağını ekleyerek.[2] Malum, ABD’nin resmi tezine göre ABD’nin Suriye’de rejim değiştirme ile bir alakası yok. O sadece zalim Esad’a karşı mazlum halkı destekliyor, bir de IŞİD’e karşı savaşarak dünyayı koruyor. Türk ordusunun ABD ordusunun boşluğunu doldurması için gereken meşruiyet, IŞİD lafzı ile sağlanmaya çalışılıyor. Asıl hedef Suriye’nin ABD çıkarları doğrultusunda işgalinin genişletilmesidir.

Daha önce YPG bölgesini her an işgal edebileceğini aylarca iddia eden Erdoğan bu telefon konuşması sonrası hemen tavrını değiştirdi ve “Trump’la yaptığımız görüşmede bize şunu söyledi; ‘Buradan DEAŞ’ı temizler misiniz’ dedi, ‘Temizleriz daha önce de temizledik yeter ki siz bize gerekli lojistik desteği verin” diyerek Trump’ın talebini kabul ettiğini hemen ilan etti. Ayrıca YPG’ye olan operasyonun şimdilik bir süre ertelendiği de ekleyerek. Artık durum değişmişti.

ABD açısından olay açık; Demokratik Suriye Güçleri (QSD) bölgesini Esad yönetimine yönelik operasyonlar ve savaş için elinde tutmak istiyor ama bunun için kendi ordusunu değil ama Türk ordusunu kullanmak istiyor. QSD bölgesi Esad yönetimine karşı tek başına askeri olarak ayakta duramaz, en azından ABD böyle düşünüyor. Dahası ABD ordusu çekildiğinde YPG bölgesinin politik ve askeri kontrolü mümkün olmayabilir. YPG kontrolden çıkabilir ve Esad ve Rusya ile anlaşabilir. Bu noktada ABD çekildiğinde bu bölgeyi askeri olarak hem Esad yönetimi ve müttefiklerine karşı koruyacak, Suriye Kürtlerini ve Araplar başta olmak üzere diğer Suriyelileri ABD adına kontrol altında tutacak bir güce ihtiyaç var. ABD müttefiklerinden bu işi yapabilecek konumdaki tek bölgesel güç Türk ordusudur. Sonuçta ABD ihaleyi Türkiye’ye verdi.

Türkiye ve YPG kabul etmese de

Ancak bu durum hem Türkiye hem de YPG açısından oldukça derin handikaplar içeriyor. Türkiye, Suriye’deki varlığını halka kabul ettirebilmek için YPG ve Kürt düşmanlığı kartını oynamıştı ve hala bu kartı kullanıyor. Dahası Türkiye cezaevleri Kürt aktivist dolu. Başta Demirtaş olmak üzere yasal alanda politika yapan binlerce HDP’li sadece HDP’li oldukları için cezaevlerinde. Bu iki gücün bir araya getirilmesi oldukça zor. Niyetler olumlu olsa bile psikolojik bariyer oldukça yüksek.

Bu yüzden hükümet Trump’a, YPG bölgesini cihatçılar ve Barzani yanlısı Kürtlerle işgal etmeyi ve YPG’yi tamamen ortadan kaldırmayı talep etti.[3] Anlaşıldığı kadarıyla bölgesel yönetimde Barzanici Kürtlerden kişiler de yer alacaktı. YPG tarafı ise bir taraftan ABD’nin çekilmemesi için çağrılarda bulunurken, diğer yandan da Rusya ve Suriye yönetimi ile görüşmelere yöneldi. Ancak ABD iki tarafın da önerilerini ve yaklaşımlarını reddetti.

ABD için YPG’nin askeri olarak tasfiyesi, askeri ve politik olarak kabul edilemez bir şey. Türkiye’ye bunu sert bir şekilde bildirdiler. Belki anlamamıştır diye, üzerine basarak YPG bölgesinin askeri olarak korunması gerektiğinin üzerini de vurguladılar.[4] Suriye’de IŞİD’e ve Suriye yönetimine karşı savaşma kapasitesi olan tek kesim YPG örgütlenmesidir. ÖSO ve diğer cihatçılar hala ABD askeri ve politik desteğinden faydalanıyorlar ama ne Suriye’ye ne de IŞİD’e karşı savaşma yetenekleri var. Nitekim İdlip sahasında aldıkları tüm askeri desteğe rağmen, ÖSO militanları El Nusra’yı temizlemeyi başaramadılar, dahası ellerindeki bölgelerin birçoğunu onlara kaptırıp Türkiye işgali altındaki bölgelere, Türk ordusuna sığındılar.

Bu noktada ABD en üst düzeyden Türkiye’ye YPG’yi koruması gerektiğini dayattı. Yeni çözüm süreci gerek Türk devletinin gerekse YPG’nin ve PKK’nin bu sürece “uygun” bir hale getirilme sürecidir. Sonunda YPG ve PKK ve devlet görüşmeyi kabul ettiler. Yeni çözüm süreci denen olgu böylece başlamış oldu.

 

Dipnotlar:

[1] http://www.diken.com.tr/uras-barzani-gorusmesi-federasyon-incelemesi-ve-oslo-toplantisi-tesaduf-degil/

[2] https://www.bbc.com/turkce/46667734 .Erdoğan’ın görüşmeye ilişkin ”Başından beri Trump’la yüz yüze, telefonla pek çok görüşmemizde Suriye meselesinde birçok noktada aynı fikirleri paylaştığımızı gördük. Ancak bu görüş birliğinin sahaya yansıması oldukça geç ve güç oldu, ama oldu.” sözleri bence ABD Türkiye ilişkisini özetliyor.

[3] https://www.haberturk.com/ankara-haberleri/17229882-kalin-14-araliktaki-erdogan-trump-gorusmesi-cumhurbaskanimiz-sunu-acik-ve-net-sekilde

[4] http://sendika63.org/2019/01/bolton-paradoksla-geliyor-turkiye-abdnin-kurt-muttefiklerini-korumali-525607/ Aynı haberde Bolton bir yandan Türkiye’ye YPG’yi koruma çağrısı yaparken, diğer yandan YPG’yi de Rusya ve Suriye ile anlaşmaması konusunda uyarıyor.