Yeni çözüm süreci (2): İmkânsızları zorlarken…

AKP iktidarı bu işte oldukça gönülsüz. Büyük açmazları var. Suriye savaşını sürdürmek için iktidar Kürt düşmanlığı kartını kullanıyor. Kürtler arasında Barzani kanadını tercih ediyor. Suriye sahasında İslamcıları destekliyor. ABD de sürdürdüğü zorunlu ve konjonktürel işbirliğine rağmen laik bir hareket olan YPG’yi değil asıl olarak İslamcı ya da feodal yapıları tercih ediyor

Yeni çözüm süreci (2): İmkânsızları zorlarken…

Yeni çözüm sürecine ilişkin ABD’nin beklentilerini en iyi özetleyen şey Ufuk Uras’ın sözleridir. Oslo’daki akil insanlar toplantısına katılan Uras, sorulan bir soruya “ABD’nin tezi de büyük ölçüde böyle” dedikten sonra ekliyor: “Anladığım kadarıyla Suriye’nin yeni, federatif modelinde Kürtlere belli bölgede otonomi sağlanması ve Türkiye’nin de bunu kabul etmesi… PKK’nin silah bırakması değil ama Türkiye’den çıkması gibi şeyler tartışılıyor. Bunu Türkiye kabul eder mi? PYD ve diğer unsurlar eder mi? Kestirmek güç.”[1] Uras bu röportajda çözüm sürecinin hedefini ve kapsamını kısa ve öz bir şekilde dile getirmiş.

Türkiye’nin bu otonomiyi kabul etmesi ise, bu yapıyı askeri olarak koruması olarak anlaşılmalı. Uras bu konuşmayı daha birkaç ay önce yapmış olmasına rağmen, ABD yanlış anlaşılmaların önüne geçmek için en üst düzeyden istenenin koruma olduğunun her düzeyde altını çizerek belirtmiş durumda. John Bolton’dan Mike Pompeo’ya bu durum açıkça belirtildi. En son Japonya G20 toplantısında Trump, “Başkan Erdoğan… işin açıkçası herkesin bildiği gibi Kürtlerle bir problemi var. Sınırda 65 bin kişilik bir ordusu vardı ve IŞİD’e karşı bize yardım eden Kürtleri haritadan silecekti. Onu aradım ve bunu yapmamasını rica ettim. Sanırım Kürtler onun veya Türkiye’nin doğal düşmanı. Ve o bunu yapmadı. Sınırda dizilmişlerdi ve bizimle birlikte IŞİD’i yenenleri haritadan sileceklerdi. Dedim ki ‘bunu yapamazsın, bunu yapamazsın’ ve o bunu yapmadı[2] diyerek Türkiye’nin otonomiyi tanımasının ne anlama geldiğini herkese gösterdi.

AKP’nin açmazları

AKP iktidarı bu işte oldukça gönülsüz. Büyük açmazları var. Birincisi Suriye savaşını sürdürmek için iktidar Kürt düşmanlığı kartını sonuna kadar kullandı. Halka ve en önemlisi kendi takipçilerine, ABD’nin Suriye’de bir Kürt devleti kurdurmak istediğini ve kendisinin ise bu devleti engellemek için, yani ABD ye karşı savaşmak için bu askeri harekâtı yaptığını iddia etti. Ama şimdi ABD bu devlet oluşumunu bizzat Türkiye’nin korumasını istiyor. Bu, iktidarın özellikle Türkçü, ırkçı kesimlerdeki tüm desteğinin kaybolması anlamına gelebilir. Milliyetçi tabanda bu noktada büyük çatlamalar oluşması kaçınılmaz.

İkinci sorun ise Türkiye ve ABD’nin Kürtlerinin Barzani hareketi olmasıdır. Barzani hareketi 60’lı yılların sonundan beri sağcı partilerin gizli bir bileşenidir. Öyle ki son seçimlerde Barzani ve adamları açıktan AKP’ye destek vermişlerdi. Geçmişte de Barzanici ağalar başta AP olmak üzere sağcı ve milliyetçi dinci partilerden bürokrat, milletvekili, hatta bakan yapılmışlardı. Barzani ABD’cidir ve kendi bölgesi fiilen Türkiye’nin kontrolü ve koruması altındadır. Rojava da dahil Barzani yönetimi ve AKP’nin politikaları aynılık gösterir. YPG’nin güçlenmesi Barzani hareketinin toplumsal temellerini sarsabilir ya da Barzani’nin toplumsal desteğinde ciddi rahatsızlıklara ve sorunlara yol açabilir. Bu süreç Barzanicilerin çıkarlarını sarsabilir, nitekim bir önceki süreçte Barzaniciler dışlandıklarını iddia etmişler ve sürecin sadece Öcalan, PKK ve HDP üzerinden yürütülmesine karşı çıkmışlardı.

Üçüncü sorun ise Suriye’deki İslamcılara ilişkin. İslamcı bir parti olan AKP’nin, Suriye politikasında kullandığı temel güç İslamcılardır. YPG kitlesi ise laik bir kitledir. Aynı olgu HDP için de geçerlidir. AKP’nin ciddi sorunlar yaşamadan hem YPG hem de cihatçılarla aynı anda çalışması mümkün değildir. Cihatçıların bir kökü kontrgerilladır ama bir diğer kökleri bölgedeki aşiretlerde ve Nakşi tarikatlarındadır. AKP’nin bu aşiretlerin ve dini grupların çıkarlarına zarar vermeden YPG ve HDP ile anlaşması mümkün değildir. Tüm bunlar AKP için iç çatışma kaynaklarıdır.

ABD-YPG: Çelişkili bir işbirliği

Bu arada şunu da belirteyim, HDP ve YPG tabanının laikliği ve modernliği ABD için de büyük bir sorundur. ABD kural olarak hiçbir yerde zorunda kalmadığı sürece laik güçlerle çalışmaz. CHP yönetimi 45’lerden beri Amerikancıdır, ABD’yi Türkiye’ye sokan CHP yönetimidir. Ancak CHP, zorunlu olmadığı durumlar dışında ABD’nin tercihi olmadı. ABD onun yerine Türk-İslam sentezine daha uygun düşen dinci, ırkçı faşist partileri tercih etti. Kılıçdaroğlu’nun Türk-İslamcı ideoloji ile flört eden demeçleri bu yönde yorumlanmalıdır. ABD işgal ettiği Irak, Afganistan gibi yerlerde laik ve modern partileri, bu partiler ABD’ci olsa da dışladı; onların yerine dinci grupları, aşiretleri destekledi ve  yönetime getirdi. Suriye’de, Libya’da rejim değiştirme işinde laik muhalefet yerine İslamcı grupları kullandı, onları destekledi. YPG ile olan işbirliği ise hayatın zorlaması ile olmuştur, IŞİD’e karşı ÖSO grupları başarısız olunca zorunlu işbirliğine girdiler. Ama bu işbirliği çatışmalı bir işbirliğidir. ABD bir yandan YPG’yi IŞİD’e karşı savaşta askeri olarak desteklerken, diğer yandan Türkiye ve Barzani ile çalışmaktadır. ABD’nin YPG’yi koruma kararı konjonktüreldir ve sürekli olması YPG’nin ABD ve Türkiye’nin talepleri doğrultusunda değişebilme kapasitesine bağlıdır. Bu destek her an ortadan kalkabilir.

Nitekim Türkiye Afrin’i işgal ederken, Salih Müslim “Tepemize yağan NATO bombalarıdır” diyordu. ABD, Afrin işgali sırasında YPG’liler üzerinde baskı kurmuş, verdiği silahları Türkiye’ye karşı kullanmalarını engellemiş, Afrin’e gitmek isteyen yabancı kuvvetlerin gidişini engellemişti.

Kürtlerin açmazları

YPG’nin bu sürece katılmayı kabul ettiği basına yansımış durumda. YPG önce hızla Rusya ve Suriye ile görüşmelere girişmişken (görüşmelerde asıl sorun, sonu ayrı bir devlete giden federasyon mu, yoksa kendini Suriye içinde tanımlayan bir özerklik mi olacağı idi) sonunda ABD tarafına döndü ve ABD denetiminde yapılan görüşmelerde Münbiç yönetiminde Türkiye devletine veto hakkı tanındığı, bu hakkın da Türkiye tarafından kullanıldığı bizzat YPG’liler tarafından basına açıklandı. Öcalan ve Cemil Bayık da kamuoyuna yansıyan açıklamalarında sürece katıldıklarını kabul etmiş durumdalar.

Ancak bu durum Kürtler açısından da oldukça büyük açmazlar içermektedir. YPG, Suriye devletinin bir mutabakat çerçevesinde bölgeden çekilmesi ve ellerindeki silahları YPG’lilere bırakması ile oluşmuştu. Kürtler Suriye’de de ezildiklerini söylerler ama Türkiye ile karşılaştırınca Esad yönetimini ehven görürler.[3] Ancak, YPG’nin politikası ABD’nin gölgesinde federasyonu korumak ve bağımsız bir devlete doğru evrilmek olarak biçimleniyor. Ne var ki bu o kadar da basit değil. Kürtlerin yaşadığı toprak alanı ve nüfus göz önüne alınınca Suriye’de bağımsız bir devlet kurmaları ancak yabancı bir devletin koruması ve desteği ile mümkündür. YPG ve birçok milliyetçi Kürt bunu ABD olarak görüyor ama asıl sorun o zaman başlıyor.

Suriye sınırında bu oluşumu koruyabilecek tek güç ABD’nin de müttefiki Türkiye’dir. Onun nasıl koruyacağını anlamak için ise Afrin’e bakmak yeter. Yani ABD denetiminde bir federasyon Kürtler için bağımsızlık değil ama efendi değiştirme işlemi olur; Suriye’nin kontrolünden Türkiye’nin kontrolüne… Bu durum bırakınız Suriye’deki Kürtleri, Türkiye’deki Kürtler arasında bile tepkiye neden olacaktır. YPG yönetiminde bu yöndeki eğilimler güçlü olsa da bunu halka kabul ettirmek zordur.

YPG ne yapacak?

YPG için asıl handikap ABD ile işbirliğinden kaynaklanmaktadır. ABD emperyalist bir güçtür ve son on beş yılda sadece Irak ve Suriye’de milyonlarca insanın ölümünden sorumlu. Sonuçta ABD bölgeyi Kürtler de dahil daha iyi sömürmek için işgal ediyor, bombalıyor, cihatçıları silahlandırıp Kürtler de dahil halkın üzerine salıyor. Emperyalist bir güçle işbirliği yapıp devlet kurmaya kalkmak konusunda YPG ilk değil ama daha önceki denemelerin hepsi hüsranla sonuçlandı. YPG’nin ABD ile işbirliği, sol sosyalist bir alternatifin yokluğunda, Arap emekçilerin milliyetçi dinci oluşumlara hızla kaymasına neden olacaktır. Bu ise Kürt ve Arap emekçiler arasındaki güvensizliği artırır, bırakın bağımsız Kürdistan’ı, özerkliği bile imkânsız kılan bir atmosfer yaratır. YPG ciddi paradigma değişikliklerine gitmezse önünde birbirinden kötü iki ihtimal beliriyor. Ya ABD emperyalizmi ile işbirliği ve Türkiye’nin denetimine girme ya da Suriye ile özerklik temelinde anlaşma.

YPG yönetimi Türkiye denetimine girmektense, Rusya ve Suriye ile anlaşabilir ve kanton politikası temelinde Suriye ile kalmaya karar verebilir. YPG’nin Suriye ile anlaşması ABD’nin Suriye’deki tüm meşruluğunu yok eder, dahası Türkiye’nin İdlip ve Afrin’den çekilmesini zorlar. Suriye ve YPG’ye karşı Türkiye bu işgali sürdüremez. YPG bu kartı kullanarak Suriye’ye bir demokrasi programı temelinde özerkliği dayatabilir, ki Rusya ve Suriye yönetimi özerkliğe kapı araladıklarını daha önce göstermişlerdi.

Ama Afrin’de bunu yapmadılar, Suriye ile anlaşma yerine federasyonda ısrar ettiler ve Afrin’in Türkiye eline düşmesini Suriye yönetiminin taleplerini kabul etmeye tercih ettiler. YPG bu savaştan ABD desteği ile ayrı bir devlet kurarak çıkmayı umuyor. Bu mümkün değil, Kürtler ABD gölgesinde ne bağımsızlığa ne de demokrasiye ulaşabilirler. Görünen o ki alabilecekleri tek şey Türkiye denetiminde otonom bir bölge. Yani Barzani bölgesi ile Afrin işgali arasında bir oluşum.

Ortadoğu’da şu an devrimci bir alternatif yok. Kürtlerin özgürlüğü, demokrasi ve emperyalizmden bağımsızlık, hepsi birbiri ile derinden bağlı konulardır ve bunlar ancak sosyalist bir program temelinde bir araya gelen; demokrasi, özgürlük ve bağımsızlık hedefi ile savaşan her inançtan Kürt, Türk, Arap emekçilerin mücadelesi ile mümkündür.

Dipnotlar:

[1] http://www.diken.com.tr/uras-barzani-gorusmesi-federasyon-incelemesi-ve-oslo-toplantisi-tesaduf-degil/

[2] https://t24.com.tr/haber/trump-erdogan-suriye-deki-kurtleri-haritadan-silmek-istiyordu-yapamazsin-dedim-yapmadi,828328 ve https://www.reuters.com/article/us-mideast-crisis-usa-syria/bolton-says-turkey-must-not-attack-kurdish-fighters-once-u-s-leaves-syria-idUSKCN1P0090

[3] http://serxwebun.org/arsiv/222/#/27/zoomed  PKK Başkanlar Kurulu  Hafız Esad’ın ölümü üzerine başsağlığı mesajı yayınlamış ve onun ”Kürt halkına gösterdiği dostluk” a özel vurgu yapmıştı.