Uzlaşma yok, AKP gidecek!

Sosyalistler, devrimciler bu süreçte kendi yanıtlarını ortaya çıkarmalı. Bu krizin içindeki olanağı görüp hem sistemin restorasyon hamlelerine dur diyecek hem de iktidar karşıtı tepkileri devrimci bir hatta seferber edecek eylem programını çıkarmak için bugünden ne yapmalı?

Uzlaşma yok, AKP gidecek!

Erdoğan tipi faşizm bu biçimiyle devam ettirilemez. Çok iddialı bir söz mü? Öyleyse devam edelim. Erdoğan’da simgeleşen rejimin geldiği nokta ya bir çeşit onarıma/yenilemeye tabi tutulacak ya da yıkılacak. Siyaset arenasındaki her aktör bu krizi görüyor ve sonbahara hazırlanıyor. Erdoğan sandıkta darbe almış, gücünü nereden toparlayabileceğine, karşısındaki aktörler seçim sonrası oluşan durumu değerlendirip alacakları role bakıyor. Belli ki devrimcilerin de bu süreçte heybesini doldurması, doğru pozisyonu alarak aklını, eylemini “AKP’yi nasıl yıkarım” sorusuna odaklaması gerekiyor. Erdoğan’a can simidi atanların önüne geçmek, onun yıkılması için eylemini en etkin şekilde kullanmak… İşte bu gerçek bir iddia!

Erdoğan’ın yıllardır sandık gücüne dayanarak sürdürdüğü, siyasi, ekonomik program Yerel Seçim sürecinde ciddi bir darbe aldı. Şimdi Erdoğan gücünü yeniden toparlamaya çalışırken bir yandan parti içi muhaliflerin önünü almaya öte yandan da emperyalist odaklarla bir süredir iyice tıkanma noktasına gelen S-400, Suriye, Doğu Akdeniz gibi sorunları çözmeye çalışacak.

Dış politika adeta bir krizler yumağı

Dış politikada üç kriz eş zamanlı olarak yaşanıyor: S-400 krizi, Doğu Akdeniz krizi, Suriye krizi. ABD’nin ve NATO’nun bütün itirazlarına ve yaptırım tehditlerine rağmen S-400’ler gelmeye başladı. ABD, Türkiye’nin F-35 programından çıkarıldığını açıkladı. Erdoğan ise süreci kendisine bu konuda anlayış gösteren Trump ile arayı iyi tutarak yönetmeye çalışıyor. Doğu Akdeniz’de Türkiye’yi bütünüyle yalnızlaştıran AKP iktidarı Avrupa Birliği’nin şimşeklerini üstüne çekme pahasına sondaj faaliyetlerini sürdürüyor. Tepkilere yanıtı ise göçmenler konusunda Avrupa ile imzalanan anlaşmaları uygulamamak ve mültecileri salmak; yasa dışı göçü tetikleyecek biçimde Suriyelilere Türkiye’yi terk etmeleri için süre tanımak; kozlarını ortaya sürmek için bir yandan Kıbrıs hamasetini harlarken bir yandan da Libya iç savaşında İslamcılara aktif destek sunmak… Üçüncü kriz odağı Suriye’de ise iddialar Şam’da namaz kılmaktan Rojava’da Kürtlerin statü elde etmesini engellemeye kayalı çok oluyor. Şimdi Ankara ile Rojava arasında mekik dokuyan ABD’nin zorlamasıyla bir tür müzakere süreci tartışması gündeme gelirken, taraflar masaya elleri güçlü oturmak için hamlelerini yapıyor. TSK, Irak’ın kuzeyinde operasyonlarını tırmandırarak sürdürürken Suriye sınırının Rojava kantonlarına komşu bölgelerine de yığınak yapılıyor. Kürt silahlı hareketi de sıra dışı karşı yanıtlar veriyor. Devletin “diplomat” PKK’nin ise “MİT elemanı” diye andığı Osman Köse, Erbil’de PKK’nin sahiplendiği bir eylemle öldürüldü.

ABD’den bağımsızlaşmak iddiasıyla ülkeyi emperyalistler arası çatışmanın çapraz ateşine itmek… Doğu Akdeniz’de hakkına sahip çıkma iddiasıyla bölgede tek dost ülke bırakmamak ve Suriyelileri ölüm yolculuğuna zorlamak… Kürt sorununun üstesinden gelme iddiasıyla çatışmayı ve savaş tehdidini en üst düzeye çıkarmak… AKP mantık sınırlarını zorlayan bu hamleleriyle bir çözüm vadetmiyor. Artık gitme vaktinin geldiğini söylüyor.

Kriz sadece dış politikada değil. Ekonomi dikiş tutmuyor. Merkez Bankası’na operasyon yaparak faizi düşürme hamlelerinin çözüm olmayacağı çok açık. 11. Kalkınma Planı hedefleri bir önceki dönemin yüzde 50 gerisinde kaldı. Anketlere bakılırsa ekonomik kriz AKP’nin oy kaybetmesinde birinci sıradaki neden. Pazar yerlerinin verisi de bu yönde. Halk geçim sıkıntısına çözüm bekliyor.

Tüm bu krizler bugüne kadar hem emperyalist sistemdeki belirsizlikler hem de içerde alternatifsiz olmanın getirdiği rahatlıkla bir biçimde idare edilebiliyordu. Ancak AKP’nin yerel seçimlerde aldığı yenilgiyle, bu krizlerden her biri bir diğerini tetikleyebilen ve kendi ağırlığından büyük sonuçlar doğurabilen hale geldi. Kurulduğundan beri AKP içerisinde ilk ciddi ayrılma hareketi yaşandı ve yerel yönetimlerin kaybı blok durarak muhalefetin yüzde elli artı bir dengesini tersine çevirebileceğini gösterdi. En çok çıkan seslerden biri de AKP hazır sıkışmışken rejimi onarma ve yenileme sürecine zorlamak. Rejimi yenilemek için sıraya giren aktörlere dikkat.

Başkanlık rejimi yıkılmadan yenilenme olmaz!

Ali Babacan’ın istifasının ardından Ahmet Davutoğlu sesini daha da yükseltmeye başladı. Erdoğan parti içi muhalefeti “boş çuval” diye tanımlasa da Babacan’ın parti girişiminin AKP içerisinde bir tartışmaya ve ilgiye neden olduğu açık. AKP içindeki tek sorun Babacan ve Davutoğlu’nun bayrak açması değil. Seçim yenilgisinin ardından özellikle bakanlara yönelen eleştirilerin ve başkanlık rejiminin işlemeyen yanları olduğu eleştirilerinin parti içi toplantılarda sık sık dile getirildiği, dışarıya sızan bilgiler arasında. Erdoğan’ın parti içerisinden gelen eleştirileri küçük bir kabine değişikliğiyle ve yurt gezisine çıkarak çözme niyetinde olduğu söyleniyor.

Erdoğan’ın sandık desteğindeki gerileme muhalefet açısından da yeni olanaklar açtı. Başta CHP olmak üzere muhalefet hem kendini bir iktidar alternatifi haline getirmeye çalışıyor hem de sistemin bekası için rol almaya soyunuyor. CHP’sinden Saadet Partisi’ne “başkanlık sistemi kalabilir ama…” ile başlayan sözleri ve yeni anayasa tartışmaları muhalefetin bu kesimi açısından var olanla doğrudan çatışmamak ve iyileştirmelerle yetinmenin ötesine geçilemediğini gösteriyor. Açıktır ki, CHP’nin kısa vadedeki ilk gündemi yeterince hazır olmadığı yerel yönetim koltuklarında neler yapacağı. Siyasetin genel düzlemine ilişkin müdahaleler açısından sonbahar bile CHP için erken sayılabilir.

Yeni anayasa tartışmasını güçlü bir şekilde dile getirmeye çalışan bir diğer muhalefet odağı ise HDP. Ancak Erdoğan gitmeden ya da başkanlık rejimi kalkmadan yeni bir anayasanın yapılamayacağı ortada. Seçim öncesi Öcalan’la yapılan görüşmeler ve gelen mesajlar yeni bir çözüm sürecinin seçim ekseninde başladığı izlenimini verse de asıl olarak Suriye’de gelinen nokta ve ABD dayatmasıyla henüz ayrıntılarına kamuoyunun vakıf olmadığı bir sürecin adımlarının atıldığını söyleyebiliriz. Bölgede ABD planları doğrultusunda görüşmelerin ne Kürtlere ne Araplara ne de Türklere bir kazancının olmayacağı açık. AKP’yi Suriye’de sıkıştığı yerde rahatlatacak bir çözüm süreci hamlesi barış, kardeşlik ve eşitlik temelli bir çözümü getirmez.

***

AKP’nin bugüne kadar üzerinde yükseldiği denge bozuldu. Bu dengeyi yeniden tesis etmeye çalışmak, rejimin işlemeyen yanlarını onarmak, yenilemek, uzlaşı zeminleri aramak hem nafile hem de hatalıdır. AKP ne iflah olur ne ıslah! Bugün muhalefetin odaklanması gereken Erdoğan’ın ve başkanlık rejiminin yıkılmasını sağlamaktır.

Türkiye’de bütün siyasal aktörler 23 Haziran sonrası oluşan duruma göre hazırlıklarını yapıyor. AKP’deki çözülmeyi kim toplayacak, yerel yönetimleri kazanmak “ülkeyi de yönetirim” iddiası yaratacak mı? Rejimi revize etmek mümkün mü? S-400’den Doğu Akdeniz’deki sondaj faaliyetlerine dış politikadaki krizlerin ülke içine etkisi ne olacak? Bunları kısa zamanda göreceğiz. Ortaya çıkan zayıflık ve idare edememe hali nasıl olsa devlet gücü ellerinde bir yolunu bulup toparlarlar denilemeyecek kadar büyük. Sosyalistler, devrimciler bu süreçte kendi yanıtlarını ortaya çıkarmalı. Bu krizin içindeki olanağı görüp hem sistemin restorasyon hamlelerine dur diyecek hem de iktidar karşıtı tepkileri devrimci bir hatta seferber edecek eylem programını çıkarmak için bugünden ne yapmalı?

Yaz boyu yapılacak siyaset tartışmaları, eğitimler, örgütlenmeye dair planlamalar, sosyal kültürel faaliyetler… Bunların hepsi yeni dönemin kavgasını güçlendirecek şekilde düşünülmeli. Tıpkı yasaklanmaya çalışılan kadın kampında gösterilen irade ve yapılan örgütlenme çağrısı gibi her alanda daha örgütlü ve cüretli olmanın yollarını aramalı. İddialı olmak lazım; şimdi sol seçeneği halk içerisinde var etmek ve bugünün sosyalist hareketini yaratmak için kolları sıvayalım.