Kopyacı Yeşilçam sineması, bir belgesel ve bir belge

Türkiye’deki sinemanın tarihine bakıldığında, kısa yoldan para kazanma refleksinin hep var olduğu kolayca görülür. Sinemada köşe başlarını tutan ailelerin, yapımcıların, patronların para kazanma hırsları ve onlara teslim olan yönetmenleri sinemanın bugün geldiği noktanın müsebbibleridir.

Kopyacı Yeşilçam sineması, bir belgesel ve bir belge

Bir zamanlar İstanbul Beyoğlu’nda Yeşilçam Sokak’ta film şirketleri bulunurdu. Oyuncular, film ekibi bu sokakta sabahın erken saatlerinde toplanır ve film setlerine servis araçları ile giderlerdi.

Türk sineması 1950’lerden itibaren 40 yıl süre ile  bu sokağın ismi ile anıldı.

Yeşilçam sineması 1950’li yıllarda öğrenme ve acemilik dönemini geçirir

1960’lı yıllarda ise Türk sineması yapımcıları en parlak dönemlerini yaşarlar.

1980 darbesi sebebiyle Yeşilçam 3 yıllık zorunlu tatile girer.

1983 sonrası film çekimleri yeniden başlar  ve 1990’a doğru da Yeşilçam sineması çöker. 

Bugün İran Sineması, Güney Kore Sineması gibi birçok ülkenin kendine özgü bir sinema dili,  kimliği olan bir sineması varken, 7000’den fazla film üretilen Türkiye’de böyle bir sinema dilinden bahsetmek mümkün değil. Bunun nedenlerini Cem Kaya araştırmış ve yaptığı belgeselle adeta Türk Sinemasının bir dönemini mercek altına almış. 

Yeşilçam Sinemasının röntgenini çeken bir belgesel: Motör 

Cem Kaya’nın ‘Kopya kültürü ve yeşilçam sineması “Motör”  belgeselini mutlaka izlemenizi öneririm. Belgeselde Temel Gürsu, Safa Önal, Halit Refiğ, Çetin İnanç, Yılmaz Atadeniz, Duygu Sağıroğlu, Fikret Hakan, Aydemir Akbaş, Süheyl Eğriboz, Erol Batıbeki, Kunt Tulgar, Selahattin Geçgel gibi dönemin bir çok sinemacısı ile görüşmeler yapılmış.[1]

Belgeselde konuşan Temel Gürsu ‘Yeşilçam’da anlatılan senaryoların hepsi aynıdır.. Aldatma, komedi, tarihi filmler, süper kahramanlar, fantastik , romantik filmler… 30-35 hikaye tekrar eder durur.’

 Atlas sineması 2000 kişilik bir sinema salonu. Günde 10.000 kişi film izlemek icin geliyor, gişenin hasılatını düşünün.

Aynı 35 mm film bobinleri birden fazla sinemada kullanılıyor. Motosikletle bir kişi filmi bir sinemadan alıyor diğer sinemaya yetiştiriyordu. 

Yeşilçam’da senede 300 film yapılırken sadece 3 senarist vardı: Safa Önal, Bülent Oran ve Erdoğan Tünaş. Bu kadar filme 3 senaristin yetişmesi mümkün değil. Dolayısıyla kopya filmler ve hikayeler gündeme geliyor. Yeşilçam’da üretilen filmlerin birçoğu Hollywood filmlerinin Türkiye’de yeniden çekilmesi ile ortaya çıkar.

Örneğin Derbeder filmi Emily Bronte’nin Uğultulu Tepeler romanından uyarlanmıştır.

Yapımcılar genelde bölgesel sinema işletmecilerinin arzularına göre film yaparlardı.

Türkiye 5 film işletme bölgesine ayrılırdı. Adana en büyük bölge, sonra İzmir, daha sonra Karadeniz ve Ankara.

Eğer bu bölgelerden yapımcı yatırdığı parayı çıkarırsa, İstanbul bölgesi kar olarak kalırdı.

Halit Refiğ ‘Sinema işletmecisi yapımcıya sipariş verirdi. “Bu sene 6 film istiyorum İçinde örneğin Ayhan Işık, Türkan Şoray, Öztürk Serengil olsun” derdi.

Dünyayı Kurtaran Adam gibi filmlerin yönetmeni Çetin İnanç : ‘Bugün filmlerin ödülleri, mesajı,  kalitesi gibi kriterlere bakılıyor.

O günlerde kim başrolde oynuyor, kaç adet kavga sahnesi var?  bunlar önemliydi.’

Çetin İnanç ‘senede 20 film çekiyordum’ diyor

‘Örneğin sinemada Bir Avuç Dolar oynuyor. Senaryoyla niye uğraşayım?

Ertesi günü aynısını çekiyordum. O dönem telif diye bir şey yok’

‘Film çekerken yemek dağıtamıyorum, orkestra bulup müzik mi yaptıracağım? Plağı alıyor koyuyorduk filme’

Araba çarpışma kovalama sahnelerini başka filmlerden alıp koyuyorduk.

Dünyayı Kurtaran Adam filmi için sinemalarda gösterilen Yıldız Savaşları filminin kopyasını çaldık Akın Film’in deposundan. Depocuya verdik parayı, aldık kopyayı. İlgili parçaları aldık, kopya yerine geri gitti.

Dünyayı Kurtaran Adam filminde 19 ayrı filmden parça var. 8 farklı filmin müziği kullanıldı’

Örneğin Tosun ile Yosun filmini  Lorel Hardi kopyası olarak Nuri Ergün 1963’de çekmiş. İlk Kan yerine Vahşi Kan, Tarzan İstanbul’da, Drakula İstanbul’da, Süperman..

Aydemir Akbaş: ‘Aç gözlü yapımcılar 5 kuruş daha fazla kazanmak için işin cılkını çıkardılar’ diyerek aslında neden Türk Sineması bu halde? sorusunun yanıtını veriyor.

Duygu Sağıroğlu : ‘47 yaşımda sinema yapmayı bıraktım.. Başkalarının önerdiği filmleri yapmaktan sıkılmıştım benim önerdiğim filmleri de kimse yapmadı.

Çetin İnanç’ın belgeseldeki aşağıdaki sözleri oldukça manidar: “En büyük sıkıntım, istediğimi hiç yapamadım. Bana film çektin mi diye sorarsan hiç film çekmedim. Düşündüğüm hiçbir şeyi yapamadım.

‘Pavyona düştüm ekmek parası için’ gibi ben de ekmek parası için bunu yaptım”

1974 yılından bir belge: Türk Sinemasının sorunları

Ankara Sinematek Derneği tarafından 11 Nisan 1974 tarihinde Alman Kültür Merkezinde ‘Türk Sinemasının sorunları’ başlıklı bir sempozyum düzenlenir.

Nijat Özön, Oğuz Onaran, Ziya Temeltaş, Alim Şerif Onaran, Lütfi Akad, Engin Ayça, Oğuz Makal, Mahmut Tali Öngören konuşmacı olarak katılmış, Vecdi Sayar toplantıyı yönetmiş.

Toplantının band çözümünü dönemin Ankara Sinematek Derneği yönetmeni Turan Tanyer gerçekleştirdi ve metni sinematek.tv’ye verdi.[2]

27 sayfalık daktilo edilmiş metinden bir çok bilgi öğreniyoruz. Örneğin: 1964 yılında birinci Sinema Şurası’nın toplandığını, Şura’nın ilk günü bazı yapımcıların Şura’dan çekildiklerini, sinemadaki sansür ve sinemanın iktisadi sorunları  hakkında iki ayrı rapor hazırlandığını öğreniyoruz.

Ümit Utku’nun başkanlığındaki Türk Prodüktörleri Cemiyeti’nin hükümetle arası iyi olan ve bazı yasalar çıkartan bir çıkar grubunu temsil ettiğini,  ayrıca Hürrem Erman’ın başkanlığındaki Türk Filmcileri Derneği ve Süreyya Duru’nun başkanı olduğu Film Yapımcıları Derneği gibi yapımcı örgütlerinin olduğunu öğreniyoruz.

1973 yılında Nevzat Pesen isimli sinemacının tefecilere olan  borcunu ödeyemediği için intihar ettiğini, sinemanın tefecilerin eline kaldığını, tefecilerin %35 faizle borç verdiklerini ve bir çok sinemacının iflas ettiğini öğreniyoruz.

Ayrıca 3,4 ve 5 Nisan 1974 tarihlerinde İstanbul’da Türk Sinematek Derneği’nin öncülüğünde bir sempozyum daha yapıldığını, 14 konu başlığında 31 tebliğ sunulduğunu,  bir ‘Türk Sinema Kurumu’ kurulması önerisi yapıldığını öğreniyoruz.

 Sonuç olarak

Hem ‘Kopya kültürü ve yeşilçam sineması: Motör’ belgeseli hem de ‘Türkiye’de Sinemanın Sorunları’ sempozyumu notlarından bazı sonuçlara ulaşmak mümkün. Türkiye’deki sinemanın tarihine bakıldığında, kısa yoldan para kazanma refleksinin hep var olduğu kolayca görülür. Sinemada köşe başlarını tutan ailelerin, yapımcıların, patronların para kazanma hırsları ve onlara teslim olan yönetmenleri sinemanın bugün geldiği noktanın müsebbibleridir.

 

 

 

[1] 96 dakikalık belgeseli sinematek.tv ‘deki bu linke tıklayarak izleyebilirsiniz. http://sinematek.tv/motor/

[2] Türk Sinemasının Sorunları toplantısının band çözümünün tam metnine sinematek.tv’nin aşağıdaki linkine tıklayarak erişebilirsiniz

 http://sinematek.tv/turk-sinemasinin-sorunlari-1974-acik-oturum-ankara-sinematek-d/