Kara Yarısı: Sağ yanım çürüyor sol yanım diri

Mahir Ünsal Eriş, Kara Yarası adlı öykü kitabıyla insanın içindeki karanlık noktaların, damarlarından şer akanların peşine düşüyor ama bütün güzelliklere düşman olan ve “evde zor tutulan %50” (kara yarı) toptan bir çürüme yaşarken, bedel ödeyerek de olsa diri kalanların olduğunu unutturmuyor

Kara Yarısı: Sağ yanım çürüyor sol yanım diri

“Yok başka cehennem yaşıyorsunuz işte”

Behçet Aysan

İnsanın içindeki kötülüğü ele alan romanlar içinde Sineklerin Tanrısı herhalde en bilindik olanıdır. Sorunu insan doğasına bağlayan bu bakış açısından farklı olarak, Rakel Dink eşinin tabutu başında “bir bebekten katil yaratan karanlığı” sorgulayarak devletin ve toplumun kötülüğün yayılmasındaki rolüne dikkat çekmişti.

Mahir Ünsal Eriş, Kara Yarası adlı öykü kitabıyla insanın içindeki karanlık noktaların, damarlarından şer akanların peşine düşüyor ama bütün güzelliklere düşman olan ve “evde zor tutulan %50” (kara yarı) toptan bir çürüme yaşarken, bedel ödeyerek de olsa diri kalanların olduğunu unutturmuyor.

Hem suçlu hem güçlü olunca, ekmek derdine düşmüş garibanların zayıf noktasından nasıl yakalandığını, düzenin tesisini sağlamakla görevli polisin görevini (!) nasıl yerine getirdiğini, çocuk istismarını planlayanların nasıl iyiliksever komşu postuna büründüğünü gösteren kalemiyle içimizi kanırtıyor. Vatan-millet sevgisi gibi “yüce amaçlar” adına yapılan vandallıklarda olduğu gibi alçaklık su misali en dip seviyeden akıyor.

“Dilde sermayem bir ah kaldı”

Sendikal mücadele vermenin bedelini gerici şehirlere sürülerek ödeyen insanların yaşadığı yalnızlığı ve mahalle baskısını, ahlak bekçiliği yapanların ikiyüzlülüğünü yüzümüze çarpıyor. Hak ve adalet gibi kavramlara alerji duyan bir İç Anadolu kasabasını bünyesinde taşıyamadığı etik değerleri kusarken görüyoruz.

İlkel bir namus anlayışıyla evladına kıyan zalimliği, gizlice yaptığı iyiliği kement edip Yaşar Usta’nın boynuna dolayan dedikoduyu ve linç kültürünü konu alan öyküsüyle kötülerin dünyasında kimsenin güvende olamayacağını fısıldıyor.

İnsanı içten içe kemiren şüpheye, LGBTİ+ cinayetine, ihanete uğrayan devrimcilere de yer açan kitap, gizemli bir yabancının aniden ortaya çıktığı öyküyle ağzımızdaki acımtırak tadı alıyor.

Oniki Mehmet öyküsü, Türk Polisinin başarısının (!) anlatıldığı Aziz Nesin’in Fil Hamdi’sini andırıyor.

“Feryada gücüm yok feryatsız duy beni”

3 öyküden oluşan Erduran Masalları bölümünde dünyayı değiştirmeye çalışan devrimci gençlerin naiflikleri, henüz tam olarak tanıyamadıkları hayatın duvarlarına her tosladıklarında Erduran Abi’nin imdatlarına yetişmesi 90’lı yılların insan kaçırma ve işkence vakaları ile birlikte anlatılmış.

“Hayat sen ne çabuk harcadın beni”

Kitabın son bölümü Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Beş Şehir “adlı kitabına nazire yapar gibi bir ad taşıyor: Dört Şehir

Sırasıyla Bursa, Ankara, İzmir ve İstanbul’da geçen 4 öyküde beyaz yakalıların yaşam tarzı, tüketim alışkanlıkları, pavyonda çalışan kadınların çilekeş hayatı ve ülkücü mafyanın raconundan kesitler var. Her öykünün adı 1’den 4’e kadar numaralanmış pavyonlardan oluşuyor ama “Dördüncü Pavyon” adlı öykü diğerlerinin aksine İstanbul’da bir AVM’de geçiyor. Orta sınıfın mağaza mağaza dolaşıp, ömrünü tükettiği AVM’lerle pavyonlar arasında özdeşlik kuran yazar kapitalizm eleştirisini dikkatli okurların bulabileceği yere, satırların arasına gizlemiş.

Egeli olan yazarımız toprakçılık yaparak simide “gevrek”, çekirdeğe “çiğdem” denilen İzmir ağzıyla dalga geçilmesinin intikamını alıyor. Ankara’yı anlatırken minibüse “dolmuş”, çamaşır suyuna “ozon” denilmesini yadırgamamak, bu şehri olduğu gibi kabul etmek gerektiği konusunda uyarısını yaparak, Angaralıları [sic] örtük olarak anomali ile damgalıyor. Canı sağ olasıca yazar “Onda neyin sevileceğini bir onu sevenler görür” dediğinde son darbeyi indiriyor ve Ankara’yı yerle yeksan ediyor (Gardaş, adam bizi gömdü la).

Gavur İzmir’deki öyküde ise konuşma dilindeki tek farklılık eskinin Reis’inin yerini Başkan’ın almış olmasıdır.

İnsanın karanlığından yola çıkarak, taşrayı, İzmir treninin raylardaki sıcaklığını, Ankara’nın ayazını, Bursa’nın türbe kokan sokaklarını duyumsatan Mahir Ünsal Eriş’in Kara Yarısı kitabına kitaplığımızda yer açılmalı.