“À ma Soeur” filminde cinsellik ve tahakküm ilişkisi

Bir erkek ve kadın arasında gerçek manada bir eşitlik sağlanmadığı sürece her cinsel deneyim kadının ikincileştirilmesinin bir aracı haline gelmektedir

“À ma Soeur” filminde cinsellik ve tahakküm ilişkisi

Ataerkil yapı, kadınların hayatının her alanında onları sıkıştıran, ikincilleştiren ve baskı altına alan bir yapıdır. Kadınlık ve erkeklik birlikte bu yapı içerisinde toplumsal olarak inşa edilir. Böylece kadının rolü erkeğin egemenliği altında gerçekleşir. Bu durum ancak kadının bilinçli mücadelesiyle yani feminizmle yıkılabilir. İşte feminist bir yönetmen olan Catherine Breillat filmleriyle böyle bir mücadele içerisinde yer almıştır. Breillat, Romance, Sex is Comedy, Perfect Love gibi filmlerinde her daim ataerkil yapıyı teşhir eder. Filmleri özellikle ataerkil sistemin baskı mekanizması olan kadın cinselliğinin özgürleşmesiyle ilgilidir. Kadın cinselliği üzerindeki baskılar yüzyıllardır her toplumda, -ileri ve gelişmiş Avrupa toplumlarında da- görülmektedir. Zira Fransız yönetmen Breillat bu baskılanmayı Avrupa’nın cinsiyet eşitliği konusunda ileri olan ülkelerin birinde yetişmiş biri olarak hisseder ve filmlerine yansıtır. Breillat’ın À ma soeur (Kız kardeşim – 2001) filmi kadının cinselliği yaşaması (yaşayamaması da diyebiliriz) ile ilgili baskılanmayı sarsıcı bir biçimde dışa vuran bir filmdir. Breillat, henüz ergenliğe girmiş iki kız kardeş Anais ile Elana üzerinden cinsellik, aşk, kadın bedeni ve aile gibi kavramları sorgulamaya açtığı filmiyle seyircisine seslenir. Film Anais’in filmin yönetmeni Breillat’ın henüz 12 yaşındayken yazdığı şu şarkıyı mırıldanmasıyla başlar:

Altıdan on ikiye kadar çok sıkıldım,

On ikiden altıya,

On ikiden on ikiye,

Her zaman

Keşke

Bulabilseydim

Ölü diri fark etmez

Bir erkek, bir ceset

Bir hayvan

Bir beden, bir ruh

Bir kurt adam

Umurumda değil

Sırf hayal etmek için

Çok sıkıldığım için

Bedenini ve cinselliğini keşfetmeye çalışan Anais, film boyunca şarkıdaki gibi sıkıntılı bir ruh hali içerisindedir. Zira güzellik standartlarına uymayan, dolayısıyla bunun dramını yaşayan Anais hayata karşı kardeşi Elana’ya göre çok daha gerçekçidir. Anais aşkı da cinselliği de bu realist yaklaşımla değerlendirir. Çekici ve güzel Elana ise bu realist yaklaşımdan çok uzaktır. Filmin daha ilk sahnesinde bu yaklaşım farklılığı kendisini gösterir. Anais ve Elena ilk cinsel deneyimin kimle olması gerektiği konusunda tartışırlar. Anais bu deneyimi rastlantıyla karşılaştığı öylesine, tanımadığı biriyle “hiç kimseyle” yaşamak istediğini söylerken Elena bu deneyimi gerçekten sevdiği ve aşık olduğu adamla yaşamak istediğinden bahseder. Anais bunu da şöyle açıklar: “Sonradan ya onun seni sevmediğini ya da senin onu sevmediğini fark edersin ve kendini aptal gibi hissedersin.” Anais’e göre bu duruma anlam yüklemek oldukça gereksizdir. Bu bağlamda kadın cinselliği ile ilgili yapılan araştırmalar göstermektedir ki, “modern toplumlarda cinselliğin anlamı da kadınlar ve erkekler açısından oldukça farklıdır. Kadınlar cinselliği hem sevgi ve şefkatin hem de arzunun içinde olduğu bir bütün olarak yaşamaya eğilimlidir. Oysa erkek cinselliği sadece haz odaklı, dolayısıyla da bir ilişki içinde olmadan, sadece o ana yönelik bir arzu şeklinde yaşanılır.”  Bu toplumsal olarak yapılandırılmış bir öğretidir. İki cins arasındaki bu anlam farklılığının yarattığı hayal kırıklığı filmde de etkisini görebileceğimiz bir gerçekliktir.

Elana ilk cinsel deneyimini yaşayacağı Fernando ile tanışmış ve ona aşık olmuştur. Fernando ise aşkı yaşamaktan çok cinselliği yaşama konusunda heveslidir. Elana cinsel deneyimden oldukça korkmakta ve tedirginlik duymaktadır. Fernando’nun aşkının gerçek olduğuna emin olmak istemektedir. Fernando ise Elana’nın aşkını ancak onunla cinsel deneyimi yaşamasıyla kanıtlayabileceğini söyler. Elena bunu bir süre kabul etmek istemese de sonunda tam da hayal ettiği gibi ilk cinsel deneyimini aşık olduğu adamla (Fernando) yaşamaya karar verir. Seviştikleri sahnede Elena ile Fernando arasında geçen konuşmada Elena, Fernando’ya daha önce kaç kadınla birlikte olduğunu ve birlikte olduğu kadınları sevip sevmediğini sorar. Fernando’nun yanıtı şöyledir: “Onlarla yattım çünkü ben bir erkeğim.”  Böylece bir nevi erkek olmak cinsellik üzerinden kanıtlanır. Elena’ya karşı hislerinin farklı olduğunu söyleyen Fernando bunu Elena’nın bakireliğini öne sürerek gösterir: “Erkekler bakire kadınlarla birlikte olmak istemezler; bu sorumluluğu almak istemezler ama ben istiyorum bu da sana olan sevgimin göstergesi.” Kadın ve erkek arasında eşit bir ilişki kurulamaz. Bekaretin sorumluluğunu almak bir sevgi gösterisine dönüşür. Üstelik bu da gerçek bir sevgi göstergesi değil; istediğini elde etme yöntemidir. Dolayısıyla bu cinsel deneyim Elana’ya mutluluk getirmez; ama gerçeklerle yüzleşmesine olanak sağlar. Fernando’nun Elana’ya hediye ettiği yüzük de bu yaşanan sahte ilişkinin bir sembolü olur. Çünkü yüzük aile yadigarıdır ve Fernando bu yüzüğü ailenin haberi olmadan Elana’ya vermiştir. Yüzüğün sahteliğinin ortaya çıkışı ile birlikte bu ilişkinin de gerçek bir sevgi ve aşk ilişkisi olmadığı açığa çıkar. Bir erkek ve kadın arasında gerçek manada bir eşitlik sağlanmadığı sürece her cinsel deneyim kadının ikincileştirilmesinin bir aracı haline gelmektedir.

Filmde Anais, ataerkil yapıda cinselliğin de erkeğin haz ve arzularına göre gerçekleştiğini fark eden gerçekçi bir kişi olarak bu cinsel deneyimi hayal kırıklığına uğramayacağı, öylesine bir insanla gerçekleştirmeyi dilemiştir. Anais’in bu dileği filmin sonunda bir tecavüz sonucunda gerçekleşir. Tecavüz erkek şiddetinin bir tahakkümüdür. Kadının baskı altına alınması, bedeninin tahakküm altına alınmasıyla gerçekleşir. Böylece tecavüz erkeğin iktidarını göstermesinin bir yoludur. Erkek hegemonyası bu yolla sağlanarak kadın hem aşağılanır hem de erkeğin iktidarını kabullenir. Bu bağlamda baktığımızda Elana da film boyunca erkeğin tahakkümü altındadır. Elena’nın istek ve arzuları yoktur. Sadece korkuları ve endişeleri vardır. Elana, yaşayacağı cinsel deneyimi erkeğin istekleri ve arzusu üzerinden tarifler. Eğer bu deneyim yaşanacaksa önce erkeğin aşkına ve sevgisine ikna olmalıdır. Dolayısıyla kendi deneyimini yine erkek üzerinden kurgular. Zira kadının yaşadığı cinsellikten zevk aldığına dair hiçbir gösterge yoktur. Breillat, filmin sonunda izleyiciye şu soruyu sordurur: Gerçekten sevgiyle yapıldığını düşündüğünüz ama öyle olmayan bir cinsel deneyim mi yoksa tecavüz mü daha yıkıcıdır?

Kaynaklar

Şahika Yüksel ve Dilek Cindoğlu, “Kadın Cinselliği” CETAD, 2006.

Bilge Taş, “Catherine Breillat Sineması’nda kadın cinselliği ve beden algısı” Ankara Üniversitesi Kadın Çalışmaları Yüksek Lisans Tezi, 2008.