Türkiye çapraz ateş altında

Türkiye’nin ABD/NATO ile yaşadığı krizin derinleşmesi Rusya açısından önemli. Üstelik bu krizin devamlılığını sağlayacak S-400 anlaşmasının yanı sıra Akkuyu Nükleer Santrali ve TürkAkım gibi daha stratejik projeler söz konusu

Türkiye çapraz ateş altında

Türkiye tarihinde, ileride belki de “Seçimli Yıllar” olarak adlandırılacak 2014-2019 arası dönemde 9. seçime doğru gidiyoruz. Tayyip Erdoğan ve ekibinin seçim taktiği artık herkesin malumu: “Dış güçler” karşıtı çıkışlarla “içerisi” konsolide edilirken, arka planda aynı güçlerle yaşanılan kriz(ler)in sadece ertelenmesi için bile türlü tavizler verilir. Ancak Saray-AKP iktidarı, her seçim öncesi bir şekilde Batı’dan sağladığı dış desteğe bu defa hiç olmadığı kadar uzak. Ayrıca “İki rakip emperyalist gücü idare etme” siyaseti çöken iktidarın, ne ABD ne de Rusya’dan “erteleme” dahi koparabildiği bir süreç yaşanıyor.

Hâlihazırda Rusya ve müttefiklerinin İdlip operasyonu devam ediyor. AKP’nin kırılganlığını gören ABD ise Rus S-400 hava savunma sistemi alımı nedeniyle Türkiye’ye yönelik tehditlerde vites artırdı. Böylece AKP’nin 23 Haziran’ı “kazasız belasız” atlatma hesabına ilk büyük darbe gelmiş oldu.

S-400 krizinde malumun ilamı

ABD’li yetkililerin, S-400 alımı nedeniyle Türkiye’ye yönelik uzun bir süredir dillendirdiği uyarı ve tehditler, Pentagon’un askeri ve ekonomik yaptırım tehditleri içeren 6 Haziran tarihli mektubuyla resmiyete döküldü. ABD Savunma Bakan Vekili Patrick Shanahan tarafından, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’a gönderilen mektupta, S-400’leri alması halinde Türkiye’nin 31 Temmuz 2019’da F-35 programından çıkarılacağı, ABD üslerinde eğitim gören pilotlar ile öğrencilerin geri gönderileceği ve Türkiye’de F-35’ler için parça üreten firmalara yeni iş verilmeyeceği belirtildi.

Ancak söz konusu mektupta, bu alımın F-35 yaptırımlarının ötesinde sonuçlar yaratacağı açıkça ifade edildi. Türkiye’nin S-400 tedarikinin, “ABD ve NATO bünyesinde işbirliğini geliştirme ve koruma imkânlarını” aksatacağını belirten Shanahan, “ABD’nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Etme Yasası” (CAATSA) kapsamında da Washington’da “güçlü ve partiler üstü bir kararlılık” bulunduğuna dikkat çekti.

ABD’nin askeri ve ekonomik yaptırım tehdidi karşısında, Milli Savunma Bakanlığı’nın mektubu “çözüm önerisi” diye yorumlayan açıklamasını saymazsak henüz bir tepki yok… Hatta ilk ciddi tepkinin, mektubun basına sızdırıldığı 7 Haziran’da Rus tarafından geldiğini bile söyleyebiliriz: “Her şey yolunda. İki ay sonra teslimata başlayacağız.” (S-400’leri tedarik eden devlet şirketi Rostec’in CEO’su Sergey Çemezov)

Anlaşılan iktidar, krizi daha da tırmandıracak adımlardan kaçınıyor ve mesele seçim sonrasına havale ediliyor. Bunun için işaret edilen ise 28-29 Haziran’daki G20 Osaka Zirvesi ve burada gerçekleşmesi muhtemel Erdoğan-Trump görüşmesi.

Rehine pazarlığıyla bir yere kadar

Erdoğan’ın bu görüşmeden beklentisi büyük. Çünkü ona göre Trump’la her görüşmeden ufak da olsa bir şey elde edebilmek mümkün. Yeter ki karşılığını ver!

29 Mayıs’ta taraflar arasındaki telefon görüşmesinin ardından “FETÖ üyeliği” suçlamasıyla tutuklu bulunan NASA çalışanı Serkan Gölge serbest bırakıldı. Ertesi gün de Trump’ın, S-400 için Türkiye’den gelen ortak çalışma grubu kurulması önerisini kabul ettiğine dair Washington kaynaklı haberler çıktı. Böylece hem seçim sürecinde AKP lehine bir artı geldi hem de bayram öncesi doların harareti alındı. İktidarın, “rehine siyaseti”ni S-400 pazarlığının bir parçası olarak G-20 zirvesine kadar sürdürmesi muhtemel. Nitekim “FETÖ üyeliği” ile yargılanan ABD’nin İstanbul Konsolosluğu çalışanları Mete Cantürk’ün 25 Haziran’da, Metin Topuz’un ise 28 Haziran’da duruşmaları var.

Washington’un sıklıkla dillendirdiği bu isimler için olası tahliye kararlarıyla bile S-400 krizine “nihai” çözüm bulunabilmesi muhtemel gözükmüyor.

Rusların İdlip kozu

Türkiye’nin ABD/NATO ile yaşadığı krizin derinleşmesi Rusya açısından önemli. Üstelik bu krizin devamlılığını sağlayacak S-400 anlaşmasının yanı sıra Akkuyu Nükleer Santrali ve TürkAkım gibi daha stratejik projeler söz konusu. “İdlip sopası” da cabası! Yani Moskova için en azından orta vadede durum o kadar istenilen seviyede ki, Putin’in Erdoğan’ı pohpohlayan çıkışlarının ardı arkası kesilmiyor: “Delikanlı gibi ülkesinin bağımsızlığını gözetti.” (7 Haziran, St. Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu)

Ruslar, S-400 krizine rağmen AKP’nin İdlip konusunda ABD’den beklentileri olduğunun farkında. Trump’ın Rusya, Suriye ve İran’a yönelik “Saldırıları durdurun” çağrısına Kremlin “İdlip’teki teröristleri önleme sorumluğu Türkiye’de bulunuyor” diyerek çok açık bir mesaj verdi.

Saray-AKP iktidarına, Suriye’deki “kazanımlarını” nasıl elde edebildiğini hatırlatan Ruslar, çeşitli önlemlerle bölgedeki TSK varlığının sonlandırılabileceğini ima ediyor. Rus askerleri, Münbiç ve Tel Rıfat çevresinde yeniden konuşlanarak TSK ve cihatçı grupların tehdidi altındaki YPG-QSD’ye kalkan oldu. Ayrıca Kürt güçlerin Afrin bölgesindeki saldırıları artmaya başladı. Diğer yandan Suriye ordusunun İdlip ve çevresinde konuşlu TSK gözlem noktalarına doğrudan ya da dolaylı saldırıları var.

Bir tarafta ABD’nin S-400, diğer tarafta Rusya’nın İdlip tehditleri… Saray-AKP iktidarının bu denklemden yeni bir “denge” çıkarma kapasitesi yok. Aksine Türkiye çapraz ateş altında tarafını belli etmeye zorlanıyor.