Rejimin muazzam aklı – Pablo Hasel

Karşı cepheyi beyinsiz olarak karikatürize etmek yerine, muktediri küçümsemekten acilen vazgeçmeli ve kiminle yüzleşeceğimize karşı açık olmalıyız: Devrimci hareketleri parçalama konusunda muazzam bir akıl ve deneyime sahip bir devlet

Rejimin muazzam aklı – Pablo Hasel

Rejimi yıkmak istediğini iddia eden birçok örgüt ve parti arasındaki en yaygın ve ciddi hatalardan biri onu iyi tanımamak, düşmanını küçümsemek ve bu nedenle onu devirmeyi imkansız kılan saflığa düşmektir. Faşistlerin “aptallık” karikatürüne alışkın olanlar, iktidarda bulunan faşistlerin aptal olmadığını unutuyorlar. Aksi taktirde 39’dan beri iktidarda kalamazlardı. Devleti yöneten, – temsili hükümet değil – temel direkleri ordunun baskıcı aygıtlarıyla korunan oligarşi, fazlasıyla akıllıdır.

Oligarşi, Avrupa’da Franco’nun hayatının son yıllarında ve sonrasında devleti sarsan çok sayıda işçi sınıfı mücadelesinin baskısı nedeniyle sonunda geriye kalan birkaç kırıntıdan da vazgeçmek zorunda kaldı. Yüzeysel reform paketleriyle nihai olarak her şeyin aynı kalacağı bir kandırmacaya başvurdu. Daha az zeki ve gururlu olan faşistler, çok fazla kana mal olan bu küçük imtiyazlara da karşıydı. Daha açık ve bu nedenle daha az kamufle olmuş bir faşizmle devam etmek istediler. Ancak diğer taraftan Fraga[1] ve oligarşiye hizmet eden en hevesli faşistler, ceza almamak ve iktidarda kalmak için faşizmi örtbas etmek zorunda kaldılar. Kendilerini ciddi bir sıkıntıya sokmayacak “sol”u yasallaştırdılar, işledikleri suçlar için tazminat ödemediler. Aksine biriktirdikleri servetlerle yola devam ettiler ve hatta servetlerini arttırdılar. Dahası faşizmi “yeni” koşullara göre adapte etmek isteyen bu faşistler halkın gözünde kendilerini demokrat olarak pazarladılar.

Ancak soykırımlarla aldıkları bütün demokratik hak ve özgürlükleri Halk Cephesi’ne iade etmediler. Antifaşistlere yönelik işkence ve tutuklamalara, işçi sınıfına karşı yapılan acımasız sömürü suçlarına devam ettiler. Demokrasi adına alkış eşliğinde evcilleştirilen “sol”, baskı ve yağmanın kalıcı hale gelmesini kolaylaştırdı ve rejimin sorunlarını biraz daha hafifletti. Bu nedenle, Franco tarafından parmağında oynatılan kral, bu maskaralığı kınayan örgütleri yasadışı ve vahşice bastırmasına rağmen, halk kitleleri tarafından özgürlüklerin garantörü olarak görüldü. Rejim eğer aptalların elinde olmuş olsaydı şüphesiz bu büyük manevra yapılamaz, yeniden oluşturulamaz ve her şeylerini kaybetmelerine neden olurdu.

Rejim, son yıllarda, örneğin 2011’den 2014’e kadar arka arkaya gelen kitlesel protestoların yarattığı ve giderek keskinleşen krizlerden oldukça incelikli bir şekilde çıkmayı başardı. Düzen partileri bu durumdan fazlasıyla etkilendi ve onları meşrulaştıran seçim maskaralığına katılım giderek düşüyordu. Gösterilerde eylemcilerden[2] şu sloganlar yükseliyordu: “İspanya Sosyalist İşçi Partisi (İSİP-Partido Socialista Obrera Español), Halk Partisi (HP-Partido Popular), aynı bok”, “Buna demokrasi diyorlar ama öyle değil” o “Bizi temsil etmiyorlar.” Rejim gergin bir durumdaydı. Öfkeyi sokaklardan uzak tutmak için tıpkı “geçiş” sürecinde İspanya Komünist Partisi’ne (İKP- Partido Comunista de España) yaptıkları gibi Podemosçuları rejimi aklamak için kullandılar. Medyada Podemos’a büyük bir kürsü verdiler, militan mücadeleleri suç saydılar, demokrasi dediler ama monarşiyle caka sattılar, yasallığa saygı talep ettiler, AB ve NATO emperyalistlerini savundular, zor aygıtlarını desteklediler…

Sokakların sakinleşmesinden sonra ikinci bir “geçiş” yaşandı. Hareketi ilerletmek için mücadele eden pek çok insan İSİP’in tüm yanlışlarını unutarak onu müttefik olarak görmeye başladı. Yapılan anketlerin heyecanıyla çözümün bu olduğuna inanan pek çok insan demokrasi hikayesini yuttu. Böylece bir kez daha rejim, büyük “devlet adamlarının” manevrasıyla, halkın arasında artan hoşnutsuzluk sonucu çoğalan sokak patlamalarını dizginlemiştir.

Rejim aklının bir diğer örneği ise Katalonya’da bağımsızlık hareketinin muazzam naifliğiyle birlikte süren sorunların üstesinden, şimdilik az bir sarsıntıyla bile olsa gelmiş olmasıdır. Katalonya’nın tarihi sivil itaatsizlik hareketini vahşi yollarla bastıramayacağını ve kontrolü kaybedebileceğini anlayan devlet, Katalan liderleri teslim alarak ve halka boyun eğdirerek, referandum zaferi ile başlayan süreci çok kontrollü bir şekilde sona erdirdi. Devlet karşısında bağımsızlığın çoğunlukla elde edilemeyeceği, polisin referandumu yaptırmayacağı öngörülebilirdi. Düşmanın da cehaleti fazlaydı. Eğer düşman, Katalan liderleri tanısaydı sonrasında gelecek baskı nedeniyle referandumu desteklemeyeceklerini bilirdi. Aslında birçoğu suçlamalardan[3] önce bunu durdurmak bile istedi. Böylelikle, baskı karşısında hızla Anayasa’ya uyan bu liderler, itaatsizlikten vazgeçtiler ve mücadele etmeye devam eden bağımsızlık hareketini bastırdılar. Eğer kişisel çıkarları için mücadeleden vazgeçmiş bu liderler olmasaydı durum bu kadar kolay kontrol altına alınamaz ve Katalonya yönetilemez olurdu. Rejim eğer işe yaramaz “aptal” insanların elinde olsaydı, kontrolü kaybeder ve sokaklardaki sakinliği sağlayamazdı.

Diğer taraftan rejimin, seçim katılımını arttırmak ve İSİP’i aklamak için kullandığı VOX[4] manevrası da oldukça iyi gitti. 2011’den bugüne, halkın yaşam koşullarında büyük bir bozulma olsa da bu hoşnutsuzluğu tam tersi bir şekilde yönlendirmeyi ve yönetmeyi başardılar. Ama Podemos’u, C’yi ve VOX’u yükselttikten sonra güçleri giderek tükenmekte. Bir sonraki kriz derinleştiğinde, rejimin halihazırda bazı alanlarında görmekte olduğumuz monarşik unsurların yükselişi, Cumhuriyet biçiminde bir devlete sahip olsak da “sol”un yardımıyla bize bir zafer olarak pazarlanacaktır.

Silahlı örgütleri ve sayısız işçi mücadelesini nasıl devre dışı bırakmayı başardıklarına dair sayısız örnek verebilirim. Bu yüzden karşı cepheyi beyinsiz olarak karikatürize etmek yerine, muktediri küçümsemekten acilen vazgeçmeli ve kiminle yüzleşeceğimize karşı açık olmalıyız: Devrimci hareketleri parçalama konusunda muazzam bir akıl ve deneyime sahip bir devlet. Bunu unutmak, içinde yaşadığımız mevcut koşullarda özgürlüklere sahip olduğumuz yanılsamasını yaratır (Katalonya’da ya da birçok reformist revizyonist örgütte olduğu gibi). İçinde bulunduğumuz durumun ciddiyeti göz ardı edilirse kontrollü birkaç protesto dışında pratik mücadele devre dışı kalır. Her şeyin “bağlanmış ve iyi bağlanmış” olduğu bir yasal zeminde, derin değişikliklerin üstesinden gelmenin kolay olduğuna inanmak talihsiz bir yanılsamaya yol açar. Düşmanla alay etmek yerine odaklanmamız gereken ondan öğreneceklerimizdir. Çünkü onun aklı ve yaptıkları bu kadar açık olsaydı, işler çok farklı olurdu.[5]

Dipnotlar:

[1] Manuel Fraga Iribarne. Franco rejiminin önemli faşist ideologlarından birisidir.

[2] Yazar burada eylemcilerden “Escrache” diye bahsediyor. “Escrache” ilk olarak 1995 yılında Arjantin’de ortaya çıkan 2013 yılında da İspanya’da bankaların hacizlerine karşı Mortgage4 (PAH) tarafından düzenlenen bir gösteri biçimidir.

[3] Burada kastedilen Bağımsızlık Referandumu sonrasında Katalan liderlerin yargılandığı ve 12 Şubat 2019’da İspanyol Yüksek Mahkemesinde başlayan davadır.

[4] Aşırı sağ parti.

[5] Yazar burada “Otro gallo cantaria – horoz şarkı söylerdi” diye bir değim kullanıyor.

[La Haine’deki İspanyolca orijinalinden Yener Çıracı tarafından Sendika.Org için çevrilmiştir]