Kârların yüzde 88’i faaliyet dışı gelirlerden – Hayri Kozanoğlu (BirGün)

İSO Başkanı Bahçıvan’ın açıklamalarının aksine, 2018 yılı ‘büyük sermaye’ için hiç de fena geçmemiş. Türkiye’nin en büyük 500 şirketinin 2018’deki kârlarının yüzde 88’i üretim faaliyeti dışı gelirlerden kaynaklanmış. Bu oran 2017’de yüzde 35,5’miş

Kârların yüzde 88’i faaliyet dışı gelirlerden – Hayri Kozanoğlu (BirGün)

Bildiğiniz gibi 28 Mayıs 2019’da İstanbul Sanayi Odası (İSO) ‘Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu Araştırması’nın sonuçlarını paylaştı. TÜPRAŞ’ın 79 milyar TL satışla birinci sıradaki yerini koruduğu görüldü.

İSO Başkanı Erdal Bahçıvan’ın basın toplantısında en fazla vurgu yaptığı nokta, finansman giderlerinin faaliyet kârı içindeki payının yüzde 49,8’den yüzde 88,9’a yükselmesi oldu. “Yani biz bugüne kadar yüzde 50’lerden şikâyetçiyken şimdi sanayi firmaları 2018 yılında elde ettikleri kârın neredeyse tamamını finansman giderlerine ayırmıştır” ifadesiyle sanki 500 büyük firma bütün yıl çalışmış didinmiş, eli boş kalmış gibi bir algı yarattı.

Metnin tümünü incelediğimizde gerçekten 2017’de 35.2 milyar TL olan finansman giderlerinin 95.8 milyar TL’ye sıçradığını görüyoruz. Ancak asıl önemli rakam, 2018 yılı dönem kârının 2017’ye göre yüzde 19,8 artışla 63.5 milyar TL’ye yükselmesi olmalı. Yaşanan kur şokuna, faizlerin ciddi oranda yükselmesine karşın sanayi şirketleri “finansallaşmanın nimetlerinden” yararlanarak kârlarını ciddi anlamda artırmayı başarmışlar.

Yine raporun verilerine dayanarak açıklayalım: Evet, 2018’de faaliyet kârı 107.8 milyar TL olmuş. Gelgelelim 500 büyük şirket 31.5 milyar TL de net kambiyo kârı elde etmiş. Bu rakamın üzerine faiz, iştirak, temettü geliri 24.3 milyar TL’yi ekleyince net üretim dışı gelirler 55.8 milyar TL’yi bulmuş. Halbuki bu rakam 2017’de 18.8 milyar TL imiş. Diğer bir ifadeyle dev şirketlerin üretim dışı gelirleri 2018’de yüzde 196 artmış. Yüksek faizler, fırlayan döviz kurları bazı firmaların lehine, bazılarının ise aleyhine çalışmış. Ama son tahlilde 2018 yılı “büyük sermaye” için hiç de fena geçmemiş.

Aynı rakamları şöyle okumak da mümkün: 500 büyük firmanın 2018’deki kârlarının yüzde 87,8’i üretim faaliyeti dışı gelirlerden kaynaklanmış. Bu oran 2017’de sadece yüzde 35,5’miş.

500 büyük sanayi kuruluşu 2018’de, özellikle fırlayan dövizin yarattığı rekabet gücüyle belki günü kurtardı. Ama asıl sinyal veren gösterge, bilançolarında duran varlıkların oranı yüzde 38,8’e gerilerken, dönen varlıkların yüzde 61,2’ye çıkmasıdır. Bu tablo yeni yatırım yapılmamasının, sermaye birikim sürecinin iyice yavaşlamasının bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. 2019’dan başlayarak sözünü ettiğimiz eğilim firmaları olumsuz yönde etkileyebilecektir. Zaten 2019 ilk çeyrek rakamları da yatırımların yüzde 3,8 daralarak tehlike çanlarının çaldığına işaret ediyor.

Hayat size güzel!

Özellikle finansallaşmanın daha kökleştiği ABD ve İngiltere gibi Anglosakson ülkelerinde yaygınlıkla kullanılan “refah etkisi” diye bir kavram var. Borsalar yükseldikçe hisse senedi bulunan kişilerin, emlak fiyatları arttıkça konut sahiplerinin yüzü gülüyor, kendilerini zenginleşmiş hissediyorlar. Böylelikle yaşama daha güvenle bakabiliyor, sıkça tatile gidip, bolca alış-veriş etme cesareti gösterebiliyorlar. Sonuçta mal ve hizmetlere olan talebi de yukarı çekebiliyorlar.

Merkez Bankası’nın Mayıs 2019 Finansal İstikrar Raporu’na göre hanehalkının hisse senedi portföyü Mart 2018’de 70.4 milyar TL iken, Mart 2019’da 63.2 milyar TL’ye düşmüş. Yani borsacıların yüzü gülmemiş. Emlak fiyatlarının düşüşe geçtiği de zaten gün gibi ortada. Ancak yine aynı rapora göre, hanehalkının 2018 Mart’ta döviz mevduatı 351 milyar TL (90.3 milyar dolar) iken Mart 2019’da 547 milyar TL’ye (100.6 milyar dolar) yükselmiş. Diğer bir ifadeyle dolar cinsinden yüzde 11,3, TL karşılığı olarak yüzde 56,1 artış kaydetmiş. Sonuçta döviz hesabı bulunanlar tam 196.8 milyar TL zenginleşmiş.

Açıkçası ülkemizde “refah etkisinin” keyfini bu insanlar çıkarıyor. En son açıklanan büyüme verilerine göre 2019 ilk çeyreğinde özel tüketim bir önceki yıla göre yüzde 3 daralmış. Eğer döviz zengini bu “şanslı” yurttaşlarımız olmasaydı muhtemelen daha kötü bir tabloyla karşılaşacaktık.

Finansal İstikrar Raporu verileri yabancı para tasarruf mevduatlarının yüzde 45’ini 1 milyon TL’nin üzerindeki hesapların oluşturduğunu gösteriyor. Toplam içerisinde 50 milyonun üzerindeki mevduatlar yüzde 7’lik, 5-50 milyon aralığındakiler yüzde 16’lık, 1-5 milyon aralığındakiler ise yüzde 22’lik bir ağırlığa sahipler.

En son açıklanan istatistiklere göre katılım bankaları dahil bankacılık sistemindeki döviz mevduatlarının daha da yükselmiş, 110.3 milyar dolara dayanmış durumda. Demek ki doların her 10 kuruş artışında “rantiye yurttaşlar” 11 milyar TL zenginleşiyorlar. Belki de “hayat bize güzel!” şarkısı eşliğinde ekrandan döviz kurlarının seyrini izliyorlar.

Kaynak: BirGün